Nisan 2021 Yusuf Karagözoğlu A- A+
A- A+

SİZDEN GELENLER- Allah’ın Sevmediği Kullar ve Vasıfları

Allah’ın sevmediği kulların kimler olduğuna bakalım ve bu kulların vasıflarının neler olduğunu öğrenelim. Ardından söz konusu sevilmeyen vasıfları üzerimizde taşıyıp taşımadığımızın muhasebesini yapalım ve bu sevilmeyen kullardan olmamak için üzerimize düşen vazifeleri yerine getirmeye çalışmalım inşallah.

Sevgi, yakınlığı ve bağlılığı gösterir, birini seven onu memnun etmek için tüm imkânlarını kullanır. Sevginin tezahürlerinden bahsediyorsak, söz ve davranışlarda sadakat ve memnuniyetin olması gerektiğini bilmeliyiz. Yani hem Allah’ı sevdiğini iddia eden hem de Allah’ın haram kıldıklarını işlemekten çekinmeyen kimse bu sevgisinde sadık değil yalancıdır, böylelikle söyledikleriyle yaptıkları arasındaki tutarsızlıkla kendisini aldatmaktadır. Çünkü sevgisinde sadık olsaydı teslimiyetini ortaya koyardı, Allah’ın emirlerini çiğneyip isyan etmezdi.

Sevgilerinde samimi olmayanların imanında zafiyet problemi var demektir. Bu neyin göstergesi? Kalbindeki sahte ilahların sevgisini atamadığının, Gönül Kâbesindeki putları kıramadığının göstergesidir. Hayatında tek bir İlaha yer vermesi için diğer sahte ilahların tasallutundan kurtulması icap eder ki bu durumda sadece Allah’a kulluğa yönelebilsin. Tüm sahte ilahlara La İlahe çekmeden İllallah demenin anlamı silik kalacaktır, Kelime-i Tevhid’de ki La İlahe ibaresi Allahtan başka diğer putları ve ilahları nefyetmek (reddetmek), ardından İllallah ibaresi sadece Allah’ın ilahlığını isbat (kabul) için gelmiştir.

Firavun’un esaret ve kölelik zulmünden kurtulup şirk zulmüne yakalan İsrailoğullarının durumu ibretliktir. Hz. Musa kavminden ayrılıp kırk gün Tûr dağına Allah ile konuşmaya gittiği vakit İsrailoğulları Mısır’dan getirilen altınlarla Samiri’nin yaptırdığı böğüren buzağı heykeline tapmaya başladılar. Görüldüğü gibi insanoğlu sıkıntı ve zorlukları aşıp rahata kavuşunca başına gelenleri unutup hemen azabilmektedir. İnsanlar her zaman olduğu gibi günümüzde de putlara tapmaya devam etmekteler; bu zamanın putları makam, para, kadın, güç, lider, şöhret, ırkçılık, maddecilik, tabiatçılık olmak üzere daha birçokları sayılabilir.

Hiç şüphesiz nasıl ki, Mekke cahiliyyesinin büyük putları Lat, Menat ve Uzza ise günümüz cahiliyyesinin büyük putları da makam (masa), para (kasa) ve kadın (nisa)dır. Makamını her şeyin üstünde görüp emri altındakileri aşağılayan, korkuyla sindirmeye çalışan, zorbalık ve baskı uygulayarak kendini bir şey zanneden makam-mevki sahibi egoist tipte insanlar var. Her şeyden çok yücelttiği paranın her kapıyı açacaklarına inanan ruhları aç, manen hasta, gururuna yenik, burnunun ucunu göremeyen kibir abidesi materyalist tipte insanlar var. Kadının albenisi ve dişiliğine kendini kaptıran, nefsini onun esiri yapmış, hayatını sadece şehvetinin peşinden gitmeye endekslemiş hedonist tipte insanlar var.

Makam, para ve kadın sevgisi, kalpte Allah’ın sevgisini geçerse işte hüsran o zaman başlar, bu konuda Mevlana Hazretlerinin verdiği misal bize ışık tutuyor: "Geminin yüzmesi için, suya ihtiyaç vardır. Ama su, geminin içine girerse onu batırır. Gemi için su ne ise, mü’min için dünya odur." Bunu ‘dünyalık ihtiyaç kadar alınmalı, yoksa fazla dünyalığa meyletmek hırslı olan insanın günah bataklığına düşmesine sebep olur’ şeklinde anlayabilmek mümkündür. Hadiste de asıl hicretin Allah ve Resulü’ne olduğu, dünyalıklara olmadığı vurgulanmaktadır. Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah ve Rasûlü’ne (hicret niyetiyleyse); kiminin de hicreti kazanmak istediği bir dünyalık veya nikâhlanmak istediği bir kadın içinse, onadır.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy:1, Itk:6; Müslim, İmâret:155)

