KAPAK DOSYASI / Kalp Emaneti ve Eğitimi
Ekim 2017 Mehmet Akif ÇELİK A- A+
A- A+

KAPAK DOSYASI / Kalp Emaneti ve Eğitimi

Mükerrem olarak yaratılan insan, insan olması hasebiyle diğer canlılardan belli başlı yönleriyle ayrılır. Ayrıldığı yönlerin başında da anlayan bir kalbe ve bu kalp sayesinde manevi bir merkeze sahip olması gelir.

İnsanoğlunun nasıl ki baştan aşağı her şeyi emanetse kalp de insana bir emanet olarak verilmiştir. Allah insanoğlundan bu emanete sahip çıkılmasını istemiş, rabbinin istediği gibi davranmasını emretmiş, ona karşı yapılan saldırıları bir takım maddi manevi cezalar ile cezalandırılmasını emir buyurmuştur. Bu durum bize kalp emanetinin Allah katında ne kadar büyük bir ehemmiyete sahip olduğunu göstermesi açısından yeter bir durumdur.

Kalp Kimden Kime Emanet?

Kalp kelimesi sözlükte “bir şeyin içini dışına çıkarmak, altını üstüne getirmek, ters çevirmek, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek ve değiştirmek” gibi anlamlara gelir.[1] Kalp kelimesi Kur’an-ı Kerim’de de yakın anlamları ile birlikte değişik kelimelerle ifade edilmiştir. Bu kelimelerden bazıları şu şekildedir: Fuâd, sadr, lüb, nühâ, rû…[2] Emanet kelimesi ise Arapçada “güvenmek, korku ve endişeden emin olmak” manasındaki ‘emn’ masdarından gelen, hıyanetin karşıt anlamlısı olarak isim şeklinde kullanıldığı gibi “güvenilir olmak” anlamında masdar şeklinde de kullanılır. Ayrıca “güvenilen bir kimseye koruması için geçici olarak tevdi edilen şey” mânasına da gelmekte olup kelimenin bu son kullanılışı daha yaygındır.”[3]

Görüldüğü üzere bu iki kelimemizin etimolojik ifadelerini birleştirdiğimizde yani “kalp emaneti” dediğimizde şu cümleleri kurmak bir gerçeğin ifşası mahiyetinde olacaktır. Kalp, Allah tarafından bize emanet edilen öyle muazzam, öyle ehemmiyetli bir şey ki, her ortamda her durumda her kişide değişebilir, dönüşebilir. Sakın ola ki ey insan, sana emanet edilen bu kalbi emanet vasfının dışına çıkarma. Nasıl ki emanete emanet edenin istediği gibi bakılır korunur kollanırsa, sen de sana emanet edilen, senin korumana bırakılan bu değişken maddeyi, merkezi, kalbi koru. Bu görev senindir. Bu emanet Rabbinden onun halifesi olan “Hazreti İnsan”a emanettir. Ona sahibinin aksine başka şekilde davranarak emanete hıyanet etme denilebilir.

İmam Gazali (h.505) kalp hakkında İhyasında şöyle söylemektedir. “Kalp’ten kastının birinci manası olan bir et parçası olması değildir. Kalbin ikinci manası, bir latîfe-i Rabbâniye-i ruhâniye olmasıdır. Yani gözle görülmeyen bir varlık olmasıdır ki, o kalb-i ruhaninin kalb-i cismânî ile bir alâkası vardır. İşte insanın hakikati bu kalb-i ruhanidir. İnsanda anlayan âlim ve ârif bu kalbtir. Hitap edilen, ikâb ve itâb edilen ve aranan yine bu kalptir.”[4] Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere biz de kalbi bir et parçası olması yönünden daha ziyade, onun ruhani yönü ile ilgili bir durum değerlendirmesi yapmamız zaruridir. İnsanın kalbi eğitiminde kalbinin ruhani yönüne bakmamız ve orayı eğitmemiz gerekir.

Niçin Kalp?

Kalp insan denilen varlığın önemli merkezlerinden biridir. Bildiğimiz bilemediğimiz birçok duygunun ortaya çıktığı yerdir. Sürekli kontrol edilmesi ve her daim sahip çıkılması gereken bir organdır. Nitekim Hz. Peygamber’in de aleyhisselam ifade ettiği üzere kalp, bütün organların sahil-i selamete ulaşması için olmazsa olmaz bir gemidir. Peygamber efendimiz aleyhisselam bir hadiste şu şekilde buyurmaktadır: “İnsan vücudunda bir et parçası vardır o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücut ifsat olur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir.”[5]

Peki, neden kalp bu kadar önemli bir meseledir? Niçin bu kadar üzerinde hassasiyetle durulur ve hatta üzerine sistemler kurulur? Çünkü vücudun maddi manevi harekât merkezi kalptir. Bundan dolayıdır ki, kalbimize emanet hükmünde davranmak mü’minler üzerine bir vecibedir. Harekât merkezini her türlü ifsat hareketinden korumak mü’minler üzerine yazılmış bir vazifedir. Bundan dolayı kalbimizi ihya edecek halleri aramak, bulmak ve yaşamak zorundayız. Onu eğitmek ve eğittiğimize sahip çıkmak gibi bir görevimiz olduğunu mü’minler olarak unutmamalıyız. Eğer bunu yapmazsak “iyilerin suskunluğu kötülerin faaliyetidir” sözünden hareketle, münker kalbimizden başlayarak bütün toplumu sarabilir.

Kalbin ihyasında en önemli vasıf onu iman ile doldurmaktır. Merhum Mehmed Akif’in de dediği gibi:

İmandır o cevher ki ilahi ne büyüktür

İmansız olan paslı yürek sinede yüktür

Kalp, imanın nuru ile dolu olmalıdır. Kalbin eğitiminde en önemli mesele kalbin sahibine tam teslim olmaktır. Kalbin bir sahibi olduğunu bilmektir, anlamaktır, kabul etmektir. Bunun da en başı iman etmektir. Allah ve Resulünü sevmektir. Allah’ın gösterdiği şekilde kalbe sahip olmaktır. Onun bizlere emanet ettiği gibi emaneti sonuna kadar korumaktır. Allah hepimize kalp eğitiminin olmazsa olmazı, imanımıza sahip çıkabilmeyi nasip etsin, sahip çıkabilecek akıl, idrak, güç, kuvvet versin.

Kalbin Afetleri Var mıdır?

Kalbin ihyasında, eğitiminde önemli maddelerden biri de kalbin afetleri dediğimiz, kalpte oluşan ya da oluşabilecek kötü huy ve davranışları terk etmektir. Bu afetler manevi anlamda öyle bir hastalıktır ki, ateşin odunu yediği gibi insanı manen yer bitirir. Gecesini gündüzünü mahveder. Sağlıklı düşünme melekesini elinden alır. Bu yüzden mü’min gönüller her daim kalbini yoklamalı ve birazdan sayacağımız afetlerden kendisinde herhangi bir kırıntı varsa hemen onu düzeltme yolunu aramalı bulmalı ve uygulamaya koymalıdır. Kalbin afetlerinden bazılarını Kur’an ve sünnetten süzerek şu şekilde sayabiliriz:

  • Haset ve Kıskançlık
  • Ucub ve Kibir
  • İnat
  • Kararsızlık
  • Riya (Gösteriş)
  • Yalan
  • İstihza (Alay)
  • İftira
  • Gıybet
  • Öfke ve Kin
  • Tecessüs (İnsanların gizli kusur ve ayıplarını araştırmak)
  • Acelecilik
  • Cimrilik
  • Vesvese

gibi maddeleri sıralayabiliriz. İşte kalp eğitiminde en önemli unsur da bu kötü huy ve davranışları tedavi etmeye başlamaktır.

Kalbin afetlerini tedavi ederken ilk yapacağımız şey bu kötü huyları tedavi etmeye başlamaktan geçer. Zira İslam’ın temel ilkelerinden de olan “def’i mefâsid, celb-i menâfi’den evlâdır”[6] kaidesince öncelikle yapacağımız şey kötü olan huy ve davranışları izale etmektir.

Allah’ın varlığını ve birliğini kalbe idrak ettirmek önemli bir başlangıç noktasıdır. Gerçek anlamda Allah’ın varlığı inancı insanın her türlü kötü duygu ve düşüncesine set çeker. Ancak sekülarist bir bakış açısı ile değil de her daim yanımızda olan bir Allah inancı ve varlığı olmalıdır. Eğer bu inancı insanda sağlayabilirsek gizlide ve açıkta insan, en azından “ben neyi kime karşı yapıyorum” sorusunu daima soracaktır. En azından aleni günah işleyemeyecek, ifsat olurken ifsat etmeyecektir.

Kalbin Eğitiminde Neler Yapabiliriz?

Kalp ile ilgili hastalıkların tedavi sürecinde insanın bu dünyada sürekli kalmayacağını, bir gün mutlaka ölümün onu da bulacağını bilmesi önemli bir aşamadır. Yine bu duygu ve düşünceler, kalbin afetlerinin kaynağı olan nefsi dizginlemeye yardımcı olur. Eğer insan ağızların tadını kaçıran ölümü sık hatırlar ve gereğini, ahireti düşünürse dünyalık olan hırsları kısmen törpülenecek ve kendi elinde olan ile yetinmeyi, kanaatkâr olmayı öğrenecektir biiznillah. Kanaatkâr olup öleceğini bilen kul ise kendini beğenme ve başkalarını küçük görme hastalığını sorgulayacaktır. “Bana ne oluyor ki yarına çıkacağım kesin değilken kendimi büyütüp başkalarını küçük görüyorum, sonsuzluk yurdunu bırakıp bu fani dünyada mal makam biriktiriyorum, kalbime fani olanın sevgisini yerleştiriyorum” demeyi öğrenecektir.

Kalbin eğitiminde, kalbin afetlerinden korunmasında diğer bir dikkat edeceğimiz mesele ihlâs ve ihsan kavramlarını insana yerleştirmektir. Zira ihlâs ve ihsan olmadan yapacağımız bütün ameller boş bir iddiadan öteye geçmeyecektir. İhlâsı ve ihsanı öğrenen insan olaylar karşısında “Allah benim niyetime göre karşılık verecek, Allah beni mutlaka görüyor” hissi ile hareket edecek ve gösterişe düşmemeye gayret gösterecektir. İnsan, insan olduğunu unutmayacak, asıl ispat makamının kullar değil Allah olduğunu öğrenecek ve maddi manevi amellerini kâinatın sahibi olan Allah’a karşı yapması gerektiğini daha net kavrayacaktır.

Kalbin eğitiminde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise insana bu dünyanın ve dünya içindekilerinin bir sahibi, yaratanı olduğunu öğretmektir. İnsan bu dünyanın bir sahibi olduğunu bilir ve anlarsa kendisinin de bir sahibi olduğu kanaatine varır. Bu kanaate varan bir insan nasıl olur da tek başına Allah’tan bağımsız kararlar alabilir.

Kalbin eğitiminde olumlu sonuç veren bir diğer şey ise kalbi ilm-i nafia dediğimiz faydalı ilimlerle meşgul etmektir. Bugün insanlığın bu konuda iki durumla başı derttedir. Birincisi çalışmayıp boş duran insanların dünya ve ahirete faydası olmayan işlere dalması ve ortalıkta başıboş, ne yapacağı belli olmadan amaçsız hedefsiz bir durumda boy gösterip tembel karakterli olan kimselere kötü örnek teşkil etmesidir. Bir diğeri de fazlaca dünyevileşen insanların ilmi, kötü yönde kullanıp dünyayı yaşanmaz hale getirmesidir. İnsanı, insanın kalbini ve aklını mutlaka faydalı ilimlerle meşgul etmek gerekir. İnsanın yaratılış yüceliğine ulaşmasının sırrı bu faydalı ilimlere kendisini vermesi, kendisini bu faydalı ilimlerle meşgul etmesidir.

