A- A+

Ötede Şahitlikleri Bizi Üzmesin

İnsanın duyu organları ile acıyı hissediyor olması, bir canlılık emaresi olarak görülür. Vücudun bir nevi tepki verme hali. Duyuların vermiş olduğu tepkiyi hisseden, duygulanan ve bu yönüyle diğer mahlûkatın önüne geçmesini düşündüğümüz insanoğlu, maalesef yanındakinin acısına karşı duyarsız kalabiliyor. Hassas bir kalbin duygu zelzelesi yaşayacağı durumlarda bile, vurdumduymaz ve umursamaz haller insanın yaratılışındaki mükemmelliğe bir ihanet olarak düşünülebilir. Çünkü bizler göklerin, yerin ve dağların kabul etmediği bir emanete talip, yaratılanlar içindeki en şerefli mahlûklar değil miydik?

Bulunduğumuz yeri, bulduğumuzdan daha güzel bırakmıyorsak orada hem kendimize hem de ortama bir ihanet vardır. Bulunduğumuz ve müşahede ettiğimiz ortamda bir hüzün, bir gözyaşı bizim yüreğimizi burkmuyorsa orada canlılığa dair nabzımızın attığı yerde ölen arızalı bir durum vardır. İnsanlık tarihi boyunca şefkat, merhamet ve sevginin otağı olarak düşünülen kalbimiz, gözlerimizin içine bakan imkânların mümkün kıldığı amel-i salihleri, görmezden geliyor ve yüz çeviriyorsa orada kör bir nasipsiz vardır. Gök ehlinin de yüz çevirdiği bedbahtlardan olmamak için, mekânın imkân verdiği her bir hali güzele çevirmek boynumuza yüklenmiş görevlerinden gibi duruyor.

Başkasının acısına duyarsız kalan, nemelazımcı zihniyetin altında aslında Batı’nın meşhur üç maymun öğretisi yatıyor. Maalesef biz de bu fikriyattan etkilenmişiz ve "üç maymunu oynamak" deyimi bile girmiş hafızamıza. Gördüğü ve duyduğu bir olay hakkında görmemiş, duymamış ve söylememiş olduğunu belirtmek anlamına geliyor. Aslında bu üç maymun 17. yüzyılda heykeltıraş Hidari Jingora tarafından Japonya'nın Nikko şehrindeki Tozho-gu tapınağının kapısına yapılan oymalardan gelmektedir.

Tapınağın kapısında bulunan Mizaru (ki bu gözlerini) Kikazaru, (kulaklarını) Iwazaru (ağzını) adında bu üç âkil maymun Japon ve Budist öğretisindeki kötüyü görmeme, kötüyü duymama ve kötülük konuşmama ilkesini temsil etmektedir. Bu ilke Konfüçyüs'ün uygun olmayana bakma, uygun olmayanı dinleme, uygun olmayanı konuşma sözlerine dayandırılıyor. Bizlere de Batı’nın kendi felsefesine göre yorumladığı haliyle geçerek etrafında olan olumsuzlukları görme, duyma, konuşma şeklindeki duyarsızlığı telkin eden hale gelmiştir. Efendimiz; kötülüğü eliyle, diliyle ve ona da gücü yetmezse kalbi ile düzeltmeyi tavsiye eder. Ki bu sonuncusu insanın imanının en zayıf hali olarak değerlendiriliyor.

Bizim inancımızda ve kadim kültürümüzde insan, en değerli varlık olarak değerlendirilir. İnsanı merkeze oturtan birisi, insanın ıstırabını ve kederini kendisine dert edinecektir. Dertli insansa etrafında olup biten her ne varsa kendisine açılmış bir yol olarak görür. İmkânının ve imtihanının farkındadır. İnsan ve imkân israfına ise tahammülü yoktur.

Var olan her şeyin emanet olarak verildiği bir durumda, emaneti sahibine hakkını vermiş bir şekilde teslim edebilenler, ne mutlu kişilerdir. Karşılaştığımızda heyecanımız artıyor ve insandan insana elhamdülillah ki fark var diyoruz. Eylem halinde, duyarlı müminler. Bir kalbimizin varlığını hatırlatan müstesna kişiler. Bu kişiler ki umudumuzu tazeleyen, kaynak, zaman ve enerjisini ötekisi için seferber eden, yanında değil, dünyanın herhangi bir yerindeki acıyı yüreğinde hisseden iyilik neferleri... Kalpteki şefkat ve merhametin eyleme geçmiş hali... Etkin diğerkâmlık… Bazen yaratılana duyulan sevginin, yerinde duramayan bir ödev ahlakına dönüşmüş hali... Bütün dünyanın feryadını duyan isâr ehli...

Aldığımız nefesten geçirdiğimiz zamanın her bir saniyesinden üzerimize yöneltilecek bir sorgu varken hiçbir nimeti zayi etmeden ve onların da hakkını vererek bulunduğumuz ortama dâhil olabilmek. Kendi içinde birçok insan olmak. Birçok insanın derdi kadar derdin olmak. Belki zahiren görünen kadar, senin artman ve çoğalmana vesile olacaktır. Ve derdinin bereketini hayatının her alanında hissedeceksin. Yanındaki kardeşinle, öbür kıtadaki kardeşinin gözyaşları hep senin yanaklarını ıslatacak. Onların hüzünleri bir kıymık gibi batacak yüreğinin derinliklerine. Bulunduğun ortam bugün; belki bir apartman, bir okul, bir mahalle veya ülken hatta dünya. Bulunduysan bu dünyada varlığın şahitlik edecek elinin dokunduğu, gözünün gördüğü, gönlünün hissettiği şeylere… Şahitlikleri bizi üzmesin ötede… Gözyaşlarımızla şerh düşelim içimizdeki yangının varlığına. Zira çilesinde lezzet var Rabbi’nin verdiğinin…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2019

Sayı: 377

İlkadım Arşiv