Tarihten / İbni Haldûn
Ocak 2018 Berrin HATAYLI A- A+
A- A+

Tarihten / İbni Haldûn

Büyük İslâm tarihçisi, kıraat ve Mâlikî mezhebi fıkıh âlimi, devlet adamı, sosyolog.  Aslen Yemen’de Hadramut’tan olduğu için Hadramî, ailesi Tunus’a hicret etmeden önce Endülüs’te İşbiliyye şehrinde oturdukları için İşbilî nisbet edildi, iyi bir tahsil görüp çeşitli ilimleri öğrenen, değişik yerlerde hizmetlerde bulunan ve mühim eserler yazan İbn-i Haldûn, 808 (m. 1406)’de Mısır’da vefat etti.

İbn-i Haldûn, çocukluk çağından olgunluk yaşına gelinceye kadar, babası Muhammed Vâbilî’nin nezaretinde yetişti. Ondan terbiye görüp, ilim öğrendi. İlk önce Kur’an-ı Kerimi ezberledi. O zamanın en meşhur kıraat edebiyat kelam fıkıh hadis âlimlerinin de ilim meclislerine devam edip, bilgi, edeb ve faziletlerinden istifade etti. Her birinden icâzetnameler (diplomalar) aldı. Aklî ve naklî ilimlerde âlim oldu. Kur’an-ı Kerimi yirmi bir defa, yedi kıraat üzerine hatmetti.

İbn-i Haldûn, sosyoloji ilminin kurucusu olarak tanınmıştır. O, sosyoloji ilmine; “İlm-i Tabiat-i Umran” adını vermiştir, insanların cemiyetler hâlinde birbirleriyle yardımlaşarak memleketleri İmar etmelerini ve yaşayışları için gereken geçinme vâsıtalarını, sebepleri ve âletleri hazırlamalarını, “Umran” kelimesiyle ifade etmiştir. Kendinden önce sosyoloji ilmine temas edenlerden farklı olarak, bu ilmin; siyaset, ahlâk, hitabet ve başka ilim ve fen cümlesinden olmayıp, kendi başına bir ilim olduğunu ortaya koymuştur.

İbn-i Haldûn’un sosyoloji ilmi ile ilgili görüş ve düşünceleri, meşhur “Mukaddime” kitabındadır. Bu kitap, yazdığı tarih kitabının önsözü mahiyetinde olup, iki büyük cilt halindedir. İbn-i Haldûn, tarih ilminde belli metotlar bulunmasını ve tarih yazarlarının bu metotlara uymasını açıklamak için yazdığı “Mukaddime ”sinde, milletlerin; aynı canlılar gibi doğup büyüdüğünü, çocukluk, gençlik ve olgunluk devrelerinden sonra ihtiyarlayarak öldüklerini, tarih sahnesinden silindiklerini belirtir. Ayrıca basitten başlayarak, birbirini takip edecek şekilde ziraat, ticaret ve nihâyet sanayi’ toplumları hâline geldiklerini kabul eder ve geniş izahını yapar. Onun bu tasnifi, kendisinden asırlarca sonra gelen Avrupalı sosyologların tasniflerinden oldukça farklı ve daha mükemmeldir ve İslâm devletlerinin tarihi seyrine daha uygundur. İbn-i Haldûn, milletlerin yükselmelerinin ve varlıklarının devamının, bir ân önce şehirleşmelerine bağlı olduğunu öne sürer. Çoban ve ziraatçı olarak kalan toplulukların, ticaret ve sanayi’ ile uğraşanların kölesi gibi olacaklarını, ilimde, san ’atta ve medeniyette yükselemeyeceklerini kuvvetli delillerle ortaya koyar. Bu bakımdan; varlıklarını sürdürmek isteyen milletlerin, bir ân evvel ticarete ve sanayileşmeye yönelmelerini tavsiye eder.

İbn-i Haldûn, Kâtip Çelebi’den sonra Anadolu’da tanındı. “Mukaddime” tercüme edildi. Nâimâ, Pîrizâde Mehmed ve Ahmed Cevdet Paşa gibi Osmanlı tarihçilerinde İbn-i Haldûn’un tesirleri görüldü. Batı dünyası ise, İbn-i Haldûn’la on dokuzuncu asırlarda tanışabildi.

