Kardeşlik, Uhuvvet ve İslam Kardeşliğinin Bereketi
Ocak 2017 Bilal GÖKSUN A- A+
A- A+

Kardeşlik, Uhuvvet ve İslam Kardeşliğinin Bereketi

Kur’an’ın açılış sayfasında ‘na’budu ve nesteıyınu’ ‘ibadet ederiz ve yardım dileriz’ sigaları birlikteliği zikredilmektedir.

Kardeşliğin zirve örnekliğini yaşayan ve sembolleşen sahabe-i kiram’dan örnek: Savaş bittikten sonra başından geçeni, kardeşliğe örnek teşkil edecek hadiseyi Huzeyfetü’l Adevî radiyallahu anh’tan dinleyelim. “Yermük muharebesinde idim. Çarpışmanın şiddeti geçmiş, ok ve mızrak darbeleri ile yaralanan Müslümanlar düştükleri sıcak kumların üzerinde can vermeye başlamışlardı. Bu arada ben de, güçlükle kendimi toparlayarak, amcamın oğlunu aramaya başladım.

Son anlarını yaşayan yaralıların arasında biraz dolaştıktan sonra, nihayet aradığımı buldum. Bir kan seli içinde yatan amcamın oğlu, göz işaretleri ile bile zor konuşabiliyordu. Daha evvel hazırladığım su kırbasını göstererek su istiyor musun dedim. Belli ki istiyordu. Çünkü dudakları hararetten âdeta kavrulmuştu. Göz işareti ile ‘Çabuk, hâlimi görmüyor musun?’ der gibi bana bakıyordu. Ben kırbanın ağzını açtım, suyu kendisine doğru uzatırken, biraz ötede yaralıların arasında Hz. İkrime’nin sesi duyuldu: ‘Su! Su! Ne olur, bir tek damla olsun, su!’

Amcamın oğlu Hâris, bu feryadı duyar duymaz, göz ve kaş işaretleriyle suyu hemen Hz. İkrime’ye götürmemi istedi. Kızgın kumların üzerinde yatan şehitlerin aralarından koşa koşa, Hz. İkrime’ye yetiştim ve hemen kırbamı kendisine uzattım. İkrime hazretleri elini kırbaya uzatırken, Hz. Iyas’ın iniltisi duyuldu: ‘Ne olur bir damla su verin! Allah rızası için bir damla su!’ Bu feryadı duyan Hz. İkrime elini hemen geri çekerek suyu Iyas’a götürmemi işaret etti. Suyu o da içmedi. Hepsi şehit oldular. Ben kırbayı alarak şehitlerin arasından dolaşa dolaşa Hz. Iyas’a yetiştiğim zaman son nefesini Kelime-i Şehadet getirerek tamamladı. Derhal geri döndüm, koşa koşa Hz. İkrime’nin yanına geldim. Kırbayı uzatırken bir de ne göreyim? Onun da şehit olduğunu müşahede ettim. Bari dedim, amcamın oğlu Hz. Hâris’e yetiştireyim. Koşa koşa ona geldim, ne çare ki, o da ateş gibi kumların üzerinde kavrula kavrula ruhunu teslim eylemişti. Hayatımda birçok hâdise ile karşılaştım. Fakat hiçbiri beni bu kadar duygulandırmadı. Aralarında akrabalık gibi bir bağ bulunmadığı hâlde, bunların birbirine karşı bu derece fedakâr ve şefkatli hâlleri gıpta ile baktığım en büyük iman kuvveti tezahürü olarak hafızama âdeta nakşoldu! (Kurtubî, XVII, 28; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, II, 318; Hâkim, III, 270/5058)

Müslümanlar birbirlerinin dedikodusunu yapmaz. Hata yapan kardeşini uyarır. Rasulullah aleyhisselam “Kardeşiniz aleyhine şeytanın yardımcıları olmayın.” (Buhari, Kitabu’l Hudud) buyuruyor.

Müslüman olmadan önce kabilecilik, aşiretçilik vb. putlarla birbirlerini tüketen Arapları düşünelim. Putlarını kırıp vahdet sofrasında buluşan Müslümanlar, Allah için kardeş oldular. Birbirinin kanını akıtmak için kılıçlarını bileyen insanlar kardeşlik ruhuyla canlarını kurban ettiler. Ensarın muhacirle kurduğu Medine İslam devletinin özü ‘uhuvvet’ yani kardeşlikti.

Ümmet-i İslam cayır cayır yanıyor. Sapkın Hıristiyanlar, gazaba uğramış Yahudiler, ateist, Budist Çin dünyanın kahir ekseriyeti tek düşman olarak İslam’ı görmektedirler.

Âl-i İmran 103. ayette “Topluca Allah’ın ipine sarılın, tefrikaya düşmeyin, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman idiniz, (Allah) sizi ondan kurtardı. Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki hidayete eresiniz.” buyrulmaktadır.

“Kim İslam’dan başka bir din ararsa bilsin ki (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i İmran, 85)

Bütün Müslümanlar bir çağrı yaptığı zaman ‘hep birlikte Allah’ın ipine sarılalım’ çağrısı yapacak. İttihad-ı İslam bu ilahi davetle mümkündür. Bugün İslam beldelerinde en büyük sorun parçalanmışlıktır. Açlık, yokluk, yoksulluk parçalanmış olmamızın ilahi bir cezasıdır. Çünkü Müslümanlar kardeşlik ruhu ve inancıyla bilenmiş olsaydı birçok meseleyi çözerlerdi. İslam ümmetinin parçalanmışlığı azgın Yahudilere fırsat verdi ve Filistin elimizden gitti. Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Lübnan emperyalist Haçlıların işgaliyle dini ve milli hüviyetlerini kaybetti. İmam Hüseyin radiyallahu anh’ın türbesinde zincirlerle bedenini dövüp ağlaşan Acem güruhu 1400 yıl önceki katillerin hesabını Halepli Ayşe’den, Kerküklü Ahmet’ten sormaya kalkıyorlar.

