Ekim 2020 Hamdi ÖZ A- A+
A- A+

MAVERADAN MACERAYA-İyi ki Doğdun Muharrem!

Saygıdeğer İlkadım Dergisi okurları,

Takdir ve tenkitlerinize arz ettiğim bu makalemi kaleme almaya başladığımda takvimler 16 Muharrem 1442‘yi gösteriyordu. Yani; Hz. Muhammed Mustafa’nın Mekke’den Medine’ye hicret etmesinden günümüze bu kadar yıl geçmişti. Haram, ihram, tahrim, mahrem, muhrim, hürmet ve muharrem kelimeleri semantik yönüyle hep aynı köktendir.

Muharrem, Hz. Nuh’un gemisine binerek tufandan kurtulan Mü’minlerin karaya indiklerinde sefinede bulunan on çeşit nevale ile pişirilen çorbasını içtikleri aşure ayıdır. Muharrem, Kerbela şehitlerini hatırlatan hüzün ve matem ayıdır. Muharrem, kötülüklerden iyiliklere hicret ayıdır. İyi ki doğdun Muharrem!..

Hicret; Allah’ın menettiği işleri, masivayı, haram ve günah fiilleri terk etmektir. Gerçek muhacir de işte budur. Kur’an Diliyle Allah yolunda hicret edenlerin her türlü övgü ve ihsana mazhar olacakları müjdelenmiştir. Muhacirler; Allah’ın sonsuz rahmeti, günahlarının mağfireti ve altlarından ırmaklar akan cennetler ile taltif edilmiştir.

Kur’an-ı Mübin’de ayrıca; ‘’Kim, Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde yerleşecek çok güzel yer ve bolluk bulur. Kim, evinden Allah’a ve Resulüne muhacir olarak çıkarsa, sonra da ölüm kendisine erişirse, muhakkak onun sevabı Allah’a düşer. Şüphesiz iman edenler, hicret edenler, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihat edenlerle onları barındıranlar ve onlara yardım edenler, birbirlerinin dostlarıdırlar. İşte onlar gerçek Mü’minlerdir. Onlar için mağfiret ve tükenmeyen rızk vardır. Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri dünyada güzel bir yere yerleştireceğiz. Ahiretin mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.’’ denilerek Mü’minler için tarihin her döneminde bunalıp-çaresiz darda kaldıklarında hicret yolunun açık olduğu belirtilmiştir.

Hicret; varlıkların marifet ve hikmet dolu eylem ve kaderidir. İnsan, varlık âleminin garip bir kuşudur konar göçer. Ruhlar âleminden bir sebep ve vesile ile dünyaya konmuştur. Göçmen kuşlar misali mevsimi gelince rızkını toplayıp eceliyle terk-i diyar edecektir.

Hayvanlar içgüdüleri ile insanlar ise dürtüleri ile hareket ve hicret eder. İnsanın hicretinde beyin göçü de vardır. İnsanın uçuşu sadece beslenmek ve hayata tutunmak amaçlı değildir. İnsanoğlu; dini inancını rahatça yaşama uğruna canını-cananını, malını-mülkünü, ırz ve namusunu korumak için tarih boyunca oradan oraya savrulmuştur. Tabi ki bütün bunlar kaderin birer cilvesidir. Kader bu; nereden eseceği belli olmaz. Bazen batıdan doğuya, bazen da kuzeyden güneye eser. Saba da olabilir sam yeli de. Keder de eser meltem de. Bazen lodos olur karları eritir, bazen da karayel eser ayaza saz çaldırır, koca karıyı kazanın içine daldırır.

Cenab-ı Hak azze ve celle, ‘’Muhakkak ki insan neslini yeryüzüne biz iskân ettik’’ buyuruyor. Yaratıcı insan türünün cinsiyeti, derisi, rengi, dili, dini ne olursa olsun aynı küre içinde birlikte yaşama kültürüne ve erdemine sahip olmasını istiyor. İnsanları hicrete zorlayan mücbir nedenler arasında sayılan kuraklık, kıtlık, açlık, yokluk, sefalet, savaş, zulüm, işkence, salgın vb. sebepleri yaratan Allah Teâlâ’dır.

İnsanların yeryüzü rehberleri kutlu elçileri de zamanın akışı içinde ve görülen lüzum üzerine beraberindeki mü’minleri ile birlikte tebdil-i mekân etmişlerdir. Böylece kavimler göçü başlamış ve medeniyetler de seller gibi doğudan batıya akıp gitmiştir. Hala da aynı mecradan ve maveradan maceraya doğru uzanıp gitmektedir.

