KAPAK-Rüyalar Sadık Olsa
Eylül 2018 Sümeyye ÇİFTÇİ A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK-Rüyalar Sadık Olsa

“Rüyanda görürsün” diyoruz olmayacak işler için ya da “Rüyalar gerçek olsa seni her gün görürdüm.” diye şarkılar söylüyoruz, rüyaların gerçek olabilme ihtimalinin imkansızlığını dile getirmek için, ancak bu kadar hafife alınmaya rağmen rüyalar yüreğimizi bırakmıyor, Allah’ın rahmet sıfatının tecellisi olarak bazen Harun’a, bazen Karun’a, bazen Musa’ya, bazen Firavun’a aslında ayırt etmeden hepimize düştüğümüz yeri hatırlatmak için istikrarlı bir şekilde her gece geliyor, zira yaratıcı son nefese kadar bizden ümidini kesmiyor.

Tüm hayat şartları mükemmel tasarlanmış fareler üzerinde, sadece uykunun oluşumu önlenerek yapılan deneylerde, uzun süre uykusuz kalan farelerin ciltlerinde yaralar, gıda tüketiminde artış ve sonunda ölüm gözlenmiş.

Yine bir deneyde uyuyan bireylerin rüya gördükleri anlaşıldığı anda uyandırılıp rüya görmelerine engel olunmuş. Rüyası bölünenlerin ertesi gün daha fazla rüya görmeye başladığı ve daha sinirli, gergin, unutkan olmaya başladıkları gözlenmiş. 11 gün olarak planlanan deneye 1 haftadan fazla dayanan olmamış. Yapılan bu gibi araştırmalar yeterli uykunun iyi bir uyanıklık için şart olduğunu, rüyanın da uyku için yeterlilik şartı olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak bilimsel çevreler rüyayı “Gündüz duyular aracılığıyla alınarak hafızaya saklanan verilerin, uykuda hayal yetisi tarafından bazı işlemlerden geçirilerek ortaya çıkan doğanın bir oyunu, günlük yaşamın dışkı kalıntılarıdır.” şeklinde tanımlamışlardır.

Oysa farklı psikolojik ekollere mensup terapistler rüya için: “Bilinç ve bilinçdışı arasında dengeleyicidir, rüyalar hatırlansa da hatırlanmasa dapsikoterapi görevi görür, rüya ileri doğru bakar ve bir sorunun çözümünü amaçlar, rüya kuantum sıçraması yaparak sonsuz bilinçdışı okyanusuna dalmaktır.” tanımını yapmışlardır.

Newton kütlesel çekim yasasında bahçesinde rüyaya dalmışken ayaklarının dibine düşen elmadan esinlenmiş, Mendeleyev periyodik sistemi ilk kez rüyasında görmüş, kimyacı Kekule karbon zincirinin çevrim oluşturmak için kapanabileceğini rüyasında görmüştür. Sadettin Kaynak rüyasında Hz. Peygamber’i görüp ve uyanır uyanmaz duygu seliyle “Muhabbet bağına girdim bu gece, açılmış gülleri derdim bu gece...” güftesini yazmıştır. Besteci Richard Wagner kendi bestesi olan “Tristan ve İsolde” için “Bu opera benim dehamın ürünü değildir, rüyamda gördüğüm ve işittiğim sesleri uyanır uyanmaz notaya döktüm. Benim zavallı kafam böyle bir harikayı asla düşünerek bulamazdı.” demiştir. Lincoln öleceğini bir gün öncesinden rüyasında görmüştür. (Hatice Alibaşoğlu, Rüyalar Alemi)

Sık sık korkunç rüyalardan uyandığını bildiğimiz Tanpınar, “Ne İçindeyim Zamanın” isimli şiirinde, rüzgârda uçan bir tüyden bile hafif bir biçimde muhayyilesinin mekânı olan rüya âlemine sığınarak sonsuza uzanmak istemiştir. Ve “Hiç uyuyan insana dikkat ettiniz mi? Yanı başınızda olmasına rağmen bizden ne kadar uzakta, ne kadar derinliktedir. Bir yokluğun katılaştırdığı bu vücudun, bu donmuş çizgileri, temelleri ölümde yüzen bu garip mimarinin daha demin etrafında dönüp dolaşan mahlûkla ne alakası olabilir?” gözlemleri ile adeta “Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.” (Zümer, 42) ayetinin tefsiridir.