Yahudileri, Hıristiyanları bırakıp Lübnan’dan Tahran’dan İstanbul’a parmak sallayan bağnaz mezhepçi Pers kafalılar ne yapmak istiyorlar? Öldürülen Sünni olduğu için umursamayan hatta Sünni kanı içmek için Musul’a koşan ‘HAŞDİ ŞABİLER’ fetvayı Ruhani meclisin liderlerinden güya (hâşâ) Ruhullah’lardan alıyorlar.

Güya “peygamberlik Hz. Ali’nin hakkı idi. Hz. Muhammed aleyhisselam bunu gasp etti” diyen zavallı kafalarla İslam vahdeti sağlanabilir mi? Veda Hutbesi’nde bütün ümmete seslenen Hz. Muhammed “Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur” derken PKK kamplarını İran sınırlarında kamufle ediyor. Ve tarih boyunca Osmanlı ve Türklerle savaşan ahmak Acemler “Kur’an’ın kaybolan nüshalarında hala Hz. Ali’nin peygamber olduğunu” düşünüyorlarsa nasıl kardeş olacağız?

Tefrika girmeden bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

 

Bırakın uzun geçmişi, son yüzyıla bakalım. Dünyanın ikinci gücü olan Rusya’yı dize getiren Müslüman Afganlı’ya ne oldu? Savaştan sonra İslam’ın ruhuna, din kardeşliğine aykırı davrandılar. Aralarına fitne sokanların oyununa geldiler. Aşiretçilik, mezhepçilk illetiyle kendi sonlarını hazırladılar. Bölük pörçük oldular, devletleri gitti. Filistin’de bölünen Müslümanlar Yahudilerin azmanlaşmasına fırsat verdiler. Lübnan’da bölündüler, Hıristiyanlar güçlendi. İşte Türkiye… Kürtlerle aramıza sokulan fitne bizi yıllarca ayrıştırdı ve şimdi de birbirimizden nefret eder olduk.

“Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. ... Birbirinizle zıtlaşmayın; (yoksa) korkuya kapılırsınız ve rüzgârınız (kuvvetiniz) gider. ... Sürtüşüp çekişmeyin, tartışıp bölünmeyin; sonra korkaklaşırsınız, devletinizin kudret havası ayrılıp gider.” (Enfal, 46)

İslam âlemi tek bir ümmet, tek bir devlettir. Sınırlarımız yoktur. Bütün dünya İslam egemenliğine boyun eğinceye kadar cihad farzdır. İbadetleri yalınlaştırıp devlete taalluk eden ahkâm göz ardı edildiği sürece zillet devam edecektir. Dün Kabil ağlıyordu. Bugün Şam, Bağdat, Halep, Yemen, Mısır ağlıyor. Yarın Diyarbakır, Kayseri, Ankara ağlayacak. Tek çıkar yol İslam kardeşliğidir. Mezhepleri teferruat görmeliyiz. Irkımızı dinimizin üstüne çıkarmamalıyız. Hilafeti acilen görünür kılmalıyız. Lailaheilllah diyen herkes emin olmalıdır.

Hz. Muhammed aleyhisselam Veda Hutbesi’nde kardeşlik hukukunu özetlemişti;

“Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktandır. Arap’ın Arap olmayana Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi kırmızı tenlinin siyah üzerinde siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır. Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse sizi Allah’ın kitabı ile idare ederse onu dinleyiniz ve itaat ediniz. Suçlu kendi suçundan başkası ile suçlanamaz. Baba oğlunun suçu üzerine oğlu da babasının suçu üzerine suçlanamaz. Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız. İnsanlar la ilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah’a aittir.”

KARDEŞLİK FEDAKÂRLIK İSTER

Hz. Adem aleyhisselam’ın iki oğlundan biri diğerine seni öldüreceğim dediğinde öbürü ona “Benim sana elim kalkmaz.” demişti. Kardeşlik; fedakârlık, vefa, diğerkâmlık ve empatiyle yaşar. Din kardeşliğinin unutulmaz örnekleriyle dolu tarihimiz. Rabbimiz Allah azze ve celle bunu bize emrederken, sevgili peygamberimiz canlı tablolarla kardeşliği göstermişken nasıl oluyor da bizler birbirimizin boynunu vuruyoruz? Nefislerimizin, şeytan ve şeytanın görünen yüzü Yahudiler ve Hıristiyanların aramıza soktuğu fitnelere mağlup oluyoruz.

Osmanlı imparatorluğunun parçalanmasından sonra ortaya çıkan Müslüman ülkelerden hangisi bağımsızlığını elde edebildi? Hangisi güçlü ve huzurlu bir devlet kurabildi? İslam ümmetinin arasına milliyetçilik görüntüsüyle ırkçılık illetini soktular. Bu vesileyle Türk’ü Arap’a, Kürt’ü Türk’e birini öbürüne düşman yaptılar. Irklar arasına fitne sokanlar aynı ırkın mensuplarını aşiretlere, kabilelere ayırıp birbirleriyle vuruşturuyorlar.

Son sözü Yüce Kitabımıza bırakalım: “Mü’minler kardeştir. Kardeşlerinizin arasını düzeltin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Hucurat, 10)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr