Kasım 2019 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

SÖZ MEYDANI - Küçük Hedeflerin Ürünleri

Dinilik ile millilik, din ile devlet, millet ile ümmet, savaş ile cihat birbirine girdi. Ulus devlet anlayışının hâkim olmasıyla başlayan milli heyecan rejim karşıtlığını ve farklılığını ortadan kaldırıyor. Arkasından devletçilik anlayışı geliyor. Klasik yemek duamızda var olan ”devam-ı devlet”i devlet bizim değil diye kullanmaktan çekinen bir nesilden devlet için dua eden bir nesle (bizim neslimiz 70’li kuşak) geldik. (Kaldı ki buradaki devlet mutluluk, zenginlik, cömertlik anlamındadır. Nitekim Süleyman Çelebi, Mevlid’inde Efendimizin annesine ‘ulu devlet buldun ey dildar sen’ diyerek devletin bu anlamlarını vurgular.)

Her kavrama, her değere zaman, mekân ve nesle göre yeni anlamlar yüklenmesi anormal değildir. 1920 ve sonrası ‘Anadolu’ mekânına yüklenen anlam ile sonraları yüklenen anlam değişiklik gösterir. Çünkü Milli Mücadele’de Anadolu ‘direniş’in adıyken Milli Mücadele sonrası yeni kurulan rejime ‘başkaldırış’ın adı olur. Sonraki dönemlerde vergi ve asker dâhil alınan her şeye razı, hak istemeyen, devletten, devlet adamından çok korkan, seçimde oy veren ama oy’una pek değer verilmeyen, ter kokan, pislik içinde yüzen bir coğrafyadır.

“Bulaşık suyu, ahır ve umumi abdesthane kokularını andıran bir taaffün bu havaya bir boğucu gaz fecaati vermekte” (s. 114). “Köy bataklıkta uyuz manda gibi kokuyor” (s. 37). “Ve ne koku! Bütün tabiat tezek kokuyor” (s. 117). Ya insanlar? Onlar da “baştanbaşa keçi ve teke kokan bir kalabalıktır” (s. 254). Köye gelen Şeyh teke kokar (s. 68). Köyün kadınları da fena kokar herhalde (s. 52). Hatta Ahmet Celâl’in odası bile “pis ve lizol kokuludur” (s. 134). Porsuk Çayı’nın suyu “akar balçıktır” kokar “leş gibi” (s. 62). Ve yazara göre köylüler de “balçıktan insanlar”dır (s. 95). Bu satırlar Yaban romanından. Yazarı Yakup Kadri’dir. Yukarının Anadolu’ya bakışı…

Şimdi Anadolu daha farklı oldu. Devletin omurgasını oluşturan insanların çoğu, yöneticilerin çoğu Anadolu oldu. Ama yine de kabul etmeyenler var. Mayolu sahil resmi isteyenler. Bu olmadığı müddetçe klasik suçlamayı yani ‘geri adam’ yaftasını yapıştırıyorlar. Neyse, konumuz bazı kavramlardı.

İslamî hassasiyeti olanların İslamî kavramlar üzerindeki titizliği de yok oldu. İslamî kavramlar (mefhum) konusunda çok hassas olan bu kesim devleti yönetenlerin Anadolu’dan yani bizden olması sebebiyle İslam’ın devlete hâkim olduğu algısıyla gevşemeye girdi. Bu da hassas olduğumuz konularda bile olumsuz değişimleri getirdi.

Devleti, ırkı, bayrağı, savaşı gerçek anlamlarının dışında dini bir kavram olarak algılamaya, yorumlamaya en kötüsü de bu yorum ve algılamalardan sonra bir rahatlamaya girdi. Dünyaya, mala, paraya… daha fazla değer vermeye başladı. Dini sorumluluklarından kurtulduğunu zanneden Müslüman, esas amacından uzaklaşıp “para-mal biriktiren, ekonomik ilerlemenin, zenginliğin her şey olduğunun, itibarın sarhoşluğu, iltifat ve övgülerin baygınlığı ile farklı bir boşluğa düşen birileri oluverdi.

İhsan AKTAŞ’ın Nevşehir Zeki SOYAK Öğrenci Yurdundaki söyleşide vurguladığı bir husus dikkatimi çekti; Bizim dede ve babalarımızın fazla büyük olmayan bir hedefi vardı: Namaz kılan oruç tutan, harama helale dikkat eden, ahlaklı, dine ve Müslümanlara düşman olmayan… çocuk yetiştirmek. Yetiştirdiler mi? Evet. Söylenen özelliklerine uygun öğretmen, doktor, mühendis, memur… yetiştirdiler mi? Evet. İspatı bizleriz. Peki bu yetişenlerin küçük hedefleri ne? Bu amaca yönelik neler yapıyorlar?

Evet bizler, babalarımızın yetiştirdiği neslin hedefi neydi, ne oldu? İşte kavramlardaki anlam değişikliği hedefin şaşırıldığını göstermektedir.

Diğer sayıda konuya devam etmek isteğiyle hoş kalınız.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2019

Sayı: 376

İlkadım Arşiv