Kalp eğitiminde bir cümle ile de şunu söylemek gerekir. Kalp, manevi âlemle daha çok iştigal ettiğinden dolayı kalbi eğitmek için maddi âlemden ictinap etmek gereklidir. Az yemek, az uyumak, az konuşmak kalbin eğitilmesinde önemli bir yer tutar. Maddi vücudun gıdasını azalttıkça manevi âlemin gıdası artar. Manevi âlemin kaynağı olan kalp de buna bağlı olarak daha da zinde olur.

Kalbin eğitimi ile ilgili bu yazının hacmine sığmayacak kadar madde sayılabilir. Ancak son bir maddeye daha değinip bu kadarı ile iktifa etmek istiyorum.

Kalbin eğitiminde bir diğer önemli unsur da kadim bir geçmişe sahip olan tasavvuf okullarıdır. Gerçek anlamda, bozulmamış bir tasavvuf anlayışı, birçok insanın kalbini kaskatı iken rakik bir kalp haline dönüştürmeyi başarmıştır. Bu yönü ile de gerçek başarılarla dolu olan bu okulları iyi araştırıp, gerçek anlamda bir tasavvufi eğitim de kalbin eğitilmesi noktasında önemli bir seçenek olabilir. Verdiği dersler ve zikrullah ile bu yolda kayda değer bir nicelikte ve nitelikte gönüller kazanan tasavvuf, insan öldüren canileri, gece zahid gündüz mücahid olmuş insanlara dönüştürebilmiştir biiznillah. Nitekim kalp-nefis ekseninde bir eğitim sunan tasavvuf sistemi, başında bulunan üstadı ve üzerinde yürüdüğü kadim yol ile insanda yerleşmiş olan kötü huy ve davranışları, zıddı ile değiştirmek dönüştürmek için bir eğitim ortaya koyar. Doğru bir üstada ve yola intisap edip teslim olan kalpler, yol boyunca kendi eğitimi adına çok mesafeler kat edebilir.

Vel hâsılı, kalp insanda sadece tıbbi bir organ olarak değil, Allah’ın “hiçbir yere sığmam yalnızca mü’min kulumun gönlüne sığarım” dediği müstesna bir organdır. Bu organa sadece hayati bir organ olarak bakmak akl-ı selim sahibi bir insanın yapacağı iş değildir. Kalp vücutta bulunan yönetim merkezidir. Vicdanın evidir. Onunla acır, sever, seviliriz. Merhameti onunla yaşarız. Onunla ağlar, onunla güleriz. En güzel duyguları onunla hissederiz. Maddiyat içinde manevi âlemleri onunla keşfederiz. Maddi göz kulak görmese de işitmese de, eğitilmiş bir kalp hem görebilir hem de işitebilir. O zaman nasıl olur da kalbin eğitimini ihmal edebiliriz. O halde şu zamandan başlayarak hiç vakit kaybetmeden mü’min hedef koymalıdır kendine. Bu hedef Kızılelma gibi evrensel olmalı ve kalp işinin erbabları tarafından dokunulmadık gönül, eğitilmedik kalp kalmayıncaya kadar mücadele devam etmelidir.

 


[1] Durmuş, İsmail, C. 24, 232, DİA, kalb Md.; Cevherî, I, 204; Lisânü’l-Arab, “ķlb” md.

[2] Durmuş, İsmail, C. 24, 232, DİA, kalb Md

[3] Toksarı, Ali, yıl: 1995, cilt: 11, sayfa: 81-83, DİA, emanet md., Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredat, “emn” md.; Lisânü’l-Arab, “emn” md.

[4] Gazali, İhyau Ulûmi'd-Dîn, cilt: 3

[5] Buhârî, İmân, 39; Müslim, Musâkât, 107

[6] Mecelle-i Ahkâm-ı Adliye, Md. 30: Zararı gidermek faydayı sağlamaktan önceliklidir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2017

Sayı: 351

İlkadım Arşiv