KAPAK - Münkerden Nasıl Nehyedelim?
Nisan 2018 Bilal GÖKSUN A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

KAPAK - Münkerden Nasıl Nehyedelim?

Münker, İslam şeriatının yasakladığı ve yalın aklın (akl-ı selim) kerih gördüğü her şeyi içine alır. Kur’an’da otuz yedi yerde münker kelimesi ve türevleri geçmektedir.

Bizim asıl konumuz münkerden nasıl sakındıracağız sorusunun cevabını aramaktır. Özelde kendimizi, sevdiklerimizi genelde ise bütün insanları kötülüklerden korumak için kurallar konulmuştur. Gayri İslami anlayışın hâkim olduğu düzenlerde münkerden nehiy yöntemi özeldir. Böyle durumlarda bireysel tebliğ faaliyetleri yapılmalıdır. İnananlar kendi iklimlerini oluşturmalıdırlar. Çünkü ilahi ferman böyledir. Tahrim suresi 6. ayette “Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu koruyunuz…” buyrulmuştur.

Rasulullah Efendimiz “Kıyamet ne zaman kopacaktır?” sorusunu soran sahabesine: “Sen kıyamet için ne hazırladın!” cevabını vermişti. Efendimizin bize de aynı cevabı verdiğini farz edelim. Peki, münkerlerle iç içe yaşamaktan artık şikâyet bile etmeyen bizler ne cevap hazırlıyoruz bu soruya?

Toplumları helak eden, medeniyetleri inkıraza uğratan hastalık duyarsızlıktır. Araf suresi 155. ayette “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi de helak eder misin?” buyurulmuştur. Nebevi terbiye şöyle söyler: “Kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin, gücü yetmezse diliyle tebliğ yapsın, buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu imanın en zayıf noktasıdır.” Hadisi şerifi bir sistem içinde ele almak gereklidir kanaatimce. Yöneticiler kötülüklere karşı toplumu koruyucu, eğitici, cezalandırıcı tedbirler almalıdır. Eğitimciler, terbiyeciler, vaizler, irşadçılar nasihat ve ders vererek destek olmalıdır. Bu iki grubun dışındaki halk ise yöneticilerine ve bilginlerine sahip çıkmalıdırlar.

Dikkat Ediniz! Gemimiz Su Alıyor…

Bananecilik İslami bir anlayış değildir. Müslüman duyarsız olamaz. Sanırım Rasulullah Efendimizin şu benzetmesi toplumların helakinin sebeplerini ve aynı zamanda kurtuluşlarının reçetesini içermektedir: “Bir geminin yolcuları kur’a çektiler ve kur’a neticesinde bazıları geminin üst bölümüne, bazıları da alt bölümüne yerleştiler. Ancak altta yolculuk edenler, su almak gerektiğinde yukarıda yolculuk edenler arasından geçip onları rahatsız ediyorlardı. Bunun üzerine ‘Biz, geminin kur’a sonucu bize düşen alt bölümünde bir delik açsak da yukarıdakileri rahatsız etmesek.’ dediler. Eğer üstte yolculuk edenler, onların bu isteklerine rıza gösterip de gemide delik açmalarına müsaade ederlerse hepsi birden boğulup helak olurlar. Fakat onlara mani olacak olurlarsa hem kendileri kurtulur hem de onları kurtarmış olurlar.” (Buhari, 47, Şehadet)

Bize değmeyen yılan bin yıl yaşadı ama döndü dolaştı bize dokunmadıysa da bizim çocukları, torunları zehirledi. Fransa’da dans çıktığında Kanuni Sultan Süleyman Han hazretleri bu ahlaksızlığın derhal yok edilmesini istemişti. Çünkü gün gelecek bu bize de bulaşacaktı. İşte sosyal medyanın anaforu neslimizi yutuyor. Oturup bir köşede ölümümüzü mü bekleyelim? Yoksa Kur’an’ın emrettiği gibi topyekûn mücadele mi edelim? Gemimizin su almasını umursamayalım mı?

Bu mükemmel teşbihi beraber yorumlayalım:

İslam, bir hayat modelidir. Bir mimarın çizdiği bina planının mükemmelliği, uygulayanların maharetiyle bütünleşir. İslam şeriatının mimarı Yüce Allah’tır. İtikat oluşturulduktan sonra, ibadet ve ahlak tamamlayıcıdır. Kanunlar koruyucudur. Kur’an’da ve hadislerde bahsedilen din, bir ahenk içindedir. Eğer insanların itikadı sağlamsa ibadetleri ahlakları ve bunları tazim eden yasaları da sağlamdır.

