Mayıs 2015 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

Vakıf İnsan Zeki Soyak Hocam

İnsan için dünyaya ait varlıkların değer itibariyle en yüce ve ehemmiyetli olanı “mal” ve “can”dır. Cenneti satın alabilmek ve rıza-yı ilâhîye nail olabilmek, bunları Allah yolunda infak etmekle mümkündür. Bu sebepledir ki, malını ve canını, yani sahip olduğu her şeyi Allah yolunda cömertçe bezleden insanlara “vakıf insan” denilmiştir. Gerçekten bu gibi insanlar, kendilerini bütün imkânlarıyla hayra vakfetmiş olmaktan dolayı böyle yâd edilmeye layıktırlar. Servette doğru olan gaye “İnsanların hayırlısı, insanlara hayırlı olandır.” hadisi şerifinin sırrına erebilmektir.

Fakirin görüşü Zeki Soyak Hocam bu sırra erenlerdendi. Yukarıda arz ettiğim Vakıf İnsan tarifine en uygun olanlardandı. Ben ve arkadaşlarım şahittir ki, bedenini ve ömrünü hak yolunda, hak dava uğruna eskitenlerdendi. Mü’minlere karşı son derece nazikti. İslam düşmanlarına karşı da bir aslan gibi heybetli ve celalliydi. Şair onun için şöyle söylemiş:

Ebu Bekir meşrepli, güler yüzlüm
Davasından asla dönmeyen Hocam,
Ömer vakarlı, dosdoğru sözlüm
Meşalemiz olup sönmeyen Hocam.

Kamil insan olabilmenin yolu hizmetten geçer. Mükemmelliğe erişebilmek için hayırhah olmak lazım. Devamlı bir surette iyiliği emredip kötülüklerden sakınmak lazım. Fakiri ve düşkünleri bulup onların dertlerine derman olmak, onların acılarını dindirmek ve yaralarına merhem olabilmek lazımdır. Şu dünyada yapılabilecek en güzel işler, çaresizlere çare olabilmektir. Boğulan gönüllerine bir çıkış kapısı aralamaktır. Merhum hocamda bütün bu vasıfları görebilirsiniz. Hocam ve onun gibi düşünenler için şâir ne güzel tavsif eder:

O erler ki, gönül fezâsındalar,
Toprakta sürünme ezâsındalar.

Yıldızları tesbih tesbih çeker de,
Namazda arka saf hizâsındalar.

Günü her dem dolup her dem başlayan,
Ezel senedinin imzâsındalar.

Bir an yabancıya kaysa gözleri,
Bir ömür gözyaşı cezâsındalar…

Kısaca bu Hak erenleri devamlı duâ hâlinde, yâni Cenâb-ı Hakk’ın:

“(Rasûlüm!) De ki: Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız olmasa, Rabb’im size ne diye değer versin!? (Ne işe yararsınız?!.)” (el-Furkan, 77) beyânını müdrik hâlde olurlar.

İşte böyle ulvî bir idrâk neticesinde de en hayırlı ümmet olabilmenin vecdi içinde yaşarlar. Bunun için bütün güzel hâl ve hasletlerini hakka ve hayra dâvet ziynetleri ile süslerler. Çünkü en hayırlı ümmet olmanın yolu bundan geçmektedir.

İyi insanlar toplumda her zaman kabul görmüş, saygın, vakarlı ve onurlu bir şekilde yerlerini almıştır. Doktor Haluk Nurbaki iyi insanları tarif ederken şu ince misali vererek mükemmel bir çizgiyi yakalıyor ve şöyle diyor:

“Bu insanların bir yerde adı geçince ya da çağrışımlar kanalıyla duygu ve düşünce ufuklarına girince, ondan sana “İyilik rüzgârları” esiyorsa, gönlüne bir bahar kokusu geliyorsa, içine bir yaz bolluğu doluyorsa ve gönlünde muhabbet deryası kabarıyorsa, o insan “iyi” bir insandır. Onunla sımsıkı bir dost ol ve dostluğu artırıcı girişimlerde bulun.” Zeki Soyak Hocam’ın adı geçtiğinde her yerde iyilik rüzgârları esiyor. Adı anılınca, ılık, serin, ılgıt ılgıt, tatlı ve buruk duygular uyandırıyor, içimiz kıpır kıpır oluyor elhamdülillah.