Tarihe mantıkı getiren İbn-i Haldun, bu ilmi, hikâyecilikten kurtaran ve tarihin kânunlarını araştıran ilk âlimdir. Tarihe ilim vasfını o kazandırmış, Yunan tarihçilerinin tesirinde tamamen uzak kalmıştır. Onun Yunanlılara göre daha geniş sosyal teoriler ortaya atabilmesinin bir sebebi de Akdeniz sahillerinin tarihi zenginliklerine, mukadderatına hâkim bulunmasıyla, Türk ve İranlıların geçmişlerini öğrenmesidir.

İbn-i Haldun, tarihin ana gayesini şöyle açıklamaktadır: “İnsanın, sosyal devletin yâni medeniyetin ve bunlarla ilgili âdetlerin değişmesi, aile ruhu, kabile, insanların birbirlerine göre durumları ve bunun sonucu olarak imparatorluklar ve hanedanların meydana gelmesinin incelenmesi, tarihin ana gayesidir. Bunların yanında insanların meşguliyetleri, işleri ve gayretleri, bilim, san ’at ve cemiyetin karakterinde tabiatın meydana getirdiği değişikliklerde incelenir. Tarihe yalanlar kolaylıkla sokulabilir. Bunların sebeplerinin incelenmesi de tarihin gayelerinden biridir.”

Onun böyle bir tarih anlayışına sahip olmasında, hiç şüphesiz birçok memleketi gezip görmesi, çeşitli vazifeler yapması, gördüğü ve yaşadığı siyasi hâdiseler, sultanlar ve idarecilerle irtibat hâlinde bulunması büyük rol oynamıştır. İbn-i Haldun yine, psikolojiyi tarihe uygulayan ilk ilim adamıdır.

İbn-i Haldûn, meşhur eseri “Mukaddime “sinde, devlet ve cemiyetlerin kemâl ve zevallerinin sebeplerini şöyle ifade etmektedir:

“Güzel ahlâk ve güzel hasletler, devlet ve saltanat alâmetleridir. Kötü ahlâk ise, mülk ve devletin zevaline alâmettir.

Bir cemiyette güzel ahlâka itibarın çokluğu, o kimselerin meydana getirdiği devletin güçlülüğünü, refah ve saadetin çokluğunu gösterir. Kötü ahlâka itibar ise, devlet ve idarenin ortadan kalkacağına, mülk ve saltanatın o cemiyetin elinden çıkarak, başkalarının hâkimiyetine gireceğine alâmettir.

İnsanların bir hayrı elde etmek veya bir kötülüğü gidermek için birbirlerine muhtaç olduklarını herkes bilir, insanlar, bir arada yaşamak için yaratılmışlardır, İnsan, ruh ve bedenden meydana gelen bir varlıktır. Akıllıdır. Bu hususiyetleri sebebiyle insanın, hayır ve iyiliklere rağbet edip, kötülüklerden sakınacağı aşikârdır. Ancak insanı, kötülüklere ve bozuk işlere meylettirip, onlara düşkün hâle getiren şehevî ve gadabî kuvvetler de vardır. Bunlar nefsin kuvvetleridir. İnsan aklını kullanıp, tedbir ile kendisini doğru yola sevk etmezse; nefsine mağlup olarak, şehevî ve gadabî kuvvetlerine esîr olması muhakkaktır.”

İbn-i Haldun’un manzume, risale, İbn-i Rüşd ve Fahreddîn Râzî’nin eserlerine yazdığı özetlerin yanında, matematik ve mantığa dair eserleri de vardır. Fakat bunlar günümüze kadar gelmemiştir. Günümüze ulaşan tek eseri yedi ciltlik ‘’Kitâb-ul-iber’’dir. Bir tarih kitabı olan bu eser, üç bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölüm, Mukaddime’dir. İkinci bölümde, Arapların tarihi yanında; Nebatlar, Suriye, Pers, Vahudî, Kıpt, Yemen, Roma, Türk ve Franklılar tarihi, üçüncü bölümde ise; Berberîlerin ve güney Afrika’daki Müslüman hanedanların tarihi anlatılmaktadır. Eser, inceleme ve araştırma yönünden emsalsizdir. Bütün Avrupa tarihçilerinin birçok konularda müracaat ettikleri ana kaynaktır. Yedi cilt hâlinde Mısır’da basılmıştır.

 

Kaynak: ­Ehlisünnet büyükleri

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2018

Sayı: 56

Baciyan Arşiv