Şubat 2020 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

SÖZ MEYDANI - Normalleştirmemek

Olumsuzlukların çok ve her yerde anlatılmasının çok yanlış olduğunu bu sayfada sık sık ifade ediyorum. Bu konuda hem siyasi hem STK hem de her türlü medyanın sınıfta kaldığını belirtmeme bile gerek yok. Uydurma anket ve haberleri bir tarafa koyuyorum ki bunun üzerine oluşturulan menfi algının meydana getirdiği facia türü olaylar ülkenin gündemini günlerce meşgul ediyor. Hem dışarıda hem içeride konu neyse o konuyla ilgili olumsuz hava oluşuyor.

Şimdi bir milyonu (1.000.000) aşan öğretmen sayımız var. Bu ülkede öğretmenler diploması, KPSS puanı ve KPSS puanına bağlı mülakatlarla seçilip atanıyor. Yani AHLAK, HUY, SECİYE, RUH, SEVGİ, İLGİLİLİK… gibi karakter özelliklerine ve ruhsal durumuna bakılmıyor. Sonuçta şizofreni olan insanlar öğretmen olabiliyor. Bir milyonun içinde her tür olumsuz özellikte öğretmen bulunabilir. Şizofreni, bencil, her tür sapık, sahtekâr, dolandırıcı, bağımlı, ahlaksız… bu kitlede olabilir.

Bulunduğum şehrin yerel haber sitesinde her gün ama her gün 3-4 uyuşturucu ya da sapıklık… haberi var. Üç yüz binlik bir şehirde oran buysa öğretmenlerin içinde de bu oranların çok çok altında da olsa benzer durumlar olabilir. Doktor, mühendis, din görevlisi, polis, asker, siyasetçilerin de içinden bunlar çıkabilir. Bu oranlar bizi şaşırtmamalı. Yani bir milyon öğretmenin içinden on binde 1 sapık çıksa 100 sapık eder. 250.000 polis, 150.000 hekim, 400.000 asker, 100.000 din görevlisi… Bunların içinden her türlü ruh hastası çıkabilir. O zaman niye yanlış ve hastalıklı davranan bir kişiden hareketle o kesim suçlanıyor.

Soruyu haberciye sorduğun zaman 3. sayfa haberi en çok okunan ve izlenen haberler diyor. Bizim üstlerimiz ve patronlar da en çok gerçek ya da uydurma, bu tür haberleri istiyor. Onun için sözlü, basılı, görsel, sosyal medyada olumsuz örnekler revaçta diyorlar. Aynısı İslami kesim için de geçerli. Menfi olayları seyrek veya yoğun olarak anlatıyoruz. Çocuk, genç ve kadınla ilgili olumsuz hikâye anlatımları bizi çok meşgul ediyor. Ruhumuz kararıyor. Ya biz öyle değiliz diye rahatlıyor ya da deşarj oluyoruz. Ben ne yapmalıyım sorusunu, benim sorumluluğumu öteliyorum. En kötüsü de kanıksama oluşuyor, yaşananları yadırgamadan “olabilir” diye karşılıyoruz. Kendimizi çok berbat bir toplumun bireyleri zannediyoruz. Dışarı da bizi öyle görüyor.

Uhud. Çetin imtihan. Herkese her kesime… Başında istişare ile ilgili imtihan. Heyecan ve duygusallıkla davranmanın istişarede yanlışlık olduğu. Verilen karardan dönüş şartlarının bilinmemesi, peygamberin savaş için giydiğini çıkartmayacağının öğrenilmesi. Savaş meydanında Okçular (Ayneyn) Tepesinin terk edilmesi dolayısıyla liderin emrini tutmama olayı ve bunun çok vahim sonuçları. Bunların hepsi ve daha nice olaylar Uhud’un sahabe için ne kadar çetin bir imtihan olduğunu gösterir.

Sonra ne oldu? Peygamberimizi ve ordusuna yarı yolda terk eden Münafıklar, Ayneyn tepesini emre rağmen terk eden okçular ve çok şehit verilen bir savaş ve mağlubiyet. Peki Allah Resulü, savaş sonrası münafıklara ceza verdi mi? Onları tek tek açıklayıp haşladı mı? Hayır. Yine, emre itaat etmeyen okçulara “sizin (veya onların) yüzünüzden başımıza bunlar geldi dedi mi? Hayır. Onlara ceza verdi ya da onları azarladı mı? Hayır. İstişarede bulunan ya da savaş meydanında yanlış yapanları cezalandırdı, azarladı mı? Bu belirttiğimiz durumlarda Allah Resulü’nün geriye dönük olumsuzlukları anlatmadığı, kınamadığı, normalleştirmediği görülür.

Peki bu ne demektir? Olumsuz olayları anlatıp yara kaşımak ve normalleştirmek doğru değildir. “Sen böyle olmasaydın şöyle yapmasaydın bu başımıza gelmezdi” gibi hataları güncellemek, tekrarlamak yanlıştır. Olumsuz örnekleri anlatmak iyi değildir. Bâtılı gerekiyorsa kısa, hakkı ise uzun tasvir etmeliyiz. Hak batılın, doğru yanlışın, müspet menfinin gölgesinde kalmamalıdır.

Efendimiz “Üsve-i Hasene”dir. Güzel örnektir. Olumsuz örneklerle ruhları karartmayalım. Problemin kaynağında “örnek davranış, örnek insan, ahlaki davranış, ahlaklı insan, erdem ve erdem sahibi insan…” yokluğu varken olumsuz insan ve olayları -gerçek veya uydurma-anlatmamalıyız. Gerektiği kadar ve tekrara başvurmadan ibret için anlatılır da olumlular ön plana çıkarılırsa yerinde olur. Böyle yapalım inşallah

Kalın sağlıcakla…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2020

Sayı: 379

İlkadım Arşiv