Şubat 2012 Yrd. Doç. Dr. Adem ÇATAK A- A+
A- A+

Kardeşlik ve Kardeşliği Temin Eden Unsurlar

1. Kardeşlik

Dinimiz İslam, bütün insanların aynı ana-babanın çocukları olduğunu ilan etmiştir. Bu tüm insanların kardeş olduklarının net bir şekilde ifade edilmesidir.

“Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın…”[1]

Ayetten anlaşılacağı üzere Hz. Âdem tüm insanlığın babası, tüm insanlar da aynı ana-babanın çocuklarıdır. Bu durumun doğal sonucu olarak da tüm insanlar kardeştir.

İslam dini bir yandan tüm insanların kardeş olduğunu ilan ederken diğer yandan da özelde aynı anne-babadan olma anlamında bir kardeşlik hukukunu da tanımlar.

“Mü’min kadınlara da söyle, … (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. … Zinetlerini, … yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından…  başkalarına göstermesinler…”[2]

Görüldüğü gibi tüm insanların kardeş olması yanında ayrıca aynı anne-babanın evladı olmak bakımından da özel bir kardeşlik hukuku ortaya konulmuştur. Bu kardeşlik hukukunun üzerine mahremiyet ve miras gibi konular bina edilmiştir.

Dinimiz, insaniyet ailesine ait olmak bakımından umumi kardeşlik ve aynı anne-babanın evladı olmak bakımından da özel kardeşlik tanımları yanında din kardeşliği tanımını da getirmiştir. Buna göre aynı dine inanan insanlar birbirleriyle kardeş ilan edilmiştir.

Kur’an’da, İslam’a inanan mü’minlerin kardeş olduğunu şu şekilde açıklanmıştır:

“Mü’minler ancak kardeştirler…”[3]

Anlaşılacağı üzere aynı ana-babanın evladı olmak bakımından kardeş olmanın yanında “aynı dinden olmak” da kardeşliği temin eden bir unsurdur. Buna göre bir Müslüman, iki farklı kardeş tanımıyla karşı karşıya kalmış durumdadır.[4]

Kur’an’da kafir ve münafıkların da kendi aralarında bir tür inanç kardeşliği tesis ettikleri ifade edilir:

“Kitap ehlinden inkâr eden kardeşlerine, “Yemin ederiz ki, siz (Medine’den) çıkarılırsanız, muhakkak biz de sizinle beraber çıkarız. Sizin hakkınızda asla kimseye boyun eğmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa, size mutlaka yardım ederiz.” diyerekmünafıklık yapanlara bakmaz mısın? Hâlbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.”[5]

2. Din Kardeşliğini Temin Eden Unsurlar

Din kardeşliğine iman kardeşliği de denir. Din kardeşliği, ruhların kardeşliğidir. Bu kardeşlik dünya ve ahirette devam eder.

Şimdi din kardeşliğini temin eden unsurları tek tek inceleyelim:

A. İman

Din kardeşliğini temin eden unsurların başında iman gelir. Aynı dine mensup olan Müslümanlar için Yüce Allah kardeş tanımlamasını yapmıştır:

“Onlardan sonra gelenler ise şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin tutturma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyicisin, çok merhametlisin.”[6]

Görüleceği üzere ayette kardeşliğin iman ile bağlantısı açık bir şekilde ortaya konulmuştur. “İman etmiş olan kardeşlerimiz” ifadesinde imanın kardeşliğin tesisinde önemli bir unsur olduğu ifade edilmiştir.

Bu bağlamda mü’minlerle iman etmeyenler arasında kan bağı olsa bile herhangi bir akrabalık ilişkisinin bulunamayacağı da Ku’ran’da şu şekilde beyan buyrulmuştur:

“Nûh, Rabbine seslenip şöyle dedi: “Rabbim! Şüphesiz oğlum da âilemdendir. Senin va’din elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.” Allah, “Ey Nûh! O, asla senin âilenden değildir. Onun yaptığı, iyi olmayan bir iştir. (Şirktir.) O hâlde, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben, sana cahillerden olmamanı öğütlerim” dedi.”[7]

Görüleceği üzere Hz. Nuh’un iman etmemiş oğluyla bile herhangi bir akrabalık ilişkisi kalmamıştır. Buradan hareketle mü’minlerin iman etmeyenlerle herhangi bir şekilde kardeşliği veya akrabalığı söz konusu olamaz.

