Mayıs 2014 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Tatil Yok İstirahat Var

Tatil, sözlükte faaliyete, çalışmaya belli bir süre ara verme, işi durdurma, işi geçici olarak bırakma olarak açıklanmıştır. İstirahat ise rahatlama, dinlenme olarak ifade edilmiştir. Kavramlardan hareketle konuyu izah edecek olursak, mü’minin ara veremeyeceği ferdî, ailevî, toplumsal vazife ve sorumlulukları vardır. Mü’min, öğrenmeye ve namaza ara veremez. Ailesinin eğitimine ve nafakasının teminine ara veremez. İyiliği emir kötülükten men etmeye ara veremez. Mü’mine tatil yok istirahat var. Çalışır, yorulur, istirahat eder. En mükemmel şekilde yaratılan insan istirahat halindeyken bile tatilde değildir. Rabbimiz uykuyu insan için istirahat kıldığını beyan buyurmuştur:
“O geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.” (Furkan, 47)
İnsan uykudayken bile vücudu çalışmaktadır. Kalp çalışmakta, kan vücutta dolaşmakta, sindirim ve solunum sistemleri faaliyetlerine devam etmektedir. İnsan rüyalar görmekte, gezip dolaşmaktadır. Üstad Necip Fazıl
“Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl.”
diyor.
İnsan sonu belli olmayan sona doğru giderken nasıl istirahatında tatil edebilir? Vücudu tüm hücreleri ile hareket halindeyken onu nasıl tatil edebilir? Nasıl tatil ettiğini zanneder? Aklı tatil olana deli, nefsi gayrimeşru isteklerden tatil edene veli,  bedeni tatil olana da ölü denir. Son nefese kadar sorumlulukları olan mü’min neyini tatil eder? Nasıl tatil eder? Rabbimiz buyurdu ki:
“Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.” (A‘raf, 4)
Hayata dair hiçbir güvencesi olmayan insan hangi tatilin peşindedir? Tatil nedir? Tatilden maksat nedir? Üstad şiirine devam ediyor:
“Diz çök ey zorlu nefis, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuz’a varmak…”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dilinden:
“Mü’min için dünyada istirahat Rabbine ibadet etmektir. Dünyadan ayrılış da ebedi istirahattır.”
Hz. Ali “Namazımı kılar istirahat ederim” demişti. Kendisini ayıpladılar. O da şu cevabı verdi: “Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim. Şöyle demişti:
“Ey Bilal kalk, bizi namazla istirahate kavuştur.” (Ebu Davud)
Bir cenaze görülmüştü. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Hem o istirahate kavuştu hem de ondan istirahata kavuşuldu.” buyurdu. Bunun üzerine yanındakiler:
“Ey Allah’ın Rasulü, ‘İstirahata kavuşan’ ve ‘Ondan istirahata kavuşulan’ kimdir?” diye sordular. Şu açıklamayı yaptı:
“Mü’min kul (ölünce) dünyanın yorgunluk ve ağrılarından kurtulur. Facir (ölünce) ondan da kullar, memleket, ağaçlar ve hayvanlar kurtulur.” (Buharî, Müslim, Nesaî)
“Dünya mü’mine zindan, kâfire cennettir.” (Müslim, Tirmizî)
Münavî, hadis-i şerifi açıklama sadedinde şu menkıbeyi nakleder: “Hafız İbn Hacer, bir gün etrafını saran büyük bir cemaatle haşmetli bir şekilde pazara uğrar. Derken kılık kıyafeti pejmurde, eskimiş ve yağlara bulanmış bir elbise içerisinde sıcak zeytinyağı satan bir yahudi, kendisine doğru yaklaşıp atının yularından tutar ve: “Ey Şeyhülislam, Peygamberiniz: ‘Dünya mü’mine zindan, kâfire cennettir’ demiştir. Sen hangi zindandasın, ben nasıl bir cennetteyim?” der. İbn Hacer şu cevabı verir. “Ben Allah’ın bana ahirette hazırladığı nimetlere nispetle hali hazırda sanki hapiste gibiyim. Sen de, sana ahirette hazırlanan azaba nispetle cennette gibisin!” Yahudi bu cevap üzerine Müslüman olur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdu ki:
“Uhut’ta şehit olan kardeşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar cennetin nehirlerine giden, cennet meyvelerinden yiyen ve arşın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehitler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: ‘Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler cennette dirileriz, rızıklandırılıyoruz. Bu haber gitmeli ki onlar cennete karşı isteksiz olmasınlar ve harpte korkak davranmasınlar!’ Allah Teâlâ onlara cevaben: ‘Sizin haberinizi ben duyuracağım’ buyurdu ve şu ayeti indirdi: “Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin onlar Rableri katında diridirler. Allahın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşmayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendilerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler” (Al-i İmran, 169) (Ebu Davud).
Rabbimiz kimi kullarını da tatil ile imtihan etmiştir.
“(Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.” (A’raf, 163)
Diyen güzel demiş:
“Konma bülbül konma, dalım boş değil
Gülsem oynasam da göğnüm hoş değil.”

Şu fani dünyada gülsek de oynasak da gezip tozup tatil de yapsak gurbetteyiz. Asli vatandan uzaktayız. Yani gönlümüz hoş değil, hoş da olmamalı.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2014

Sayı: 5

Genç Adam Arşiv