Allah'tan Korkan Kimseden Korkmaz
Ağustos 2016 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Allah'tan Korkan Kimseden Korkmaz

Yola çıkan nereye gitmek istiyorsa o yola koyulur. Batıya yönelen doğuya, doğuya yönelen de batıya asla ulaşamaz. Mü’min Rabbinden geldi, Rabbine dönecektir. Kimi imanla kimi imansız. Rabbine imanla dönmek isteyen Kur’an yolundan gitmek zorundadır. Kur’an yoluna girmeyen ömür boyu gitse de Rabbine ulaşamaz. Kur’an’ın yolundan başka yol Rabbe götürmez. Kur’an’ın yolu Kur’an’dan ve onu getirenden öğrenilir. Ahirete vardığı halde Rabbine varamadığını görenlerin şaşkınlığı, memleketi için yola çıkıp günlerce yol aldıktan sonra yanlış yola sapıp memleketine varamayanların şaşkınlığından daha büyük olacaktır.

Rabbimiz buyurdu ki “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip onun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (Enam, 153)

Kur’an yolundan gidenlerin en belirgin özelliği birbirini tanımaları, kaynaşmaları birbirini sevip saymalarıdır. Bunlar aynı yolda yürüyen, aynı otobüsü bekleyen, her sabah aynı yolda karşılaşan sıradan yol arkadaşları değildir. Köpekler, tanımadığı insanlara birkaç kere hırlasa bile, aynı yoldan gide gide o bile ünsiyet peydah eder de hırlamaz olur. Kur’an yolunda yürüyenler aynı yolun yolcuları, aynı davanın kardeşleridir. Kur’an yolundan gidenler, birbirine ters bakabilir mi? Birbirine düşmanlık edebilir mi? Birbirine kast edebilir mi?

Yola koyulmak önemli de aslolan o yolda daim ve kaim olabilmektir. Yola koyulmak da menzile ulaşmak için yeterli değildir. Allah’ın yoluna koyulan, o yolun ikaz ve işaretlerine uymalı ki o yolda güvenle seyredebilsin. Sahih ve sağlam bir imanla o yola koyulmak, ibadet ve taatler, helaller ve haramlara riayette, yolun işaretleridir. Yoldaki işaretlere uymaman da menzile ulaşmana manidir. Nasıl ki dalgınlık, dikkatsizlik, aşırı hız, aracı yoldan çıkarırsa, Allah yolunun ikaz ve uyarılarına riayetsizlik de insanı Allah yolundan fırlatıp atar da o kendini daha yoldayım zanneder. Hayvani arzularının peşinde koşar da Allah yolundayım zanneder.

“De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız.” (Yusuf, 108) Samimi mü’min, kime neye çağırdığını bilir. Peygamberler Allah’a nasıl bilerek çağırdılarsa, ona tabi olanlar da o şekilde çağırmışlardır. Allah’a çağırıyor gibi kendine, kendi mezhebine, kendi meşrebine, kendi gurubuna çağıranlar, sapanlar ve saptıranlardır. Kendi mezhebini, kendi meşrebini, kendi anlayışını, din olarak telkin edenler, sapanlar ve saptıranlardır. Allah’tan çok, birilerinden bahsedilen, Allah’ın kitabından çok başkalarının kitaplarının okunduğu, peygamberden çok birilerinden bahsedilen, peygamberden çok birilerinin hal ve hareketlerinin konuşulduğu meclislerde hayır yoktur. Bu meclisler sapma ve saptırma meclisleridir. Neye, niçin iman ettiği bilinmeyen, İMAN’dan; neye, niçin ibadet edildiği bilinmeyen, İBADET’ten; kime, niçin itaat edildiği bilinmeyen, İTAAT’den, okunup tefekkür edilmeyen, anlaşılmayan, yaşanmayan, yaşatılmayan, KUR’AN’dan ne dünyada ne de ahirette hiç kimseye fayda gelmez.
“Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter.” (Enfal, 64) Mutlak itaat sadece Allah ve Resulünedir. Allah ve Resulü’ne itaat ediyor gibi başkalarına itaat edenlerin ahir ve akıbetleri hayrolmaz. Anını ve geleceğini ilahi ve nebevi öğretilerle inşa edemeyenlerin ahir ve akıbeti hayrolmaz. Kur’an ve sünneti çıkar ve menfaatlerine alet edenlerin ahir ve akıbeti hayrolmaz.

“Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitabı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün demiştik.” (Bakara, 63) Mü’min düşünmeden, muhakeme yapmadan hiçbir iş yapmaz. Düşündüğü yaptığı her iş ve hareketi Kur’an ve sünnete sunar. Ona uymayan kime, neye ait olursa olsun reddeder. Böyle bir hayat tarzını benimseyen, dünya ve ahirette pişman olacağı bir şeyle karşılaşmaz. Ahir ve akıbetinden emin olabilir.
“Biz bunu, hem onu görenlere hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.” (Bakara, 66) Hayat anların birleşmesinden ibarettir. Anını kurtaran hayatını yani geleceğini kurtarır. Mü’min anından sorumludur. Anını sorumluluklarını yerine getirerek geçiren kul, hayatının tamamını değerlendirmiş olur. Kul akil baliğ olmadan kulluktan sorumlu değildir. Vakit girmeden namazdan, Ramazan gelmeden farz oruçtan, zengin olmadan da zekâttan sorumlu değildir. Vazife ve sorumluluklarını vaktinde, yerli yerince ifa edenlerin gelecek kaygısı taşımalarına gerek yoktur. Geleceğe ümitle bakabilir.

“Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah hesap görücü olarak yeter.” (Ahzab, 39) İlahi ve nebevi öğretilerle donanan mü’min hiç kimseden korkmadan Allah’ın yoluna koyulur. Artık onu o yoldan kimse alıkoyamaz. Çünkü onun yolu Resullerin ve Nebilerin yoludur. Onlar o yolda nasıl yürümüşse ona inananlar da öylece yürüyeceklerdir.

“De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, ben de yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.” (Enam, 135) Hem dünya hem de ahiret yurdu elbette ki gönülden Rabbine bağlanıp onun yoluna koyulanlarındır. Gözü dönmüş, anasını babasını, çoluğunu çocuğunu, masum insanları öldürecek kadar dinini imanını karıştırmış insanlar ancak helake sürüklenir. Peşinden gidenleri de helake sürükler.

“Allah’a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helake sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.” (Enam, 137)

Kimileri insanları nâra çağırır, kimileri de nura çağırır. Ferasetli mü’min, insanları ya nura çağıran öncü ya da nura çağıranların artçısı olur. Asla ve asla ne nâra çağıran öncü ne de nâra çağıranların artçısı olamaz. “Biz onları, ateşe çağıran öncüler kıldık. Kıyamet günü de kendilerine yardım edilmeyecektir.” (Kasas, 41)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden günümüze mü’minlerin başına kâfirlerden çok münafıklar bela olmuştur. Mü’minler, münafıklara karşı çok dikkatli olmalıdır. “Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Allah, onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına döndürmüştür.” (Nisa, 88)

Münafıklar tarihte ne uzamışlar ne kısalmışlardır. Onlar hep taşeronluk ve çetecilik yapmışlardır. İşleri güçleri fitne ve fesat çıkarmaktır. İnananların devletleri olmuş, inkârcıların devletleri olmuş fakat münafıkların asla yeryüzünde bir devletleri olmamıştır. Dünyada kendilerini gizledikleri gibi, ahirette de Rabbimiz onları gözden ırak cehennemin dibine atmıştır. Çünkü onlara hiç kimse güvenmemiştir. “İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minlerin ortaya çıkması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindir.” (Âl-i İmran, 166)

Kur’an’a ne kadar sağlıklı bakarsak, Kur’an’ı ne kadar sağlıklı anlarsak, Kur’an’ı ne kadar sağlıklı yaşarsak; nefsimiz, neslimiz, aklımız, dinimiz ve malımız için gelecek o kadar sağlıklı olur.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2016

Sayı: 14

Genç Adam Arşiv