Rasulullah aleyhisselam “Sâlih rüyayı sâlih kişi görür.” ve “Sadık kimselerin rüyası da doğru çıkar.” “En sâdık rüya seher vakitlerinde görülen rüyadır.” “Salih rüya peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parçadır. Bu rüya, anlatılmadığı müddetçe bir kuşun ayağında durur. Anlatılacak olursa hemen düşer.” “Allah bir kuluna hayır murad ettiği vakit onu rüyasında itab eder.” buyurmuştur.

İbn Haldun rüyayı “Ruhani bir şey olup uykuda iken insani olan ruhun, manalar âlemine dalması sonunda gaibten kendisine akseden varlıkların şekil ve suretini bir anda görmesinden ibarettir.” diye tarif etmiştir.

İsmet Özel “Hayal, tıpkı bir bataklık gibi sizi yavaş yavaş yutar, eritir. Rüya ise sizin mevcudiyetinize gelen bir açıklık, sarahattir; sizi ikaz eder ve sağlam bir zeminde ilerlemenize yol açar. Hayal, ipleri elden kaçırmaktır. Oysa öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, o ipin ucu sizin elinizden bir kaçtı mı, hemen bir başkasının eline geçiveriyor. Ondan sonra siz hayal ediyorsunuz, ama bir başkası yaşıyor.” diyerek, sevinci, hüznü, korkuyu tattığımız hayal ile; bunları sansürsüz yaşadığımız rüya arasındaki muazzam farka dikkat çekmiştir.

Mahmud Erol Kılıç “Modern nörofizyolojik araştırmalar, uyumadan evvel en son seyretmiş olduğumuz görüntülerle beraber yattığımızdan dolayı televizyonu kapatmış olsak bile şuuraltımızda o filmin devam ettiğini söylemektedir. Bir bakıma böylece modern insanın rüyaları bile işgal altında. Bundan dolayı bir çok insan geliyor, hocam ben bir türlü rüya göremiyorum, diyor. Neden? Çünkü rüyaların bile işgal altında. Rüyalarını işgalden kurtar ki kendi maneviyatın başlasın. Modern insanın problemlerinden biridir bu.” demiştir.

Mustafa Merter “Hz. Peygamber, salih kişi salih rüya görür, sadık rüya ise peygamberlikten bir cüzdür, diyor. Salih kelimesi Arapça aynı zamanda ‘onaran, düzelten, ıslah eden’ demek, nasıl bedenimizde ki bir yara kendi kendine iyileşiyor ve kırık kemik kaynıyorsa insan psikolojisi de kendi kendini düzeltme eğilimine sahip, yeter ki yarayı temiz tutalım (nefis tezkiyesi) ve kırık uzvu hareket ettirmeyelim. İşte rüyalar derunumuzda bir hekim gibi sistematik bir yaklaşımla çok ince bir şekilde bize terapi uyguluyor.” diyerek aslında yaralı, efkarlı, travmalı modern insana müjde vermiştir.

Asli vatanımızdan ayrılmışız, bu daracık dünya bize yetmiyor, hep asıl yurdumuzu arıyoruz, bu nedenle evladına olan sevgisini gece üstünü örterek belli eden babalar misali Allah bizlere kendini unutturmamak için rüyaları bahşediyor. Rüyalar mevcut hâlimizin ötesinde bir şeye sahip olduğumuza işaret ediyor. Gece ve gündüzün Rabbi, yaşamımızın uyuyarak geçen büyük bölümünde kendimizi keşfetmemiz için, nefsimizi bilip sonra Rabbimizi bilmemiz için kullanalım diye bir fırsat olarak her gece bize rüyaları hediye ediyor.

Rüya göremeyen ve rüyasını önemsemeyen bir nesil olmuşuz farkına varmadan, üstelik neyimizin eksik olduğunun farkında değiliz. Böylesine maddî bir ortamda “sözü doğru olmak” çok yüksek bir maneviyatın elde edebileceği bir güç ve peşinden salih rüyalar geliyor. Yani sözü doğru olmayan salih rüya göremiyor, salih rüya görmeyenin sözüne itibar edilmiyor.

Seher vakti öten bülbüllerden haberimiz olunca belki de, şifayı hayallerde değil rüyalarda aramaya başlayınca belki de, Hz Peygamber’in Hira’da gördüğü salih ve sadık rüyalardan sonra gizli ve açık tebliğe başladığının ayrımına varıp rüyamızdan emin olmadan konuşmayı bıraktığımızda ve sorunun bilgi düzeyinde-bilişsel-epistemolojik değil varoluşsal-öz-ontolojik seviyede olduğunu anladığımızda belki de çözümü de rüyamızda (öz) bulup söyleyeceğiz, sonra da geçmişin aslına en uygun tekrarından kurtulup kendimizi gerçekleştireceğiz.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr