Mart 2014 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

Takva Hayatı

“Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz ve O’na itaat ediniz ve herkes yarın için (kıyamet gününe ne amel işlediğine) baksın (yani sadaka verin ve Allah’ın emirlerine uygun ameller işleyin) ki kıyamet günü sevabını bulasınız. Allah’tan korkunuz, çünkü O, (iyilik olsun, kötülük olsun) yaptığınız her hareketten haberdardır.” (Haşr,18)

Kıyamet günü Melekler, gökler, yeryüzü, gökyüzü, gece ve gündüz -iyilik olsun kötülük olsun- insanoğlunun işlediği her şeye şahitlik edeceklerdir. Sadece bunlar değil vücudun azaları da şahitlik yapacaklardır. 

Yeryüzü günah işlemekten sakınarak iyiliğe koşan (Zahid) ve mü’min kulun lehine şahitlik ederek: “Bu adam benim üzerimde namaz kıldı, oruç tuttu, hacca gitti, Senin yolunda senin davanı yaymak için çaba sarf etti.” diyecektir. Mü’min bu duruma çok sevinecek. 

Kâfir ve günahkâr için ise: “Benim üzerimde senin yasakladığın her türlü fiili yaptı.” diyecek ve günahkâr çok üzülecek.

Mü’min her haliyle ve tüm azaları ile Allah’tan hakkıyla korkandır. Nitekim büyük ahlak ve fıkıh âlimi Ebu Leys es-Semerkandi der ki: “Allah korkusunun yedi alameti vardır.”

Kişinin dilinde ortaya çıkan Allah korkusu. İçinde Allah korkusu taşıyan kul dilini yalandan, dedikodudan, iftiradan, koğuculuktan ve her türlü boş konuşmaktan alıkor. Bunlar yerini onu Allah’ı zikirle, Kur’an okumakla ve ilmi konuşmalarla meşgul eder. Zaten büyükler; ağza girene ve ağızdan çıkana çok dikkat etmek lazım demişler. 

Bir diğer alamet de kalpte belirir. Allah korkusu taşıyan kul, başkalarına karşı kalbinde düşmanlık, hasetlik ve kıskançlık taşıyamaz. Çünkü bu hasletler kazanılmış iyi amelleri de yok eder. Bu hususta Efendimiz  -aleyhisselatü vesselam- Hadisi şeriflerinde:

“Ateş odunu nasıl yerse(yakarsa) kıskançlık da iyilikleri öyle yer.” buyurmuşlardır. Şunu çok iyi bilmek lazım ki, kıskançlık kalp hastalıklarının başlıcalarındandır. Bu hastalıklar ancak ilimle, salih amellerle ve Allah’ı çok anmakla tedavi edilebilir.

Allah korkusu taşıyan kul, harama, haram yiyeceğe, haram giyeceğe kısacası haram olan hiçbir şeye bakmaz. Dünyaya aç ve muhteris bir gözle değil ibret almak amacıyla bakar. Helal olmayan şeylerden bakışlarını uzak tutar. Bu konuda Peygamber Efendimiz -aleyhisselatü vesselam-:

“Kim gözlerini haramla doldurursa Allah da onun gözünü ateşle doldurur.” buyurmuştur.

Allah’tan korkan kul, midesine haram lokma sokmaz. Çünkü haram lokma ağır günahlardandır. Bu şekilde yapılan ibadetler kişiye hiçbir şey kazandırmaz. Yaptığı amellerin boşa gitmesine sebep olur. Duası kabul olmadığı gibi işleri de yolunda gitmez. Ayrıca kıyamet günü hesabı da çok zor olur.

Salih Mü’min, ellerini harama değil, Allah’ın rızasına uygun olan şeylere uzatır. 

Allah’tan korkan kişi ibadetlerini sırf Allah rızası için yapar. Riyadan ve sum’adan kaçınır. Böylelikle Allah’ın hakkında şöyle dediği kimselerden biri olur:

“Günahlardan sakınanlar, hiç şüphesiz cennetlerde ve pınarlar(ının başların)dadırlar.” (Zariat,15)

Başka bir ayette de şöyle buyuruluyor: “Günahlardan sakınanlar emin bir makamdadırlar.” (Duhan,51)

Bu ayetlere bakılınca Yüce Allah’ın neredeyse; bu kimseler, kıyamet günü cehennemden kurtulurlar buyurduğu görülür. Şair ne güzel söylemiş:

Ağlamaz mı günahıma gözlerim

Anlamadım elimden gitti ömrüm.

Abdullah İbni Mesud (r.a) diyor ki: “Allah katında en büyük günah, kendisine ‘Allah’tan kork’ denilen kişinin ‘sen kendine karış’  demesidir.” Günümüzde de çok yaygın değil mi; “ Sana ne? Sen ne karışırsın? Seni hiç ilgilendirmez” gibi kaba davranışlar maalesef toplumumuzda çok yaygın.

Hz. Ömer (r.a) bir gün at üzerindeyken kendisine bir kişi tarafından “Allah’tan kork” denilince hemen yere inip yüzünü toprağa sürüp:

“Ömer de kim oluyor” diye yüzünü yere koymuş ve nefsini yerle bir etmiştir.

“Kim Allah’tan korkarsa; Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.” (Talak,2,3)

Eğer biz bu ayeti kerimelere tam manasıyla uysak ve hayatımızı bu ayeti kerimeler çerçevesinde değerlendirsek, kendimize böyle bir güzergâh çizsek, bu mübarek ayetlerin ışığı Allah tealaya layıkıyla kulluk yapmak için yeter de artar bile. Allah’tan gerçek manada ittika etmek, takva üzere olmak. Kul böyle yaparsa dünyevi ve uhrevi bütün sıkıntılardan, Allah Teâlâ ona bir çıkış kapısı ihsan eder.

Abdullah İbni Abbas (r.a) bu ayeti kerimeyi şöyle tefsir ediyor:

“Allah Teâlâ’dan hakkıyla korkmak demek, O’nun bütün emirlerini yerine getirmek demektir. Nehiylerinden sakınmak ve şüphelilerden uzak durmak demektir.” 

Allah’tan gerçek manada ittika budur. Yoksa Allah’a isyan ederek, emirlerini yerine getirmeyerek, men ettiği birçok kötü şeyleri yaparak yaşanan bir hayat takva hayatı olamaz. Kuru kuruya bir korkunun da kişiye hiçbir yararı olmaz.

Davud (a.s)’ın bir duası ile bitirelim:

“Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Senin sevdiğini sevmeyi dilerim. Ya Rabbi! Beni Senin sevgine ulaştıracak Salih ameller yapmayı bana nasip et!”

Amin…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2014

Sayı: 308

İlkadım Arşiv