B. Muhabbet

Kardeşliği temin eden unsurlardan biri de muhabbettir. Kur’an’da, Müslümanlar arasında içten bir muhabbetin bulunması gerektiği Muhacir ve Ensâr kardeşliği üzerinden ifade edilir:

“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar (Ensâr), hicret edenleri severler.”[8]

Muhabbet, kuru bir davadan ibaret değildir. Kardeşinin derdiyle dertlenip sıkıntısını paylaşmadan, kusurlarını affedip fedakarlık ve feragat göstermeden, gerçek manada muhabbetten söz edilemez. Bu itibarla din kardeşliği, sırf sözde kalıp icraata geçmeyen muhabbet iddialarıyla değil, fiilî ve müşahhas muhabbet tezâhürleriyle yaşanabilir.[9]

C. İtimat

Kardeşliği temin eden unsurlardan biri de itimattır. Mü’minler birbirlerine itimat edip güvenirlerse kardeşlik kemâle erer. Aralarında itimat ve güven olmayan kişilerin kardeşliğinden söz edilemez.

Kur’an’da Peygamberimizin mü’minlere güvendiği/inandığı/itimat ettiği haber verilmiş ve bu örneklikten hareketle mü’minlere birbirlerine itimat etmeleri salık verilmiştir. 

“Yine onlardan peygamberi inciten ve “O (her söyleneni dinleyen) bir kulaktır” diyen kimseler de vardır. De ki: “O (Peygamber), sizin için bir hayır kulağıdır ki Allah’a inanır, mü’minlere inanır (güvenir). İçinizden inanan kimseler için bir rahmettir. Allah’ın Resûlünü incitenler için ise elem dolu bir azap vardır.”[10]

Din kardeşliğini temin sadedinde itimadın gerçekleşmesi, Müslümanların, kendilerine itimat edilecek emin kimseler olmalarına bağlıdır.

D. Nasihat Etmek

Din kardeşliğini temin eden hususlardan biri de kardeşlerin birbirlerine nasihat etmesidir. Aralarında doğruyu tavsiye ve yanlıştan ikaz bulunmayan kimselerin gerçek bir kardeşliği hayata geçirmeleri muhaldir.

Hz. Peygamberimiz nasihat etmeyi, din kardeşliğini pekiştiren hususlardan biri olarak görür ve nasihat etmeyi Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları arasında sayar:

“Bir Müslümanın, (diğer) Müslüman üzerindeki hakkı altıdır. (Resulullah’a): Ey Allah’ın resulü! Onlar nedir?’ diye soruldu. Resulullah (s.a.v): “Ona rastladığın zaman selam ver, seni (davete) çağırdığı zaman (davetine) katıl, senden nasihat istediği zaman ona nasihat et, aksırdığı zaman Allah’a hamdederse (Elhamdülillah derse), ona (‘yerhamukellah’ diye) dua et, hastalandığı zaman onu ziyarete git, öldüğü zaman (mezara konuluncaya kadar cenazesinin) arkasından git.” buyurdu.”[11] 

E. Maddi ve Manevi Yardımlaşma

Kardeşliği temin eden unsurlardan biri de yardımlaşmaktır. Müslümanlar maddi ve manevi her konuda yardımlaşarak kardeşliği yaşarlar. Kur’an-ı Kerim’de yardımlaşmanın Müslümanlar üzerine bir görev olduğu şu şekilde ifade edilmiştir:

“İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”[12]

Durumu iyi olan mü’minin, kendisine mürâcaat eden zor durumdaki din kardeşine yardımcı olması, dinî bir zorunluluktur:

“…Allâh’ın sana ihsân ettiği gibi, sen de (insanlara) ihsân et!..”[13] 

Kuran’da maddi yardımlaşma kadar manevi yardımlaşmaya da işaret edilmiştir:

 “…İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”[14]

F. İsâr

Din kardeşliğini tesis eden unsurlardan biri de kardeşini kendi nefsine tercih etmektir. Kur’anî ifadesiyle isâr kardeşliğin kemâle ulaşmasında önemli bir husustur. Kur’an’da;

“Onlardan (muhacirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar. Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.”[15] buyrularak Ensârın son derece ihtiyaç ve yoksulluk içinde olsalar da malın muhacirlere verilmesini isteyerek kardeşlerini kendi nefislerine tercih ettikleri anlatılmıştır. Onların bu tercihi mala ihtiyaçları olmadıklarından değildir. Aksine bu tercihleri, mala ihtiyaçları olmasına rağmendir. Kendisi muhtaç olduğu halde başkasını, kendisine tercih edip üstün tutmak (îsâr) ahlâk ve faziletlerin en yücesidir.[16]

Bu noktada Yermuk savaşında şehit olan üç sahabinin son nefeslerinde bir tas suyu birbirlerine ikram etmeleri hadisesine işareten de olsa değinmeden geçemedik.[17]

G. Dua Etmek

Kardeşliğin kemâle ermesinde mühim unsurlardan biri de kardeşin din kardeşi için dua etmesidir. Kur’an’da Rabbimiz, Hz. Peygamberimiz’den mü’minlere dua etmesini istemiştir.

“Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”[18]

Bu durumu bilen ashab da Hz. Peygamberin duasını alabilmek için seferber olmuşlardır:

“Bedevîlerden kimileri de vardır ki, Allah’a ve ahiret gününe inanır. Harcayacaklarını, Allah katında yakınlığa ve Peygamberin dualarını almağa vesile sayarlar. Bilesiniz ki bu, (Allah katında) onlar için yakınlıktır. Allah, onları rahmetine sokacaktır. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[19]

Rabbimiz, Peygamber Efendimizden Müslümanlar için istiğfar dilemesini istemiştir:

“Bil ki Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendinin, hem de inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de, içinde kalacağınız yeri de bilir.”[20]

Konu ile ilgili bir hadis-i şerifte Hz. Peygamberimiz; “Bir Müslümanın, yanında bulunmayan din kardeşine yapacağı dua kabul olunur. Bir kimse din kardeşine hayır dua ettikçe, yanında bulunan görevli bir melek ona, “Duan kabul olsun, aynı şeyler sana da verilsin.” diye dua eder.”[21]

H. Hüsn-i zan

Mü’minlerin kardeşliğini tesis eden bir diğer unsur da kardeşi hakkında hüsn-i zan beslemektir. Hüsn-i zan beslemenin gerekliliğini ifade sadedinde Rabbimiz:

“O iftirayı (Hz. Aişe (r.anha)’ye atılan iftirayı) işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendileri (din kardeşleri) hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!”[22] buyurmuştur.

Ayette dikkat çeken husus şudur ki, Rabbimiz, mü’minlerin birbirlerine olan hüsn-i zannını, onların bizzat kendileri hakkındaki hüsn-i zannları olarak ifade edilmiş olmasıdır.

Hüsn-i zannın tersi olan sû-i zan ise kardeşliği bozan unsurlardan biridir. Sû-i zannın kötülüğü hakkında Rabbimiz: “(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helâki hak eden bir kavim oldunuz.”[23] buyurmuştur.

Müslüman, din kardeşinin bir hatasını/ayıbını görünce, ona hüsn-i zan etmeli, hayıra tevil etmeye çalışmalıdır. Onun hakkında hemen kötü düşünmeye başlamamalıdır.

I. Gıyabında Savunmak

Kardeşliği temin eden hususlardan biri de din kardeşini bulunmadığı ortamlarda savunmaktır.

Hz. Peygamberimiz, “Mü’min mü’minin aynasıdır, mü’min mü’minin kardeşidir, (ihtiyaç duyduğunda) onun geçimini temin eder / zarardan-ziyandan korur ve arkasından da/gıyabında da elinden geldikçe onu savunur.”[24] ve

Yine Peygamberimiz, “Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse,Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.”[25] buyurarak kardeşliği tesis eden bu durumun önemini izah etmiştir.

İ. Derdiyle Dertlenmek

Din kardeşliğini temin eden unsurlardan biri de kardeşinin derdiyle dertlenmektir. Kâmil mü’minler, din kardeşlerinin dertleriyle dertlenir ve ıstıraplarıyla muzdarip olurlar.

