Ekim 2014 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Yazmak Bir Eylemdir

Yazmak, konuşmanın yazıyla tespit edilmesidir. Yazmak tıpkı konuşmak gibi bir ihtiyaçtır. “Kendi kendine konuşana” toplum deli diyor. O halde kendi kendinize konuşamazsınız. Ama dolusunuz. Dolu gönlünüze, dışarıdan yeni damlalar da hiç durmadan damlıyor.

Taşmak mecburiyetindesiniz. Çünkü her dolu taşarak yeniye yer açar. Buna deşarj olmak da diyebilirsiniz. Şarj olan deşarj olur. Boşalmak şart, bunca doluş sonrası. Öyleyse... Çare yazmak. Kendi kendine yazanlara da deli diyemezler ya.

Yazmak bu çağda, bu toplumda, bu mekânda bir ihtiyaçtır. Vazgeçilmez bir ihtiyaç. Mademki yaşıyoruz, mademki bu toplumun fertleriyiz. Bizim de söyleme hakkımız var. İçinizde bir acı var, yok edebilir misiniz? Aydınlığı tanımışsınız ama karanlığa mahkûm edilmişsiniz. Özgürlüğü biliyorsunuz ama tutsak etmişler düşünceyi, eylemi, yazmayı.

Bunlar var olan gerçekler. Teneffüs ettiğiniz dünya… Bu dünyada yaşamaktasınız. Bu çelişkiler dünyasında. Eylem yapmak istiyorsunuz. Rahatsızlığınızı haykırmak istiyorsunuz. Duyurabilir misiniz onca kalabalık içinde sesinizi? Hayır. Öyleyse... Çare yazmak.

Yazmaktan Korkmamalıyız

Yazmak bir eylemdir. Düşüncenizin, duygunuzun eylemleşmesi… Siz bir kişisiniz, kalabalıklar boğuyor sesinizi. Boğulmayan eyleminiz olur, yazınız. Onun için kimi çile adamları “kalemlerine mürekkep yerine ciğerlerinden kan çekerek” yazmışlardır. Sonuçta boğulmamış gençliğin “üstadı”, ülkenin “mütefekkiri” olmuşlardır.

Yazmaktan, elimize kalem-kâğıt almaktan korkmamalıyız. Bizim korkumuz başkalarının cesareti olur. Susturuluncaya kadar yazarız.  Kaleminiz elinizden alınana kadar yazınız.  Basitleştirelim konuyu:

Bürokrasiden şikâyet etmeyeniniz var mı? Yok. Peki, bu şikâyetlerimizi yazıya dökenimiz var mı? Yok mu veya çok mu az? Niçin yazmıyoruz? O zaman korkuyoruz, kâğıttan kalemden.

Ama dost meclislerinde şikâyetleri malzeme yaparak bolca dedikodu yapıyoruz. Kim duyuyor bunları? Hiç kimse. Öyleyse... Yazmalıyız. Korkmamalıyız kâğıttan kalemden. Düşündüklerimizi duyduklarımızı, şikâyetlerimizi, tasarılarımızı belge haline getirmeli, tespit etmeliyiz. Sesimizi duyurmalıyız.

Önce Kendimizi Tanımalıyız

Yazmalıyız; arı gibi her yerden bal toplamasını bilmeli, ne görüyor, ne duyuyorsak onu yazmalı, hayatı, düşündüklerimizi, çektiklerimizi yazmalıyız. Konuşan insanların yanında yazan insanlarımız da bulunmalı.

Günümüzde yurt içi ve dışı geziler çoğaldı. İmkânlar arttı. Peki, gezdiğimiz yerleri, insanları, gözlemlerimizi yazıyor muyuz? Başkaları yazmıştan ziyade sizin yazmanız çok önemli.

Önce kendimizi yazmalıyız. Kendimiz bir bireysek, toplumun da tuğlasıyız. Bütün buğdayların numunesi bir buğdaydır. Birey de toplumun numunesidir. Kendimizi yazmak için kendimizi tanımalıyız. “İç benimizi” tanımalıyız. “Bir ben var, benden içeri”deki beni tanımalıyız. Beni tanımanın yolu nedir? Bilmek.

İlim, ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir

Sen kendini bilmezsen, ya bu nice okumaktır.

Bilmek neyle olurmuş? Okumakla. Okumak, bilme ve yazmak. Anlaşılan o ki, yazmak için ayrı bir efor/güç sarf etmemiz gerekiyor. Bu eforu sarf etme zahmetine katlanmazsak “dost toplantılarında” dedikodu yapmaya mecbur oluruz.

Dergilerimiz Niçin Okunmuyor?

Genel şikâyet şu: yazan, yazarlar okunmuyor. İki türlü yazmak var: Öğretmek, bilgi vermek veya estetik bir zevk uyandırmak amacıyla (edebî) yazmak. Hangi amaçla yazılırsa yazılsın genel şikâyet okunmama üzerinedir. Şu bilinmelidir ki okumayı öğretmek de yazanların işidir.

Dergi çıkarıyorsunuz. Okunmadığından şikâyetiniz varsa “Niçin okunmuyor?”u dergi abonelerinin yanında, yazanlar, dergi çıkaranlar da kendilerine sormalıdır. Kabul etmeliyiz ki yazmak kadar okumak da zordur. Bu zorluğu aşıp okumayı bir keyif, bir zevk haline getirmeliyiz.

Yazanlar “iz” bıraktılar. Yazmayanlar unutuldular. Yazanlar bir yere talip olanlardır. Yazmayanlar idare edilenler olmaya mahkûmdurlar. Onun için yazmak şart. Yazmayı öğrenmek şart. Hala yazmayacak mısınız?

Yazmakla ve Yazarlarla İlgili Sözler

Arkadaş seçmekte gösterdiğiniz titizliği, yazar seçmekte de gösterin. Wentworth Dillon

Bir memlekette yazarları incittiğin zaman onlara görev verme, düşmanla beraber olup senin yok olman için çalışırlar. Aristo

Bir tek kitap yazmak için yarım kitaplık okuyunuz. Samuel Johnson

Bir yazarın kişiliğini anlarsanız, o yazarın yazdıklarını da anlarsınız. Henry Wadsworth Longfellow

Çok yazan değil, güzel yazan yaşar. Cenap Şehabettin

Halk kendi yazarını buldukça uyanır, bulmadıkça uyur. Sabahattin Eyüboğlu

Kalem aklın dilidir. Cervantes

Okumak, bir insanı doldurur; insanlarla konuşmak, hazırlar; yazmak ise olgunlaştırır. Francis Bacon

Yazana zorluk vermeyen yazı, okuyana da zevk vermez. Samuel Johnson

Yazısı ile okuyucularını yükseltmeyen yazar ancak bir kâtiptir. Cenap Şehabettin

Yazma sanatı hayatı incelemekle kazanılır. Amie Sovcite

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2014

Sayı: 315

İlkadım Arşiv