Nihai olarak bütün büyük putların da en büyüğü nefis putudur. Bütün kötülükler ve pişmanlıklar nefse uymakla olur. Bunun içindir ki Rabbimiz ayet-i kerimede bu hususta şöyle buyurmaktadır: (Ey Resulüm!) Heva ve hevesini kendisine ilâh edineni gördün mü?” (Furkân, 25/43) bu ayetteki heva ve hevesten kasıt nefsanî arzu ve isteklerdir. Hadiste de tapınılan sahte ilahlar içerisinde hevadan daha kötüsü olmadığı belirtilmiştir. Bununla ilgili olarak: “Allâh’a göre gök kubbe altında ibadet edilen sahte ilâhlar arasında, peşine düşülen hevâdan (nefsânî arzulardan) daha ağırı ve daha kötüsü yoktur.” (Heysemî, I, 188) buyrulmuştur.

Bu heva ve hevesini ilah edinip ilahlık davası gütmenin somut örneğini Firavun’da görmekteyiz. Zira Firavun egosuna, hırsına, makam ve gücüne dayanarak etrafındakilere "Ben sizin en yüce Rabbinizim" dedi. (Nâzi’ât, 79/24) Böylece kendini tanrılaştırıp sonra benden izinsiz nasıl iman edersiniz diyerek Hz. Musa’nın Rabbine iman eden sihirbazları tehdit edecekti. Aynı durumu günümüzde de yaşamıyor muyuz? Bakıyorsunuz patron ya da lider, yönetici kılıktaki insanlar yetkilerinin albenisine kapılarak kendi maiyetindeki başörtülü veya namaz kılan kimseleri işten atmakla tehdit ediyorlar, yine bu tipler kendilerinden daha büyük ve güçlü olan Allah azze ve celle’nin Aziz ve Cebbar olduğunu unutuyorlar. Nemrut’un sonunu sivrisinekle getiren ilahi gücün kendilerinin de sonunu getireceğini akıllarından çıkarmasınlar.

İşte insan yukarda sözünü ettiğimiz illetli ve marazlı hallere yenik düşerse felaketine neden olacak kalp ve ruh hastalıklarına duçar olur. Bu hastalıkların sebebi Allah’ın sevmediği hal, özellik ve vasıflardır. Bu vasıflara sahip kullardan olmak bedbahtlık alameti olsa gerek. Allah’ın sevmediği kullar ise kâfir, müşrik, münafık, fasık, zalim, müstekbir, müfsid, müsrif, kullardır. Kâfir, küfür içinde yaşayan, inkâr eden demektir, bu inkârcılığın birçok çeşidi vardır, günümüzde çağdaş inkârcılık akımlarına ateizm, deizm, materyalizm, nihilizm, pozitivizm, sekülerizm ve daha fazlasını örnek verebiliriz.

Müşrik, şirk koşan anlamına gelmektedir. Bu manadan yola çıkarak günümüzde çağdaş şirk çeşitlerini şöylece sayabiliriz; hiç kimseye fayda ve zararı dokunmayan heykellere ve putlara tapma, liderlere koşulsuz itaat (Allah ve Resulü’ne isyan ettiği halde itaate devam etmek), sebepleri yücelterek şifayı doktor ve ilaçtan bilmek ya da rızkını kendisi gibi birer mahlûk olan patronu veya amirinden bilmek, Allah’ın hüküm koyma ve teşri yetkisini başka aciz kullara tevdi etmek, ölmüş kişilerden medet ummak, siyasetçi, futbolcu ve sanatçıları idol haline getirerek taparcasına çok aşırı derecede sevmek. Bütün bu saydıklarımızdan şirkin hayatın dengesini bozduğunu, tevhidinse hayatı dengede tutacağını söyleyebiliriz.

Şirkin çeşitleri ise büyük, küçük, gizli ve açık olmak üzere dörttür. Riya, gizli ve küçük bir şirk türüdür. Hadislerde Hz. Peygamber’in (sav) ümmeti için en çok korktuğu ve her Müslümanın sakınması gerektiği hususlar bildirilmektedir. Şeddad b. Evs isimli sahabiden nakledildiğine göre. Peygamberimiz (sav) bir gün şöyle buyurdu: “Ümmetim hakkında iki şeyden korkuyorum: Gizli şirk ve gizli şehvet.” Sahabe, dehşete kapıldı ve sordu: “Ey Allah’ın Resulü! Senden sonra ümmetin Allah’a ortak mı koşacak?” Efendimiz (sav) buyurdular ki: “Evet, ama onlar Güneş’e, Ay’a, taşa ve puta tapmayacaklar. Fakat amelleri ile gösteriş yapacaklar!” (Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, c. 4, s. 124)

