Kasım 2015 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

Kibir Bir Virüstür Antivirüsünüz Var mı?

Yüce dinimiz İslam, insanlara, alçak gönüllü olmayı öğütlemiş, kibir ve gururdan da uzak durmalarını istemiştir. Zira Müslüman için, tevazu gösterip, alçak gönüllü olmak esastır. Kibir ve gurur ise, Allah’a inanmış, Peygamber’e bağlanmış olan herkes için yasaklanmıştır.

Bilindiği gibi kibir; büyüklenmek, kendini beğenmek; gurur ise aldanmak ve hayale kapılmak demektir. Bunların hiçbirisi de kula yakışan sıfatlar değildir. Kibir ve gurur, İslam’ın sevmediği kötü huylardan olup, Allah cellecelaluhu ve Rasulüsallallahu aleyhi ve sellem tarafından hoş görülmemiştir.

Nitekim Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor:“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman, 18)“Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden engelleyeceğim.” (A’raf, 146)

“İşte benim kanunum: Kibir ve gurur ile hareket eden insanlar herhangi bir ibret işaretinden hiçbir nasip alamazlar ve kendilerine ders verebilecek herhangi bir şeyden de hiçbir şey öğrenecek değillerdir.”

Kur’an-ı Kerim’e göre, kendisinin, Allah’a boyun eğmekten, kul olmaktan daha üstün olduğunu düşünen, O’nun emirlerine aldırış etmeyen ve sanki Allah’ın kulu ve Allah da onun Rabbi değilmiş gibi davranan, bu tavrı takınan bir kimse yeryüzünde mağrur ve kendini beğenmiş biridir. Açıkça böyle bir küstahlık hiçbir haklı gerekçeye dayanmaz. Zira hiçbir kulun Allah’ın arzında yaşarken, sanki O’nun kulu değilmiş gibi bir tavır içinde olmaya hakkı yoktur. Bundan dolayı Allah: “…haksız yere böbürlenip övünenler…” diye buyurmaktadır.İnsanın bir hiç olduğu ve hiçlikler deryasında yüzdüğü hususundaüstad Necip Fazıl şu mısralarıyla bize tercüman oluyor:

“Gözüm, aklım, fikrim var deme hepsini öldür!
Sana çöl gibi gelen, O, göl diyorsa göldür!”

Büyük cihangir Yavuz Sultan Selim’in günde 3 saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yediğini ve herhangi bir saray halkından ayırt edilmeyecek kadar sade giyindiğini ve bunu soranlara:“Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim padişahımız Allah azze ve celle vücudun dışına değil içindeki cevhere (imana) bakar.” diye veciz bir cevap verdiğini biliyor muyuz?

İşte Yavuz’u Yavuz yapan özellik dış fetihten evvel iç fethi tamamlamadır. Başarı arttıkça mütevazılığın artması, cihan devletinin padişahı olsa da Allah azze ve celle’ninkulu olduğunu hiç akıldan çıkarmamak, her türlü rahat ve konfor içinde yaşayabilecekken hep sade hayatı tercih etmek, dünya malına gönül bağlamamak.“Büyüklerin büyüklüğü tevazu ve mahviyet, küçüklerin küçüklüğü kibir ve enaniyettir.” sözünü hiç unutmamak lazımdır. Uzunca bahsedeceğimiz şeytanı (aleyhillane) da kibri ve gururu mahvetmedi mi?

Yüce Peygamberimizin, kibir ve gururu yeren hadislerinden bazıları da şöyledir:“Cehennemlikleri, size haber vereyim mi? Onlar, katı yürekli, malını hayırdan esirgeyen, kibirli kimselerdir.”(Riyazü’s-Salihin, 2/45) Bir gün Rasul-i Ekrem Efendimiz:“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse, Cennet’e giremez.” buyurdu. Ashabdan Malik b. Mirare:“Ya Rasulullah! İnsan, elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını sever.” dedi. Rasul-i Ekrem de, "Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek, insanları hor görmektir.”buyurdular. (Riyazü’s-Salihin, 2/44)

Dinimiz kibir ve gururu manevî bir hastalık olarak görür. Bu hastalığa yakalanmış kimseleri Allah’ın sevmediği, ayetle sabittir. Peki bu gibileri Allah sevmez de, acaba insanlar sever mi? Kibirli ve gururlu kimseleri bırakın başkalarının sevmesini, en yakınları bile sevmezler. Çünkü bu gibiler çok bencildirler. En güzel şeyleri daima kendilerine layık görürler ve herkesten saygı görmek ister, yaptıkları şeylerin beğenilmesini arzu ederler. En kötüsü de, hata yaptıklarını kabul etmezler. Servetleri ve şöhretleriyle, bilgileri ve fizikî güzellikleriyle övünürler. Ama onların bir gün elden çıkacağını düşünmezler. Atalarımız ne güzel söylemişler:

Güzelliğinle övünme, bir sivilce yok eder,
Servetinle övünme, bir kıvılcım yok eder.

Kibir ve gurur, hiçbir zaman kemalin ve olgunluğun işareti olamaz. Olsa olsa, cehalet ve gafletin, hayalperestlik ve eksik eğitimin bir alameti olur. Şu çok iyi bilinmeli ki, Müslüman daima mütevazı, kardeşlerine karşı ılımlı ve sevecen, din düşmanlarına karşı ise aslan gibi heybetli ve vakarlıdır. O, Allah Rasulünü canından, malından ve evladından çok seven biri olarak Peygamberimizin buyurduklarına uymalı, onun boyasıyla boyanmalı, izini takip etmeli ve kutlu yolundan asla ayrılmamalıdır. Hayatını sünnet-i seniyyeye uygun bir şekilde tanzim etmelidir. Bu konuda yüce Rabbimiz “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir, ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.” (İsra, 37) buyuruyor.

Halife Hz. Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine’nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu. Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah’ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:“Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın?” deyince;-“Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim. Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum.”cevabını aldı. İşte büyüklük bu…

Mütekebbirlikte yarış edenler insanın nasıl yaratıldığına bir baksın. Kendi iğrendiği bir damla sudan yaratılan bu aciz varlık görecek ki, kendisi çok zayıf, ufacık bir baş ağrısına dayanamıyor, küçücük bir sivrisineğe engel olamıyor, kısaca hiçler âleminde bir hiç… Yine görecek ki, Rabbi onu yaratmış ve imrenilecek bir kıvam vermiştir. Hatta zayıf ve acizliğini bildiği halde onu yeryüzüne halife kılmıştır. O halde, sanki başı göğe değecekmiş gibi, göğsü bir karış ilerde ve yürüyüşünün dahi değişmesinin ne alemi var? Gurur ve kibir şeytanın vasıflarındandır. Eğer bu duygulara kapılırsan seni aşağılara götürür.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2015

Sayı: 328

İlkadım Arşiv