SÖZ MEYDANI - Bir Günde Üç Kanun
Mart 2020 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

SÖZ MEYDANI - Bir Günde Üç Kanun

Mart ayında resmi ve gayri resmi anlamda insanımızı ilgilendiren bazı olaylar meydana gelmiştir. Bunların bir kısmı devlet protokolü çevresinde, bir kısmı ise halk bazında kutlanır ya da değerlendirilir. Bazılarını hatırlatalım.

3 Mart 1924 Hilafetin Kaldırılması

O dönemde çok tartışılamayan ama daha sonraları üzerinde hem söz hem yazı olarak çok konuşulan bir husus.

Ziya Gökalp'ın hilâfetin ilgasından önceki merhalede hilâfete ilişkin değerlendirmesi şöyledir: "İstinatgâhı Türkiye Büyük Millet Meclisi olan hilâfet makamı, Müslümanlar arasında bir makam-ı muallâdır… Yeryüzünde bir hilâfet makamı bulunmazsa İslâm âlemi kendisini imâmesiz kalmış bir tesbih gibi dağılmış, perişan görür… Halifeyi kendi içinden doğuracak milletin mutlaka kuvvetli bir orduya ve tam bir istiklâle mâlik olan mücahid bir İslâm milleti olması lâzımdır. Birçok asırlardan beri bu şartları haiz olan millet Türk milleti olduğu gibi şu anda da yine Türk milletidir. Buna binaen Türkiye Büyük Millet Meclisi bizzat halife hazretlerini seçerek kendisini bu muazzez ve muhterem makama istinatgâh yapmıştır." (Doğru Yol)

Gökalp’ın düşüncelerinin altına imza atmamak mümkün değil. Şu anda ilga edilen hilafetin meydana getirdiği umumi manzarayı, sonları gören bir tespit.

Hz. Huzeyfe anlatıyor: Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurdu:

“Nübüvvet içinizde Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olacaktır. Bu da Allah’ın dilediği kadar devam eder; ardından Allah onu da -dilediği zaman- ortadan kaldırır. Sonra ısırıcı bir saltanat olur. O da Allah’ın dilediği kadar devam eder; sonra Allah dilediğinde onu ortadan kaldırır. Daha sonra ceberut bir saltanat olur; o da Allah’ın dilediği kadar devam eder, ardından Allah dilediği zaman onu ortadan kaldırır. Sonra, nübüvvet sisteminde bir hilafet olur.” (Ahmed b. Hanbel, 4/273)

Bir soru da bizden, hilafet makamında bulunanlar bu makamı zaten ilga etmişler miydi? İlga edilmese ne olurdu? Son halife Abdülmecit Efendi dâhil, Sultan Mehmet Reşat, Sultan Vahdettin ve öncekilerin hangisinin aile yaşantısını biz kabul ederdik? Rahmetli Erbakan’ın kızının düğününü, Erbakan ve Tayyip Bey’in bayanlarla tokalaşmasını bile kabulde zorlanan bizler Osmanlının son 6-7 sultan veya halifesinin aile hayatını nasıl kabul edecektik?

Gökalp’ın dediği gibi sadece siyasi tarafıyla hilafeti kabul edecektik ki Erbakan’ın ve Erdoğan’ın da yaptıkları ve onlar için söylenenler böyle. O zaman bunların diğer taraflarını ön plana çıkarmamak gerekir.

Halife Abdülmecid’in kızı Dürrüşehvar ve 5. Murad’ın torunu Nilüfer Hatun’un Fransa’da sürgünden sonra düğünleri. Halife iki gelin arasında… Bkz. Yazının görseli. (Murat Bardakçı arşivi)

3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunun Kabul Edilmesi

Bu kanunla; azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi amaçlarla öğretim eğitim yapmaları önlendi. Türkçe kültür dersleri konuldu. Medreseler kapatıldı. Eğitimin laikleşmesi alanında önemli bir adım atıldı. Bu kanunla amaçlanan neydi? Daha sonra çeşitli düzenleme ve uygulamalardan anlaşıldı ki maksat, Osmanlı ve dini eğitimin izlerini taşıyan medreseleri ve o eğitim sistemini ortadan kaldırmaktı. Necip Fazıl der ki; “Zaten kanundan önce medreseler kendini kapatmıştı.”

 

Nitekim “Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünden bir süre sonra ilkokul programından Kur’an dersleri, ortaokul ve lise programından da din, Arapça ve Farsça dersleri çıkarılmıştır.

Başlangıçta isteğe bağlı bir ders haline getirilmiş olan din dersi; ortaokullarda 1930’da, öğretmen okullarında 1931’de, şehir ilkokullarında 1933’te, köy ilkokullarında 1939’da tamamen müfredattan çıkarıldı. Tüm bu gelişmeler sonucu 1939-1948 yılları arasında din derslerinin hiç yer almadığı bir örgün eğitim deneyimi yaşandı.”

3 Mart 1924 Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin Kaldırılması

Osmanlıda bu Bakanlık, sosyal kuralları şeriata uygun olarak düzenleyen ve kuralları oluşturan bir bakanlıktı. Kısaca sosyal ve toplumsal ilişkilerin şeriata uygun olarak yürütülmesinden sorumluydu. Şeriye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı.

Şeriye yerine devletin kontrolünde Diyanet İşleri Başkanlığı, evkaf yerine Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.

Bu üç kanunun aynı günde çıkması birbirini tamamlayan özelliklere sahip olmasındandır. Halifeliğin kaldırılması ile yönetimde dini ve siyasi otoritenin değişmesi sağlandı. Otorite değişimi sonunda Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla her türlü eğitim Maarif (MEB) Vekâletine verildi ve yukarıda belirttiğim gibi dini eğitim kademeli olarak kaldırıldı.

Şeriye ve Evkaf Vekâletinin kaldırılmasıyla da dinin yani İslam Şeriatı’nın öncelikle devlet sonra toplum hayatından kaldırılması sağlanmak istenmiştir.

Bu üç kanunla Osmanlının en önemli kurum ve kuruluşları hükümetin kontrolüne bırakıldı. Sonucu değerlendirmek meraklılarına düşer. Bu üç kanunun getirdikleri ve götürdükleri günümüz şartlarında uygulamalara bakılarak değerlendirilebilir.

Biz halen küçük resimlerle uğraşa duralım. Tıpkı ilk ve ikinci mecliste olduğu gibi…

Kalın sağlıcakla.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2020

Sayı: 380

İlkadım Arşiv