Mahmud b. Lebid (ra) isimli sahabîden nakledildiğine göre: “Sizin hakkınızda en çok korktuğum şey küçük şirktir.” Ashab-ı Kiram dediler ki: “Ya Resûlallah! Küçük şirk nedir?” Rasûlullah (sav) buyurdular ki: “Riyadır. Başkalarına gösteriş için ibadet yapmaktır. Allah Teâlâ, kıyamet günü herkesin amelinin karşılığını verirken, insanlara gösteriş için ibadet yapanlara şöyle der: “Ey Riyakârlar! Dünyada kendileri için gösteriş yaptığınız kimselere gidin. Bakın bakalım onların yanında size verecekleri bir şey bulabiliyor musunuz?” (Ahmed b. Hanbel, el- Müsned, c.5, s. 428)

Riya, ikiyüzlülük ve samimiyetsizliktir. Ne yazık ki, gösteriş budalası riyakârlar Allah rızası için değil de vergiden muaf olmak veya gazete, televizyonlarda reklamlarını yaptırmak için bakarsınız Kur’an Kursu, camii yaptırırlar; üstelik alınları secdeye gitmediği halde insanlara sevimli görünmeye çalışırlar veya okulda öğrencilere giysi, ayakkabı yardımı yaparlar, 80 milyonun gözü önünde yaptıklarını başa kakarlar, üzerlerinde kul hakkı borcu olduğu halde. Riya şirk olduğundan gösteriş niyetiyle yapılan hayır, hasenat ve iyiliklerin heba olacağı, hepsinin boşa gideceği Kur’an-ı Kerim’de bildirilmektedir:

“Ey îmân edenler! Allâh’a ve âhiret gününe inanmadığı hâlde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek sûretiyle yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak, pürüzsüz bir kaya hâline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.” (Bakara, 2/264) İbadet, sadaka veya hayır Allah rızası için yapılır, başkaları görsünler veya iyi şeyler desinler diye, gösteriş olsun diye yapılmaz. “De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim. De ki: Allah her şeyin Rabbi iken, ben O'ndan başka Rab mi arayayım? ” (En’âm, 6/162-164)

Müslümanların arasına fitne ve nifak sokan münafıklar, en büyük riyakârlardır. Namazı gösteriş olsun diye kılarlar, sadakayı gösteriş olsun diye verirler. Dini ticaretlerine alet ederler, daha çok ihale almak için çok kez umreye giderler, tefecilik yaparlar; ama en ön safta namaz kılarlar, asgari ücretle geçinmeden ve kanaat etmeden bahsedip dem vururlar; ancak kendileri beş yıldızlı otellerde zevk-ü sefa sürerler, amir ya da patron konumunda olup işçilerini veya memurlarını kamerayla dikizlerler; ancak kendi yaptıklarının yanı başlarında bulunan yazıcı melekler tarafından kayıt altına alındığının farkına bile varmazlar.

Fasık, haddi aşan ve isyan eden anlamına geldiğinden doğru yoldan sapan Müslümanlar da bazen fasık durumuna düşebilmekte, bazen zalim ve bazen de müsrif olabilmektedirler, önemli olan tevbe edip Cenab-ı Hakk’a iltica etmek, hal ve hareketlerinden pişman olup eski halini terk etmektir. Zaten münafıkların yerine göre fasık, müfsid ve müstekbir kılığına bürünmeleri onlar için pek kolaydır.

Velhasıl-ı kelam gelin Allah’ın (cc) sevmediği kulların kim olduğunu ayetlerden öğrenelim.

"Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez" (A’râf, 7/55)

"Allah bozgunculuğu sevmez." (Bakara, 2/205)

"Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. " (Bakara, 2/276)

"Allah da kâfirleri sevmez." (Âl-i İmrân, 3/32)

"Allah zalimleri sevmez." (Âl-i İmrân, 3/57)

"Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez." (Nisâ, 4/36)

"Çünkü Allah, hainlikte ileri gitmiş olan günahkârları sevmez." (Nisa, 4/107)

"Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (En’âm, 6/141)

Nihayetinde biz Müslümanlar olarak şirkten, küfürden, nifaktan, fısktan ve zulümden imtina edip tevhide, imana, hakka ve adalete rücu etmeliyiz. Allah’ın emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmalı, Allah’ın haram helal sınırlarını korumalıyız.

Hâlık-ı Zülcelâl ve Erhamürrâhimîn Hazretleri bizleri haddi aşıp isyan etmekten, haktan yüz çevirmekten, ikiyüzlü riyakâr olmaktan, samimiyetsizlik ve gösterişten korusun. Bizleri sevmediği kulların vasıflarına sahip olmaktan ve o kullardan olma bedbahtlığından muhafaza etsin. Sevdiklerini bizlere de sevdirsin, sevmediklerini yerdirsin, bizleri hakkı hakk olarak bilip ona ittiba ettirsin, batılı batıl bilip ondan da ictinap ettirsin. Âmin…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr