Eylül 2019 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

LA HAVLE-Müslümana Yakışan Tavır

Cumhuriyet tarihinde bir dönem, “Mason” olmadık hiçbir kimse, Dışişleri Bakanlığı’na getirilmezdi!

Cumhuriyet döneminde bir dönem “Mason” olmayan hiçbir kimse, İstanbul Valiliğine getirilmezdi!

Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, o dönemin İstanbul Vâli’sidir… Hani, boyunun kısalığından dolayı, halkın;

- “Mini mini Vâlimiz, ne olacak hâlimiz?” diye tekerleme şeklinde söz ettikleri Vâli Gökay…

Gökay’ın Valiliği döneminde, gözünü budaktan, sözünü dudaktan esirgemeyen, ilmiyle âmil, ahlâkıyla kâmil şahsiyet âbidesi Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendi de İstanbul Müftüsüdür.

Vâli Gökay, bir gün Müftü efendiye telefon eder ve der ki:

- “Müftü efendi, yarın şu saatte birlikte Fener Rum Patriğini ziyarete gideceğiz. Bilgin olsun!”

Bu emr-i vâki karşısında, zerre tereddüt göstermeyen Müftü efendi, anında cevap verir:

- “Vâli Bey, ben gitmem.”

Vâli; “Israr edersem?” deyince, Müftü efendi;

- “O zaman istifa ederim.” der.

Bu tavır karşısında, Müftü efendinin kolay yutulacak bir lokma olmadığını anlayan Vâli Gökay:

- “Peki, biz sana gelirsek?” diye sorunca, Müftü Efendi de:

-“ Olur, buyurun!” der ve kararlaştırılan gün ve saatte görüşme gerçekleşir…

Yalnız, görüşmeden önce, Ömer Nasuhi Hoca, hademesini çağırır. Vâli ve Patriğin geleceği saati dikkatli bir şekilde takip etmesini, onlar gelirken kendisine haber vermesini sıkı sıkı tembih eder…

Bir müddet sonra hademe heyecanla:

“Geliyorlar, Efendim geliyorlar” deyince, Ömer Nasuhi Hoca hemen odasından çıkar ve başka bir odaya geçer. Vâli ve Patrik de gelir, Müftünün odasına otururlar…  Biraz sonrada Müftü Efendi içeri girer. Haliyle O girince Vâli ve Patrik ayağa kalkarlar…

İşte bugün Müslümanlar olarak, makam-mevki sahibi bir Müslüman idarecide görmek istediğimiz basiret, irade, tavır ve duruş budur.

Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, bir gayrimüslimin ayağına gitmektense, istifa etmeyi tercih eden tavrını ortaya koyarak, hem İslâm’ın izzetini hem kendi şahsiyetini korumuş, onların karşısında ayağa kalkmamış, onları inancı için ayağa kaldırmıştır.

Demek ki, feraset sahibi bir mü’min olarak, her şeye Allah’ın nûruyla bakan bir âlimin basireti böyle keskin oluyor.

Çiçekteki koku ne ise, insandaki şahsiyet odur. Şahsiyetini kaybeden insan, toplumun dolgu maddesi olur.

Şahsiyet sahibi bir Müslüman; kimin arabasına binerse onun türküsünü söyleyen insan değildir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2019

Sayı: 374

İlkadım Arşiv