Eylül 2013 M. Fehmi REYHAN A- A+
A- A+

Ölümün Cesur Körfezi "Balkon" Bir Semboldür

Ev ilk insanın ilk arayışı, ilk buluşu, ilk yapısı olmalıdır. Türkçede ev, mesken, hane kelimeleri ağırlıklı olarak kullanılırken  statü değişikliğini ifade eden saray (kasr), köşk, villa konak gibi kelimeler de ikamet edilen, sığınılan mekânları ifade etmektedir.

Korunma ve sığınma düşüncesi, psikolojisi ve arayışının bir sonucu olarak hemen hemen her varlığın yuva(ev) yaptığını bilmekteyiz. Evler içinde yaşayan olduğu ve sıcak samimi ilişkilerin bulunduğu zaman “YUVA” olur. İnsanlar, evi  yuvalaştırmışlardır.  Ev sığınmadır, korunmadır, gizlenmedir.

Gizlilik (mahremiyet) de insani bir özelliktir. İnsan, insani özelliklerini terk etmediği müddetçe, gizlisi olan bir varlıktır. Zaten koruyacağı, saklayacağı  bir değeri olmayan insan, insani vasıflarını yitirmiştir.

Bu sebepten ev ve mahremiyet kelimeleri insani ve İslami  yönden önem ifade eder. Nitekim Nur Suresi’nde evle ilgili düzenleme ve uyarılar yapılır.  Evin içindekilerin hem birbiriyle hem de  dışarıyla ilişkileri, davranışlarını  düzenler. Yine Hucurat Suresi’nde  çok net düzenleyici  emirler, uyarılar vardır. Öyleyse ev ve mahremiyet birbiriyle kopmaz kelimelerdir.

Medeniyet ile ev arasında da dikkat çekici bir bağ vardır. Televizyonda görüyoruz ki her toplumun, her kültürün, her medeniyetin ev anlayışı, yapısı işleyişi farklıdır. Ortak yön, derece ve niteliği farklı da olsa KORUYUCULUK-GİZLİLİKTİR. Uzakdoğu’nun, Güney Amerika’nın, Afrika’nın Kutupların, Arabistan’ın evleri yöresel özelliklerle beraber kültürel özellikleri de ortaya koyuyor.

İslam dini hiçbir şeyi ihmal etmediği gibi evi de ihmal etmemiştir. Onun vurguladığımız “koruyucu”  özelliğinin ötesinde mahremiyetini  de önemsemiştir.

“Ev hali olur.”  “Kol kırılır yen içinde kalır.”  “Kapalı kapılar arkası…” gibi ifadeler de evin mahremiyet özelliğini anlatır. Üç hususu birleştirirsek ortaya çıkan şu olur: Ev mahremiyetini dinimiz düzenlemiştir evi başıboş bırakmamıştır.

İslam’a göre ev hayatı mahremdir. Ev, dışarıya göre “harem” bölgesidir. Hem evden dışarı hem dışardan içeri isteyen istediği gibi, istediği zaman girip çıkamaz. Evi gözetleyemez. Ev gözetlenecek özelliklere sahip olarak da yapılmaz. Bir gözetlemede hem gözetleyen hem de ev sahibi sorumludur. Yani İslam’ın düzenlemelerine uymadıkları için hırsız da ev sahibi de suçludur.

Her çeşit toplumu ama özellikle Müslüman toplumu felakete sürükleyen hususların başında ev-aile mahremiyetinin önemsenmemesi, hafife alınması hatta kaldırılması gelir.

Üst katlardaki pencereler; cumbalı olup, dışarıdan içerisi görünmeyecek şekilde kafeslidir. Ev sahibi buradan, kapıya gelenin kim olduğunu kendisi görülmeden görebilmektedir.

Cumbadan balkona geçiş bir anlayışın, aile mahremiyetinin önemsizleştirilmesinin ilk adımlarından biridir. Tanzimat’la başlayan balkon anlayışı aynı zamanda ailenin dışarıya açılması, evin gözetlenmeye uygun hale getirilmesidir. N. Kemal’in “Vatan Yahut Silistre”sinde Zekiye’nin erkekle balkondan konuşması, ahlaki bozulma olarak gazete ve dergilerde o dönemde eleştirilmiştir. Balkon, ev mahremiyetindeki bir ihmalin Batı medeniyetinin hatırına gerçekleştirilmesidir.

İç çamaşırını dışarının göreceği yere asmayı yasaklayan İslam’a rağmen  Müslüman, balkonla beraber evdeki mahremlerin dışarıya seyrini sağlamıştır. Balkon, ev mimarisindeki değişim, bir hayatı  (İslamî hayatı ) öldürmenin sembolüdür. Sezai Karakoç’un”Balkon”unda da bunu fark ederiz.

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon 

Ölümün cesur körfezidir evlerde 

Yüzünde son gülümseme kaybolurken çocukların 

Anneler anneler elleri balkonların demirinde

İçimde ve evlerde balkon 

Bir tabut kadar yer tutar 

Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen 

Şezlongunuza uzanır ölü 

Gelecek zamanlarda 

Ölüleri balkonlara gömecekler 

İnsan rahat etmeyecek 

Öldükten sonra da 

Bana sormayın böyle nereye 

Koşa koşa gidiyorum 

Alnından öpmeye gidiyorum

Evleri balkonsuz yapan mimarların

Osmanlı’nın 3 metrelik duvarlarla çevrili “hayat”(avlu) içerisindeki evi tam İslami bir özellik taşırken, yıkılan avlu duvarları ile yok olan” hayat” (avlu) evin ve içindekilerin dışarının seyrine açılmasının da bir başlangıcıdır. “Hayat”ın avluya isim olarak verilişi, evin ortak alanı olarak, herkesin ev kıyafetiyle orada yaşamasıdır. Yani ev halkı hayatını o alanda yaşamaktadır. Tüm ihtiyaçlara göre bina edilen “hayat”, İslami hayatın yok edilmesine yönelik olarak ya yozlaştırılmış ya da yok edilmiştir.

