Ümit İçerisinde Olduğum Filistin’e Umutla Yolculuk
Kasım 2018 Bekir Talha SAATÇİOĞLU A- A+
A- A+

Ümit İçerisinde Olduğum Filistin’e Umutla Yolculuk

Bu; özgürlüğü simgelercesine kuşların üzerinde uçtuğu, zeytin ağaçlarının gölgesinde sarı kubbesi ile tanıdığımız bir mescide ziyaret yolculuğunun yazısıdır.

Yıllarca hayalini kurduğum, gitmek için can attığım Mekke ve Medine’ye gittikten sonra ziyaret edilmesi tavsiye edilen üçüncü mekâna gitmek nasip oldu şu sağlıklı hayatımda…

Katılmış olduğum bir eğitim programında derece elde edip kazanmıştım Kudüs’ü. O andan itibaren oraya ulaşana kadar hiçbir zaman heyecanım dinmedi ve oraya ulaşamama korkusu hiç bitmedi. Günler ayları kovaladı ve yaklaştı Kudüs yolculuğu. Gitmeden önce çeşitli kitaplar, yazılar okuyup belgeseller izliyordum. Öğrendikçe heyecanım artıyor, daha da çok merak ediyordum.

Türkiye’de medeniyetin timsali olan beş farklı şehirden katılımcılar ile gidecektik Kudüs’e. Konya’da güneş henüz doğmak üzereydi ki 3 kişi havaalanına yetiştik. Saat yedide kalkış yapacak bir uçak için fazlasıyla geç kalmıştık bile. İvedilikle bagajlarımızı gönderip, biletlerimizi okutup uçağa geçiş yaptığımızda zorlu bir sınavdan geçtiğinizin haberini almış gibi rahatlamış ve bir yorgunluk bulmuştu bizi. Uçağa yetişmiş olmamız arkadaşlarımın bana kızmasını bir nebze azaltsa da engelleyememişti.

Uçakta kahvaltımızı yaptıktan sonra orada neler yapacağımızı planlarken geçen vakitten habersiz iniş yapmıştık bile İstanbul’a. Gerekli işlemleri bir an önce tamamlayıp bagajlarımızı almak ve diğer uçağa geçmekti hedefimiz. Konveyör bandının başında yarım saat bekledikten sonra yetkililerin sizin uçuşunuz Monako’ya gitmek üzere aktarmalı olarak alınmış demesiyle, bende bulunan heyecanın yerini şaşkınlığa bırakması bir olmuştu. Biletim Monako’ya alınmıştı bununla beraber valizlerim gibi heyecanım da kayboluyordu sanki. Kayıp eşya bürosundan iç hatlara, iç hatlardan da dış hatlara aktarmışlardı bizi. Çeşitli araştırmalardan sonra diğer iki arkadaşımda bir yanlışlık olmadığı tespit edildi ve Tel Aviv’e gitmek üzere uçaklarına geçtiler. Benimse bilgilerim üçer beşer kez alınmıştı ve farklı kişilere aktarılıyordum sürekli. Bu problemlerin yanında asıl önemli bir problem vardı ki o da uçağın aktarmalı olacağı bilgisi bana verilmediği için pasaportumu valizimin içine koymuştum. Pasaportum olmadığı içinde hiçbir işlem yapamıyordum. Sonunda eğer uçağın gidişini ayarlayabilirsek bagajımın da bana ulaşacağı bilgisi verilmişti. Uçağın kalkışına bir saat gibi az bir süre kalmıştı ki son yirmi dakika da uçağa giriş mümkün olmuyordu.

Konuşmadığım görevli, derdimi anlatmadığım memur, aktarmadıkları amir kalmamıştı artık havalimanında.  Sorun şeflere oradan müdüre ve oradan da genel müdüre kadar ulaşmıştı. İşin çözülmesi için emir vermişti genel müdür. “Sen bekle! Biz seni arayacağız.” dedikten kısa bir süre sonra Elif Hanım adında bir bayan beni aradı. Basit hataların yapıldığı havaalanında o kadar kısa bir sürede bana telefonumdan ulaşması takdire şayandı. Türkiye şartlarında şaşırmamak mümkün değildi. Kırmızı kravatlı iki kişinin beni aradığını söyledi ve ayağa kalkıp elimi yukarı kaldırmamı istemişti. Havaalanının ortasında elimi kaldırmış bir diğer elimde telefon, tanımadığım Elif isimli bir bayanın komutlarını yerine getiriyordum. Anlam veremediğim bu hareketler umudumu yeşerten son çırpınışlardı. Söylenenleri yapmaya devam ediyordum. Tel Aviv uçağı için anons yapılırken beni arayan kırmızı kravatlı adamın isminin Kazım olduğunu öğrendim. Artık her şeyi göze almış uçağa yetişmek için ne denirse yapmaya hazırdım. Elim havada ortalık yerde sağa sola koştururken bir de Kazım Bey diye seslenmemi istemişti Elif Hanım. İş artık heyecanı geçip tam anlamı ile aksiyona ulaşmıştı bile.

