Temmuz 2014 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Yolun Doğrusu

Yol Rabbimizin yoludur. Yol Rasullerin yoludur. Bu yolun dışında yol arayanlar, bu yolun dışında yol gösterenler, bu yolun dışındaki yollara gidenler, yolunu şaşırmış şaşkınlardır.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Doğrusu siz onun yol göstermesinden önce yolunu şaşırmışlardan idiniz.” (Bakara, 198)

İnsanlara yol çizmek, onlara emirler, yasaklar belirlemek insanların haddine değildir. İnsanlara yol göstermek, onlar için kurallar koymak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Dün de, bugün de, yarın da yanlış yollara gidenler ve bunları takip edenler olacaktır. Bunlar kendi gittikleri yolun en doğru yol olduğu kanaatine sahip olacaklardır.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Yolun doğrusunu göstermek Allah’a aittir. ” (Nahl, 9)

Rabbe imanda, Rabbin yoluna tabi olmada samimi olanlar, Allah ve Rasulünün gösterdiği yoldan başkasına tabi olmazlar. İnsanları kendi indi mütalaaları ile oyalamayıp menzili maksuduna ulaştıracak olan Allah’ın yoluna iletirler. Rabbimizi sevenlerin takip edeceği yol da yine Rabbimiz tarafından beyan buyurulmaktadır. 

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Al-i İmran, 31)

Mü’minlerin örneği ve önderi âlemlere Rahmet olarak gönderilen, Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimizdir. Allah’ın dinine hizmette rasulleri örnek almayanlar, rasullerin usul ve yöntemlerine uymayanlar hedeflerine ulaşamazlar.

Bugün insanları, çıkar ve menfaatleri bir araya getirirken, insanlar çıkar ve menfaat hesapları ile birbirine kenetlenirken, ellerinde Kur’an ve Sünnet gibi sahih ve sağlam kaynaklar bulunan müslümanlar bir araya gelemiyor, parça bölük oluyorlarsa sebep şu ilahi emre tabi olmamaktan başka nedir?

“İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am, 153)

Eğer bugün İslam coğrafyasında mezhebî ve meşrebî kaygılarla müslümanlar kadın, çocuk ve yaşlı demeden katlediliyorsa bu parçalanmaların neticesidir. Bu durum bir de İslam adına cihad olarak ilan ediliyorsa burada dinden ciddi sapmalar ve parçalanmalar var demektir. Rasulullah sallalahu aleyhi ve sellem Efendimiz hayattayken başlayıp, vefatıyla hareketlenen, Hz. Ömer, Osman r.a şehadetiyle alevlenen fitnelerin temelinde, münafıklar bulunmaktadır. Bunların oyununa gelerek müslümanlar parça parça olmuşlar. Bunlardan bazıları da Allah ve Rasulünün yolundan bile ayrılmışlardır. Dine hizmet için yola çıkan müslümanlar uyanık olmalı, fitnecilerin oyunlarına gelmemelidir. 

“Allah ve Rasulünün çağrısına uyun.” (Enfal, 24)

“O ümmi peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” (A’raf, 158)       Rabbimiz ısrarla kendisinin ve Rasulünün çağrısına uyulmasını isterken, bazı cahiller peygamberi ve onların varisleri olan âlimleri devre dışı bırakarak cahilane bir şekilde dini anlamaya ve anlatmaya çalışmaktadırlar ki bunlara karşı da çok dikkatli olunmalıdır.

“Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah’tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.” (Bakara, 120)

“Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” (Nahl, 43)

İlimsiz cahilane bir şekilde Allah’ın dinine hizmet olmaz. Cahillere bu fırsat verilirse hem saparlar hem de saptırırlar. Müslüman toplum içinde anarşi ve çatışma meydana gelir. Samimi ilim sahipleri bu tür sapmaların önüne geçmek için bütün gayret ve çabalarını yılmadan ve usanmadan ortaya koymalıdırlar. Allah yolunun davetçileri kim olursa olsun hakikati açıkça söylemekten çekinmez.

“Babacığım! Doğrusu, sana gelmeyen ilim bana geldi. Bana uy ki seni doğru yola ileteyim.” (Meryem, 43)

“Ey kavmim! Siz bununla yalnız imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahman’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.” (Ta-Ha, 90)

Rasullerin aydınlık yolunu takip etmeyenlerin dine hizmet iddiaları büyük bir yanılgıdır. Çünkü onlar her zaman din yolunun haramileri olmuştur. Kaş yapayım derken, göz çıkarmışlardır. Kendi yollarının en doğru olduğu iddiasıyla ortaya çıkanlar, Hem Allah’ı hem de peygamberi unutturmuş, kendilerini ön plana çıkarmışlardır. Rabbimiz kullarını değişik şekillerde imtihan etmektedir. Bu imtihanların başarıyla geçilebilmesi için ilahî ve nebevî metoda sıkı sıkıya bağlanılmalıdır.

“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun!’ denildiğinde, ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)a uyarız!’ derler. Peki, ama ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?” (Bakara, 170)

Bugün kendilerine Kur’an ve Sünnetten delil getirilen bazı kimseler, Kur’anın teviline sığınırken, hadisi şerifleri de kolayca inkâr edebilmektedir. Atalarının yolunu, yöntemini benimseyenler sadece geçmişte değildir. Günümüz cahiliyyesi önceki cahiliyyeyi geride bırakmış durumda. Yanlışlarını sağlam delillerle çürütseniz dahi, inatla önder kabul ettikleri kişilerin yanlışlarını savunmaya devam etmektedirler. 

“Ben size, babalarınızın üzerinde bulunduğu dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı? Dedi. Onlar ‘Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz.’ dediler.” (Zuhruf, 24)

İnkâr sadece dinin aslını esasını inkâr şeklinde ortaya çıkmıyor. Dinin yanlış anlaşılması ve anlatılması şeklinde de ortaya çıkmaktadır. Bu da dinin tahrifidir, dolayısıyla inkârıdır. Mü’min, Allah ve Rasulünün gösterdiği dosdoğru yolda gitmeye gayret edecektir.

Rasulünün duası ile “Rabbimiz kalbimizi dini üzere sabit kılsın.”

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2014

Sayı: 312

İlkadım Arşiv