Gözüken o ki bugün Müslüman toplumların itikadı, ibadeti, ahlakı ve kanunları sıkıntı içindedir. Kötülüklerin aleni yaşadığı toplumda hiç kimse işlenecek günahlara birbirinden uzak mesafede değildir. Belki siz haramlardan sakınıyorsunuz, ya çocuklarınız? Mikroplar özgür olabilir mi? Bir virüs, nasıl insan bünyesi için zararlı ve önlem alınmazsa yok edici ise münkerât da öyledir. Yoldaki çukur kapatılmazsa sizin değilse bile başka bir insanın aracının oraya düşmesi kaçınılmazdır.

İçki, zina, kumar, faiz gibi -Rahmani ifade ile “ricsun min ameliş şeytan”- şeytanın pislikleri hayatımızın bir parçası olmuş durumdadır. Artık Müslümanlar olarak bunları kanıksar olduk. Her bir münker bir başka münkerin yaşam alanı oldu. Çıplaklık; moda oldu, faiz; kredi, kumar; oyun, içki; meşrubat sayıldı. TV dizilerinde insanların zihnine “haram ve münkerlerle yaşamanın normal olduğu” anlayışı kazındı.

Toplumsal kabuller için sosyologların meşhur bir süreç sıralaması vardır. Birinci aşamada bir olayın yanlışlığı dile getirilir ve sadece dedi-kodusu yapılıp bırakılır. Ancak kötülük yaygınlaşmaya başlar, çünkü yok edici tedbir alınmamıştır. Artık yüksek sesle yapılan tenkitler kısılmıştır, normal görülmeye başlanmıştır. Üçüncü ve öldürücü evreye geçilmiştir. Bir zamanlar “vah, tüh, yuh” diyenler artık “zamanın gereklerinin böyle olduğunu, bundan kaçınmanın mümkün olmadığını” dillendirmeye başlamışlardır.

Önce Kim Düzelmeli?

Acı bir gerçek de şudur: İnsanlar önce başkalarının iyi, dürüst, kurallara uyan, saygılı, vefalı, merhametli olmasını istemektedir. Önce kim düzelmeli? Kendisi düzgün olmayan insanın başkasının düzgün olmasını istemesi inandırıcı mıdır? Hâlbuki kötülükten sakınmak konusunda kişi önce kendi nefsinden başlamalıdır. Münkerlerle iç içe yaşayan birisi, kimseyi sakındırmak için söz söyleyemez. Tesiri olmaz. Arınmaya evvela nefsimizden başlamalıyız. Sonra halkayı genişletip sırasıyla eşimizi, dostumuzu, çocuklarımızı, komşumuzu kötülüklerden, haramlardan sakındırılmalıyız. Peygamberimiz bir kavmin helakinden bahsederken: “Allah Teâlâ azap meleğini bir kavmin helaki için görevlendirdi. Melek, ‘Ya Rab! İçlerinde şu kadar bin insan gece ibadetle meşguller.’ cevabını verince, Allah Teâlâ: ‘Onları da helak et, zira onlar yapılan kötülüklere mani olmak için çalışmadılar.’ buyurdu.”

Sonuç olarak şunu açık ve net olarak söylemeliyiz ki Allah Teâlâ’nın kanunu değişmez. Merhameti sonsuzdur. Ancak bilmeliyiz ki Rabbimiz kendi koyduğu kuralı çiğnemez. Nuh, Lut, Hud, Salih peygamberlerin kavimleri nasıl ki azabı hak edip cezalandırıldılarsa bugün de aynı yasa tezahür edecektir. Ancak her kavmin helak şekli farklı olmaktadır. 21. yüzyılda zulmün envai çeşidi, isyanlar, tuğyanlar, sapkınlığın her biri özgürce işlenmektedir. Maalesef bizler Nuh aleyhisselam’ın kavmi gibi bir helak bekliyorsak yanılabiliriz. Yaşadığı hayatı hurafe, çelişki gibi batıllarla dolu olmasına rağmen din zanneden milyonlarca Müslüman helak olmakta ama farkında değiliz. Belki taş olmadık, belki suda boğulmadık, belki sekiz gece yedi gündüz süren rüzgârla kof kütüklere dönmedik ama dünyevileştik. Münkerlerle haramlarla kanka olduk gittik!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr