Ekim 2015 Salim ÇELİK A- A+
A- A+

Mümin, Cami, Medeniyet

Çevremizdeki insanlara, farklı inanç ve kültürlerdeki kişilere ya da kendimize İslam’ı ve Müslümanlığı kelimelere dökmeden anlatan motifler çizmenizi istiyoruz diye bir teklifte bulunsak çizilecek motiflerin başında cami ve minareler gelir. Zaten başka türlü anlatımlarda yetersiz kalır. Çünkü İslam inancının temel sembol ve motiflerinin başında cami ve minarelerimiz gelir.

Onun içindir ki İslam nerede neşvü nema bulmuşsa bunun ilk işareti oraya yapılan bir mescit ve cami olmuştur. Peygamberimizin Medine’ye vardığında ilk yaptığı işin Mescid-i Nebevi olması veya Kuba Mescidi’nin inşası bunun en güzel örneğidir. İslam orduları, Müslüman olup olmadıkları belli olmayan beldelere girmeden önce camilere bakmışlar ve ezan okunup okunmadığını kontrol etmişlerdir.

Her ne kadar yeryüzünün her yeri mü’min için mescit kılınmışsa da,Peygamber efendimizin koyun ağılında bile namaz kıldığına dair rivayetler hadis kitaplarımızda mevcut ise de, ibadethane olmanın çok ötesinde anlamlara sahip olduğu için Müslümanlar gittikleri yerlere İslam’ın bu şiarını nakşetmişler, yeryüzüne yıldız serper gibi cami ve mescitleri sermişlerdir.

Kâbe merkezli olarak dünyaya dalga dalga yayılan bu tevhid ve kulluk ağı büyük metropol şehirlerden tutun, balta girmemiş ormanlara, sahra çöllerinin derinliklerine kadar yayılmıştır. Müslümanlar bugün dünyanın her yerinde hiç kesintisiz ezan okunduğunu söyleyip bununla gurur duyuyorlar ve gurur duymakta da haklılar.

İslam’ın bu sembollerinin içini ne kadar doldurduğumuz, özünü ne kadar koruduğumuz ise ayrıca bir değerlendirme konusu. Allah’ın evi Kâbe’nin konumu,Mescidi Nebevi’nin tarihte gördüğü işlev, Osmanlı camilerinin ihtişamı ve siyasi misyonu, günümüzde sayısı çok ama cemaati fakir ibadethanelerimizin durumu üzerine iyice düşünmeliyiz.

Cami ve mescitlerimizin genel misyonu bir yana, İslam tarihinde hepsi bir okul olmuştur. Medeniyet merkezi haline gelen camilerimizin isimlerini bile sayamayışımız; Fransa’da eyfel kulesi ABD’de özgürlük anıtı veya tuttuğumuz takımın ilk onbiri kadar cami bilmeyişimiz medeniyetimizin gittiği yönü ortaya koyan işaretlerdir.

Osmanlılarda hükümdarların ve ailelerin yaptırdığı Selatin Camileri (Fatih, Süleymaniye, Eyüp, Bursa Ulu Cami,Selimiye);

Duvarlarını Hud aleyhisselam’ın yaptırdığı rivayet edilen, Yahya aleyhisselam’ın kabri ve Hz Hüseyin efendimizin başının bulunduğu söylenen, dört mezhep imamının ayrı ayrı kürsüleri bulunan ilim yuvası Şam’daki Emeviye Cami;

Kuzey Afrika fatihi Ukbe bin Nafi’nin bu diyarda ilk ezanı okuttuğu rivayet edilen Kayravan Cami;

Ünlü sosyoloji ve tarih bilgini İbni Haldun’a ev sahipliği yapan Samarra Ulu Cami; Tolunoğlu Ahmed Cami;

Mısır’da Fatımiler tarafından Şia propagandası yapmak için kurulan daha sonra ehli sünnetin kalesi haline gelen, her türlü İslami mesele ve münazarada söyleyecek bir sözü bulunan, günümüzde ise zalimlerin elinde Müslüman öldürmeye memur edilmiş bir kılıç gibi kullanılan el Ezher Cami ve üniversitesi;

İspanya’daki yitik medeniyetimizin kalbi, Hristiyanlar tarafından tarumar edilen, Muhyiddin Arabî, Kadı Ebubekir, Nureddin Batruci, Muhammed Kurtubi, Abbas bin Firnaz ve Ebu Mervan gibi din ve fen âlimlerinin ilham kaynağı Kurtuba Cami ve daha niceleri ümmetin gönlünün nerelerine gömüldü bilinmez.

Mimarisi ve coğrafyasını bile tanımakta zorlandığımız camilerimizin ruhunu da tanıyamaz olduk. Sadece namazmekânı boyutuna indirgediğimiz ve bu boyutunun bile hakkını veremediğimiz camilerimiz;

-Halifelerin halka imamlık yaptığı, devlet işlerinin yürütüldüğü merkezlerdi desem!

-Camilerin minberlerinin devlet başkanlarının koltuğuna benzer olduğunu, devlet politikalarının buradan ilan edildiğini yazsam, gündelik siyasete dokunur mu acep?

-Orduların seferlere camilerden dualarla uğurlandığını, bazı camilerin namaz kılan ordular için yapılan ordugâh camileri olduğunu söylesem, Samarra Ulu Cami’nde aynı anda 150 bin askerin namaz kıldığını söylesem orduyu siyasete mi alet etmiş olurum?

-Mahkemelerin camilerde kurulan yerlerde görüşüldüğünü ve kararların burada alındığını söylemek yargıyı siyasallaştırır mı bilmem.
-“Tüm fenni bilim üreten medreselerin ortasında bir cami bulunur. Buraların kapıları camiye açılır.” desemetiketi bol, aklı ve bilimi kendine önder edinmiş, dogmalara/vahye inanmayan akademisyenlerimizi orta çağ karanlıklarına mı salarım… Ne dersiniz?

Tüm bunların ötesinde;

-Boş camilerden kulluk huzuru beklersem,
-Yıllarca aynı mahalle camisine gidip birbirini tanımayan Müslümanlarda kardeşlik ve sevgi kırıntıları ararsam,
-Namaz çıkışı cami avlusunda: ‘ümmet ümmet deyip duruyorsunuz’ diye çıkışan kardeşime, Kâbe’de yan yana namaz kılanları göstersem vahdeti anlatır mıyım sizce?

-Zenginlerden, soylulardan, etiketlilerden, makam sahiplerinden camide olsun eşitlik ve adalet beklesem hatta haddimi aşıp bu eşitlik ve adaleti günlük hayata taşımalarını istesem yanlış mı yapmış olurum acaba?

Tüm bu soruların ve düşüncelerin cevabını aramaya yazının bittiği vakitten sonraki ilk namazımı camide kılarak başlasam mı, ne dersiniz?
Ayetsiz bidayet ve nihayet olmaz. Ayeti kerime ile bitirelim. Rabbimiz buyuruyor ki: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan,zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder.”(Tevbe, 18)

Kaynakça

Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali

İslam Peygamberi, M. Hamidullah

İslam Tarihi, İ. Hasan

FıkhüsSîre,R. El Buti

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2015

Sayı: 327

İlkadım Arşiv