KAPAK - Günümüz Dünyasındaki Kafirlerin Cesareti
Şubat 2020 Mehmet DERİN A- A+
A- A+

KAPAK - Günümüz Dünyasındaki Kafirlerin Cesareti

“… Bugün, kâfirler dininiz hakkında ümitlerini yitirmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim. …” (Maide Suresi, 3. Ayet)

En kalbi duygularla sizleri selamlayarak sözlerime başlamak isterim.

Günümüz dünyasını incelediğimizde genellikle İslam coğrafyalarında sıkıntıların hat safhada olduğunu görüyoruz. Bu acı durumun sebeplerinden biri de -belki de en önemlisi- Rabbimizden hakkıyla korkmamamızdır. Ne acıdır ki insan olarak bizler Yaratıcımızdan çok yaratılanlardan korkuyoruz. Sonrasında da belalar başımızdan eksik olmuyor.

Hal böyleyken kâfirler de üstlerine düşeni en güzel şekilde fazlasıyla yaparak dindar insanlara -ki bunlara Hıristiyan ve Yahudi dindarlarını, samimilerini ekleyebiliriz- zulümlerini yapıyorlar. Şunu da bilelim ki zulmün dini olmaz. En büyük zulüm Allah’ı tanımamak ve reddetmektir. Sonrası ise yaratılan her şeye eziyet etmektir. Bu zalimler -ki aralarında ne yazık Müslümanları da var- çoluk çocuk kadın ihtiyar demeden hayvandan da aşağı bir seviyece insanları öldürüyorlar, haklarından mahrum ediyorlar.

Onlardan Korkmayın Benden Korkun

Şunu sormak gerekiyor: Müslüman kardeşim; şu hayatta gerçekten ne korkutur seni? Cevabımızda elbette çeşitlilik olacak ama en başta korkulması yani çekinilmesi gereken Yüce Allah olması lazım. Sıkıntı burada işte. Bizler ne yazık ki Allah hariç her şeyden korkuyoruz. Bana şunu derler mi, böyle yapsam bana ne derler, derler de derler. En büyük kaybımız “ALLAH NE DER” sorusunu aklımıza nadiren ya da hiç getirmemiz.

İşte Peygamber Efendimiz zamanında, Hülefa-i Raşidin zamanında kâfirler gerçekten de ümidini kesmişlerdi. Müslümanları kendi ilkel ve bozuk düşüncelerine çeviremeyeceklerini anlamışlardı. Ama günümüzde hiç öyle mi? Müslüman ya da yöneticilerini Müslüman zannettiğimiz bazı ülkeler adeta Avrupa’nın Amerika’nın Rusya’nın, Çin’in ve baş mimarları İngiltere ve İsrail’in uşaklığını yapıyorlar. Adeta Allah yerine bunları koyuyorlar. Yetmiyor uşaklıkta son radde olarak Müslüman kardeşlerini(!) öldürüyorlar.

Ne yazık ki Allah’tan korkmayanlara benzemeye hatta onları bile geçmeye başladık. Hiç uzağa gitmeyelim, bir çevremize bakalım ama sakın ha sakın kınama gözüyle değil. İbret gözüyle ve merhamet duygusuyla bakalım. Açıklıkta, rahatlıkta, konuştuğumuz sözlerde sınır tanımaz hale geliyoruz. Şu misali de vereyim ki durumun vahametini anlayalım: Ermeni papazın kendi tabiiyetindeki kızlara şu sözü çok acı verici: “Boynunuza haç takın ki Müslüman kızlardan bir farkınız olsun. Ne acı, değil mi? Müslümanca giyim hususunda gayrimüslimleri bile geride bırakıyoruz.

Dünyanın Sonu

Dinimizin kemale ermesi ve nimetlerin tamamlanması aklımıza Peygamber Efendimiz aleyhisselam’ın görevini tamamlayarak Rabbine ulaşmasının az kaldığını ve dünyanın yaratılışından günümüze kadar -yaklaşık 4,5 milyar yıla nazaran- sonunun yaklaşmasını getiriyor.

Peygamber aleyhisselam efendimizin vefatı kıyametin en büyük habercisi. Şunu unutmayalım, bu dünya artık yok olmaya, sıkıntılı olmaya doğru her geçen gün daha da yaklaşıyor. Kişi için en büyük kıyamet en başta kendisinin ölümüdür. Bırakalım kıyametin büyük alametlerini, kendimiz ne haldeyiz ona bakalım. Nefes aldığımız her saniye esasen ölümden kurtuluyoruz. Her an ölüme hazır olmamızı Rabbimiz nasip etsin.

İslam’ı Beğeniyor muyuz, İslam’dan Razı Mıyız?

Ayetimizde Rabbimiz İslamiyet’i bizim için beğendiğini dile getiriyor. Peki ey Müslüman! Sen beğeniyor musun İslamiyet’i? İbadetlerini, kurallarını, helallerini, haramlarını beğeniyor musun? Yoksa hayatına Rabbin değil de artistler, sanatçılar, politikacılar vs. mi yön veriyor? Allah aşkına kendimize soralım biz bu dünyaya ne için geldik, ne yapmaya geldik?

Son zamanlarda bir furya var ki akıllarımız tutuluyor, garip karşılıyoruz. “Benim kalbim temiz, ötesini boş ver!” Kalp temizliği acaba sadece iyi niyetli olmak mı, sadece uyumlu insan olmak mı ve sadece diğer insanların bize iyi demesi mi? Bu saydıklarımızın Rabbimizin rızası olmadan hiçbir anlamı yok değerli kardeşim. Allah’ın razı olmadığına tüm insanlar razı olsa hiçbir anlam ifade etmiyor.

Kişi Rabbimizin beğendiği İslam’ın kurallarını reddettiği anda Müslümanlıktan çıkar. Ama kurallarını kabul eder yapmaz veya yapamazsa günahkâr olur.

İşte değerli kardeşler; Rabbimizin bizim için seçtiği İslamiyet’e sıkı bir şekilde sarılmalı ve kurallarını mümkün olduğunca yapmaya çalışmalıyız. Ölüm ve sonrası bir muamma. Gidip de gelen yok. Bu durumda, akıllı kişi risk almaz. Eğer Rabbimiz ateş var diyorsa vardır, güzellik var diyorsa vardır. Esasen iman da sadece O’nun varlığına, birliğine ve dediklerine inanmak değil midir?

Artık son zamanlardayız zor zamanlardayız. Müslümanın imanı kor ateş elde avuçta durmuyor. Her yanımız günah her yanımız zulüm altında. Ama şunu bilelim ki her ne olumsuzluk olursa olsun mü’mine umudunu yitirmek yoktur. Kendimize gelmeliyiz ve sen de ben de gerektiği gibi Rabbimizden çekinmeliyiz. 24 saatimizi namazlarımıza göre planlamalıyız. Her zaman gündemimizde Rabbimiz olmalı ve bir işi yaparken Rabbim ne der sorusu mucibince davranmalıyız. Eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı, harcamalarımızı vs. her ne kadar dünyalık da işler olsa Kur’an ve Sünnete uygun seçmeliyiz, yapmalıyız. İnanın tek kurtarır yanımız O’nun rızasına uygun yaşayıp yaşamadığımız.

Rabbimiz bizleri hakkıyla kendisinden korkanlardan eylesin ve dünya nizamını sağlamaya yönelik neferlerinden kılsın. AMİN.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2020

Sayı: 379

İlkadım Arşiv