Düşünsenize havaalanında elinde birkaç parça çantayla bir eli havada el sallayıp diğer eliyle telefon konuşan, ara ara da Kazım Bey diye bağıran, insanların tedirgin bakışları arasında kalmış, 23 yaşında, sakallı bir genç…

O kadar uğraş, beni uçağa yetiştirmeye yetmemişti. Maalesef uçak kalkmıştı ve yıllarca hayalini kurduğum yolculuk elimden kayıp gitmişti adeta. Öylesine büyük bir hüzne kapılmıştım ki boğazım düğümleniyordu sanki. Aylarca düşünüp planlar yaptığım yolculuğun basit hatalardan dolayı iptal olması uçağı kaçırmama ve hayallerimin suya düşmesine sebep olmuştu.

Hiçbir zaman kolayca pes eden birisi değildim ki bu kadar değer verdiğim bir meseleyi hemen bırakayım. Bu gezinin organizasyonunu yapan şirketin yetkililerini aradım ve yardım etmelerini istedim. Onlar aracılığıyla birçok müdür ve amir ile görüştüm yeniden. THY ’de görevli müdür inisiyatif kullanarak bir sonraki uçak için bilet ayarlamaya çalıştıklarını söyledi. Oradaki kısa bekleyişler benim için aylardan farksızdı. Artık sıkılmış ve sinirliydim.  Bir sonraki kalkışa yirmi beş dakika kalmıştı.

Az da olsa kalan ümidimi bağladığım memur “Bu uçağa da bilet alamadık, artık akşam uçağına alabiliyorum.” dedi ve işlemlere başladı sakince. Birkaç dakika sonra heyecanlandı ve alel acele bir şeyler yapmaya başladı. “Allah kahretsin!” cümlesini o adamdan duyduktan sonra az da olsa kalan ümidim neredeyse bitmişti.  Bileti kalkmakta olan uçağa almıştı görevli. Yaklaşık 5 dakika boyunca yanımda tanımadığım bir adamla koşturmaya başladım. O zaman anladım havalimanının ne kadar büyük olduğunu. Koşuşturma sürerken son anons yapılıyordu. Dua et yetişelim diyordu yanımdaki görevli. Heyecan, aksiyon ve yorgunluk karışmıştı zihnimde, bedenimde.  Son saniyeler içerisinde ulaşmış ve nihayet binmiştim uçağa.

Terden dolayı su içerisinde kalmış ve birkaç parça çanta ile uçağın içerisine atmıştım kendimi. Bir taraftan biletime bakıp yerimi bulmaya çalışırken, şaşkın gözlerle bana bakan insanları anlamaya çalışıyordum. Lüle lüle saçlarının faullerini uzatmış ve kıvırmış, garip bir elbisenin içerisinde oturan, 60-65 yaşlarında bir amcanın yanı boş duruyordu. Eşyalarımı yerleştirip düşünmeden oturdum hemen yanına. 5-10 dk dinlendikten sonra başını bana doğru çevirip bir şeyler söyledi hiç de gözüktüğü gibi sevimli olmayan amca. Onun dediklerini anlamamıştım ama giyiminden ve konuşmasından Yahudi olduğunu anlamıştım ve ona Filistin’e gittiğimi Türkçe, Arapça ve İngilizce olarak basa basa söyledim. Anlamamış numarası yapsa da bakışlarından ve yol boyu süren suskunluğundan beni anladığı çok aşikârdı. Bulutların üzerinden aşağıya doğru inişe geçerken güneş ışınları gözlerimi alıyordu. Müthiş bir huzur vardı gönlümde ve tabi ki kafilesini kaybetmiş, ne yapacağını bilmeyen birinin garip duyguları…

İnmiştim uçaktan, anlatıldığı gibi çok zor olmadı geçişim. Çünkü pasaport kontrolünde İbranice söylenen hiçbir şeyi anlamıyordum. İşaret ile birlikte söyleyebildiğim tek şey ‘’Ben turist…’’ idi. 3-5 dakika içerisinde geçmiştim kontrollerden.

Geçtim ama ne yapacaktım. Sadece hayal edin…

Devamı fedakârlık bekleyen Kudüs yazımda.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2018

Sayı: 23

Genç Adam Arşiv