Peygamber’imiz; “Mü’minler birbirlerini sevmekte, merhamet etmekte ve korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”[26] buyurarak Müslümanların kendi aralarında tesis etmeleri gereken kardeşliğin derinlikli boyutuna dikkat çekmiştir.

Yine Hz. Peygamber’imiz; “Komşusu açken tok yatan kimse mü’min değildir.”[27] ve

“Mü’minlerin dertleriyle dertlenmeyen, bizden değildir.”[28] buyurmuştur.

Cenab-ı Hak cümlemizi îman hassasiyetiyle din kardeşliğini yaşayıp yaşatan salih kullarından eylesin. 


Kaynaklar

[1] A’râf suresi, 27.

[2] Nûr suresi 31.

[3] Hucurât suresi, 10.

[4]Kur’an’da aynı anne-babadan olma anlamında kullanılan kardeş kavramı için bkz.: Nisâ, 12, 23; Yusuf, 59, 63, 65, 77; Meryem, 53; A’râf, 65, 73, 85 vd.; Din kardeşliği anlamında kullanılan kardeş kavramı için bkz.: Bakara, 178, 220; Hucurât, 10,12; Âl-i İmrân, 103; Hicr, 47; Tevbe, 11; Ahzab, 5; Haşr, 10 vd.

[5]Haşr suresi, 11.

[6]Haşr suresi, 10. Muhacirlerin ve ensarın arkasından gelenler, kıyamete kadar gelip geçmekte olan mü’minlerdir.Ayette, ashab-ı kiramı hayırla yâd etmenin, onlara dil uzatmamanın ve kin beslememenin gerektiğine de  işaret edilmektedir.

[7] Hûd suresi, 45-46.

[8] Haşr suresi, 9.

[9] Topbaş, Osman Nuri, “Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından -10- Kardeşlik,” Altınoluk, 2008 - Ağustos, Sayı: 270, s. 32.

[10] Tevbe suresi, 61.

[11] Müslim, Selâm 5.

[12] Enfâl suresi,72.

[13] Kasas suresi, 77.

[14] Mâide suresi, 2.

[15] Haşr suresi, 9.

[16] Durmuş, Zülfikar, “Sosyal Dayanışmanın Sağlanmasında Kur’an’ın Öngördüğü İdeal Model: Îsâr,” Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, c. III (2003), Sayı: 1, ss. 17-27.

[17] Hz. Huzeyfe (r.) şöyle anlatıyor: “Yermuk harbinde, yaralılar arasında kalan amcamın oğlunu aramak üzere savaş alanında geziyordum. Yanımda biraz su vardı. Hava da çok sıcaktı. Amcamın oğlunu buldum. Su isteyip istemediğini sordum. Başıyla isterim, dedi. Tam suyu içireceğim sırada öteden birisi, “Ah su”, diye inledi. Amcazâdem gitmemi ve suyu ona içirmemi işaret etti. Gittim, baktım ki Âsım’ın oğlu Hişâm. Tam ona su vereceğim sırada başka birisi “Su!” diye inledi. Hişam da suyu içmedi ve beni ona gönderdi. Arayıp buldum, fakat kendisine suyu ulaştırıncaya kadar o şehit olmuştu. Hemen Hişâm’ın yanına koştum, o da şehit olmuştu. Bari suyu amcamın oğluna içireyim diye onun yanına gittim, fakat o da şehit olmuştu. Nihayet su elimde kaldı. Allah hepsine rahmet etsin.” Hâkim, Müstedrek, III, 270.

[18] Tevbe suresi, 103.

[19] Tevbe suresi,99.

[20] Muhammed suresi, 19.

[21] Müslim, Zikir 87, 88.

[22] Nûr suresi, 12.

[23] Fetih suresi, 12.

[24] Ebu Davud, Edeb, 49.

[25] Suyutî, Camiu’s-Sağir, hadis no: 8489.

[26] Buhârî, Edeb, 27; Müslim, Birr, 66.

[27]Hâkim, II, 15.

[28]Hâkim, IV, 352; Heysemî, I, 87)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2012

Sayı: 283

İlkadım Arşiv