Yani; bu cihanda atını batıya doğru süren tek hükümdar İskender olmamıştır. İnsanlığın ikinci atası kabul edilen Hz. Nuh’un gemisine binenler, doğup büyüdüğü Urfa’da ateşe atılan Hz. İbrahim’in milletinden olanlar, Ulül Azim nebilerden Hz. Musa’nın dinine girenler ve son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’nın Ümmetinden olan Müslümanlar hicret etmişlerdir.

Arafat ve Ağrı dağlarının etekleri, Babil Kulesi ve Kenan diyarının insanların yeryüzünde ilk toplanma ve dağılma merkezleri olduğu kabul edilmektedir. Bu yüzden Hindistan/ Serendib adası, Cidde şehri, Mısır ülkesi, Filistin, Urfa/Göbekli Tepe, Mekke, Medine, Şam, Bağdat, Mezopotamya ve Kapadokya çok önemli mesken ve merkezlerdir.

Habil ve Kabil meselesinden sonra insanların göç ettiği Afganistan/Kabil kenti ilk hicret yurdudur. Peygamber Efendimiz döneminde Mü’minler Habeşistan’a iki defa hicret etmişlerdir. İnsanlık Tarihi ile ilgilenenler tarafından ata yurdu ve baba ocağı olarak kabul edilen Asya ve Afrika kıtaları diğer kıtalardan daha eski yerleşim merkezleridir. Hele Amerika daha dün sabaha çeyrek kala keşfedilmiştir.

Hicrete bağlı olarak doğan ve gelişen hasret; sonradan yerleşilen ana kara, ülke, şehir ve beldelerde oturanların, baba ocağından uzakta yaşayanların ortak kronik bir gurbet hastalığıdır. Hasret; geriye dönüşü mümkün olmayan bir yola giren göçmen toplumların yürek yarasıdır. Muhacirlerin; dönüş yolunda toprağı koklamalarının ve üzerinde secde edip Rahman ve Rahim olan Allah’a şükretmelerinin sebebi bundandır. Gurbetçinin stres ve sıdasının, agresif tavır ve davranış bozukluğunun, hırçınlığının, savaş ve kavga isteğinin asıl sebebi kendilerini hicrete zorlayan sebeplerin arkasında duranlardır. Yeryüzünde yaşanılan birçok kavga, şiddet, terör ve savaşın nedeni işte budur: Ötelenmek, örselenmek, adam yerine konmamak, kendi kaderlerine terk edilmişlik, kültürel miras ve paylaşmaktan mahrum edilmek, ümitsizlik ve yalnızlık sendromudur.

Aslında insanoğlu bu dünyanın saçağına konarken de göçmen, buradan uçarken de göçmendir. Ruhun bedene hulul etmesi de hicret, can kuşunun ten kafesini terk etmesi de hicrettir. Âdem aleyhisselam‘a üfürülen ruh aslına rücu edinceye kadar firkat ateşindedir ve hicran içindedir. Mevlana’nın neyinin ve Yunus’un dolabının inlemesi bundandır. Şüphesiz hepimiz Allah’tan geldik ve yine ona döneceğiz. Ömür denilen ecel-i müsemma, doğduğumuzda kulağımıza okunan ezan ile öldüğümüzde üzerimize verilen sala arasında yaşanılan vakittir. İnsanın vefatı esnasında ruh makamına beden madenine geri döner. Dünyada rahatın olmayışının sebebi insan ruhunun özden uzaklaşıp mutasyona uğrayan asalak bir virüs gibi yaşamasıdır.

El hâsılı vel kelam, millet olarak uzun bir dönem test olduk ve 100 yıllık karantinadan da çıktık Elhamdülillah. Biz Nuh Neciyyullah’ın öğüttüğünü yedik, Muhammed Mustafa’nın öğütlerini dinledik. Ağır Ali, hafif Afife, uzun Hasan, kısa Halil, genç Abdullah, koca Yusuf, kalın İbrahim, ince Mehmet, kör Neyzen ve kel Hamdi aşureden içtik ve serden geçtik.

Sen de aşureden içip serden geçtin mi Muharrem? Değil ise otobüsü sür Sivas’ın yollarına. Gemiyi delmek hicret değildir, izinsiz terk etmek de. Hicret yolunda bunca karga ve sakça varken daha çok bağ- bostan ve kıraç beklersiniz. Sivas makamında daha çok saç ve sakalınızı yolarsınız. Teke seke sakalı oy Madımak!..

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2020

Sayı: 387

İlkadım Arşiv