Sadece bahar muştusu ve yaz bolluğu değil; hatıraları, yeşilden sarıya dönüşen güz yaprakları gibi değişik sayfaları açarak, ılık, serin, ılgıt ılgıt, tatlı ve buruk duygular uyandıran insanlar da iyi ve “güzel” insanlardır. Mühim olan gül tabiatlı olabilmektir. Mühim olan Yusuf yüzlü, Yakup sözlü ve Hamza yürekli olmaktır Yani bu dünya bahçesinde dikenleri görüp onlardan incinerek dikenleşmek yerine, araya kış gibi çileler de girse onları bahar iklimleriyle kucaklayarak bütün âleme bir gül olabilmek… İşte Hocamda tüm bu halleri görüyorduk… İşin en önemlisi de Hakkın yanında iyi bir kul olabilmektir. Onun boyasına boyanabilmektir. O’nun istediği gibi bir kul olabilmenin hazzına varabilmektir.

Şeyh Edebali insanları tarif ederken;

“İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölür” diyor. Yani basit düşünce sahipleri, karakter yoksunları ve irade hâkimiyetini kaybedenler, toplumda hatırlanmaya değer bir varlık olamazlar. Yaşadıkları sürede şahsiyetsiz ve silik olarak yaşarlar. Böyleleri öldüklerinde toplumun faydasına iyi miras da bırakamazlar ve iyi olarak anılmazlar. Kendileri unutulur, ama geride miras bıraktığı kötülükleri hiç unutulmaz. Şerir işleri devam ettiği müddetçe de amel defterleri kapanmaz, günah haneleri her geçen gün biraz daha kabarmaya, yevmi kıyamete kadar devam eder gider. Kur’an-ı Kerim’de bu konuda Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
“İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en güzel bir şekilde iyilikle önle! O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, bir bakarsın ki, candan (samimi) dost olmuş !..”(Fussilet,34)

Sizi bilmem ama ben hocamı çok fazla sevdim. Geç buldum ve bir anda kendimi onda buldum. Şu zamanda kaç kişide kendinizi bulabilirsiniz? Tam onunla aynileşirken elimden kaydığını gördüm. Sanki dostlar bir rüyadaydım 29 Mayıs 2005 sabahı bir fetih gününde fetih gerçekleşmişti de göklerdeki salalar onu Fatih ilan ediyor fethini müjdeliyordu. Fakirde iki yıldır gördüğü tatlı rüyasından uyanıyordu…   

Ben hocamı çok seviyorum, canımız cananımız Hz. Muhammed –aleyhisselatü vesselam- Efendimiz: “Kişi sevdiğiyle beraberdir” buyurmuşlardır. Fakirin arzusu da gerçek âlemde bu emsaline az rastlanır Allah dostlarıyla, hayatını İslama adamış Vakıf İnsanlarla beraber olmaktır. Bugüne kadar Allaha karşı doğru dürüst bir amel yapamadım. Bir defasında merhum hocamdan: “- Fatih asıl orda beraber olacağız” dediğini bizzat işitmiştim. İnşallah tüm Enderun sevdalıları ile bu müjdeye nail olur, onun etrafında buluşuruz…  

Ben hocamı on yıldır gündemimden hiç düşürmedim. Sanki onu hep yanı başımda gördüm. İlk tanışmamın ne önemi var son nefesinde yanındaydım? Muhabbetini, cesaretini, vefasını, kısacası adam gibi adam olduğunu, 21. Asırda peygamber aşığı ve asrısaadetle aynileşmiş bir Allah dostu olduğunu gördüm.

İlimde, irfanda Ali misali
Cesarette sanki Hamza timsali
Şu asırda az bulunur emsali
Baskıya, zulme, sinmeyen Hocam.
     
Davaya sevdalı çok gelip geçti
Birçoğu terk etti dünyayı seçti
Pek azı ihlâsla Allah’a göçtü
Dünya atına binmeyen Hocam.
   
Ölçüde dengede gayet nizami
Edebde Osman, tevazuda Sami
Sevenlerine de ne güzel hami
Maddeyi zerrece tınmayan Hocam.

   
Yaptığımız ibadetler ve taatler elest bezminde Allah’a söz verdiğimizin emaresi olarak boynumuzun borcudur. Ancak Allah yolunda ömrümüzü ve bedenimizi eskitmek yani Vakıf İnsan olmak orada karşımıza çıkacak ve bizi çok sevindirecek amellerimiz olacaktır. Rabbim bu yoldan hiç birimizi geri koymasın.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2015

Sayı: 322

İlkadım Arşiv