Hayatı” olmayan evlerde nefes almak zorlaşınca, nefes delikleri aranmış ve balkonlar yapılmış, pencereler büyütülmüş herkesin gelip geçtiği yollara sıfır mesafeye yapılmış, tül perdeler yaygınlaştırılmıştır. Görüldüğü gibi İslam’ın kendi kurallarına göre oluşturduğu İslam medeniyeti evi, Batı medeniyeti tipi evlere doğru kaydırılmıştır.

Müslüman kadın da evin direğidir Onun hayatı evin” hayat”ında geçer, çocuklarını orada büyütür, yemeğini orada yapar, misafirlerini orada karşılardı. Yani gündüzünün tamamı gününün büyük bir kısmı orada geçerdi. 3 metrelik duvarlarla çevrili “hayat” ve içerisindeki evinde hiç kimsenin görmediği bir serbestliğe sahipti. Yani Müslüman kadın evinde ama özgürdü. Ancak bundan rahatsız olanlar da vardı. Kadın görünmeliydi. Bunun için de evin görünür hala getirilmesi gerekiyordu. Bunun için belirtmeye çalıştığım ev  mimarisi değiştirilmiştir. Bu değişim teşvik edilmiştir.

Sonuç, ev dışarıya açılmıştır. Evin mahremiyeti -ki bu mahremiyetin merkezinde kadın yer alır- yok edilmiştir. Yani kadının mahremiyeti hedeflenmiştir.  Dolayısıyla kadın dışarıya açılmıştır. Gözetlenen evlerden dışarı çıkan kadın, yavaş yavaş ev(içeri) değil dışarı insanı olmuştur. Önce pazarlarda “ar damarını”(perdesi) çatlatan kadınlar, müşteri olarak ve sonra kapalı mekanlarda (dükkanlar) hem müşteri hem satıcı olarak malzeme olmuştur. Gittikçe rahatlayan ticari ilişkiler yerini İslam’ın yasakladığı tarzdaki ilişkilere, davranışlara, edalara bırakmıştır. Ailenin temel direği, mahremiyetin merkezindeki anne, eş, bacı olan kadınsadece “kadın” olarak toplumda yer almıştır. Ecdadın ifade ettiği gibi “ar damarı çatlamaya görsün.” Sonrası kişileri dizginlemek mümkün değildir.

Dikkat edilirse kadını dışarıya çekenler pek anne, eş, bacı  kelimelerinden hazzetmez ve “kadın” demeyi tercih ederler. Bu kadını fıtrattaki en önemli vasfından, değerinden uzaklaştırmanın adıdır. Allah kadına “ANNE” adını vermiş ve cenneti de ayaklarının altına sermiştir.

Erkek, toplumda “baba, eş, abi, kardeş…” kadın “anne, eş, bacı, abla…” olarak mahremiyete dikkat ederek, konumunu korursa, toplumda herkes olduğu ve ya olacağı konumu yeri bilir ve o itibarın korunmasını olarak bulunursa, ilgi farklı yönde olur ve itibar kaybı vardır.

Cumbadan balkona, tahta parmaklıklardan geniş pencerelere renkli basma perdelerden tül perdelere hatta perde örtülmeyen geniş pencereler, İslami mahremiyetin yok edilişinin başlangıcıdır. Toplumu felakete sürükleyen ev mahremiyetinin yok edilişidir.

Sonuç: Bir uzun vadeli planın parçası olarak ev mahremiyeti kaldırılmış ve evle dışarıya açılmıştır. Peki, böyle deyip boynumuzu bükelim mi? Hayır. Çözüm bilmektir. Bildikten sonra ona yönelik tedbirleri almaktır. Şu anda hiç kimse Osmanlı (Müslümanca) tarzı tek  ve çatal kapılı çok odalı, hayatlı(avlu), yüksek duvarlı, ataerkil evlere, hayata dönelim demiyor. Ama Müslüman mimarlarımız siteler, apartmanlar dikerken evler daireler yaparken Müslümanların hassasiyetlerine, mahremiyete dikkatle  çok güzel ürünler çıkartabilir. Yani İslamî hayatımıza uygun ortamları, mekânları oluşturabiliriz.

Yine Müslümanlar mevcut ev ve ortama bakarak “zaman  gerektiriyor” deyip teslim olmamalı ve haklı İslamî direncini sürdürmelidir. Erkekler baba, abi, eş; kadınlar anne, abla, eş olduklarını öne çıkartmalı ve özellikle kadınlar kendilerini sadece cinsel obje  olarak görmemeli, göstermemeli, bu bakış açısına fırsat vermemelidir.

Müslümanlar” hayat olsa teperim” anlayışı ile İslami olmayan her unsura direnmelidir. Bu direniş ve karşı koyuş bilinçle olmalı,  bu hususta aile fertleri de bilinçlendirilmelidir. Aile fertleri bir bütün olarak yazımızın konusu üzerinde düşünmeli ve “Ne yapabilirim?” sorusuna mutlaka cevap vermelidir. Hülasa ev mahremiyetinin yok olması,  Erkeğin ve kadının ama özellikle kadının çarşı pazar ve AVM denilen modern tağutlarda  mahremiyeti ortadan kaldırıcı “ar perdesini yırtıcı” eda, tavır ve davranışlardan sakınması toplumsal felaketimizi önleyici en önemli faktörlerin başında yer alır.

Ne olur dünya için ahiretimizi satmayalım.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2013

Sayı: 302

İlkadım Arşiv