KAPAK DOSYASI / 20. Yüzyılın Habil’i: Aliya İzzetbegoviç
Kasım 2017 Ahmet ÜRGÜPLÜ A- A+
A- A+

KAPAK DOSYASI / 20. Yüzyılın Habil’i: Aliya İzzetbegoviç

Örnek bir Müslüman, örnek bir siyaset adamı, örnek bir dava adamı, örnek bir devlet adamı.

20. yüzyılın kaotik dünyasında İslam coğrafyasına doğmuş bir güneş ve aynı zamanda Evladı Fatihan’a sahip çıkan bilge insan, dönemimizin Süleyman Şah’ı, Alparslan’ı, Fatih’i, Kanuni’si ve Abdülhamid’i olan, onların kişiliğini kimliğini bünyesinde barındıran Bosna’nın öznesi bir lider Aliya İzzetbegoviç.

1925 yaz ayının 25 Ağustosunun kavurucu sıcaklarında Anadolu’nun batı sancağı olan Bosna’nın Bosanski Samac adlı kasabasında dünyaya gelen Aliya’nın oğlu Aliya İzzetbegoviç, 78 yıl sürecek olan dünya hayatına gözlerini açtı. Aliya İzzetbegoviç’in yetişmesinde en büyük etki hiç şüphesiz göz bebeği annesidir. Tıpkı Osmanlı’nın kurulmasında önemli bir etkiye sahip olan Ertuğrul Gazi’nin annesi HAYME ANA’ gibi Aliya’nın İslam düşüncesinde ve yetişmesinde en önemli etki annesi Hiba’dır. Annesi, oğlu Aliya’nın Allah yolunda yetişmesi için çok gayret gösterir ve oğlunun alnının secdeye sabah namazında camide değmesi için her sabah küçücük oğlunu sıcacık yatağından uyandırır ve camiye yollar.

Yaşıtlarının anneleri çocuklarını yataklarından uyandırmazken Aliya gün ağarmadan alnı secdeyle buluşan ve tevazu ve sadelik içinde büyüyen bir fidandı. Allah için Allah’ın evinde güne secdeye giderek başlayan birini rabbim hiç rahmetsiz bırakır mı?  Rabbim onu Ezan seslerini susturmaya çalışan mermilere kalkan olan mücahitlere komutan eyledi, rabbim onu topraklarında hilal sancağını düşürmeğe niyetlenenlerin karşısına korkusuz bir lider eyledi.

Aliya filizlenip lise çağlarına geldiğinde Saraybosna’da bir Alman lisesinde eğitim gördü. İçinde bulunduğu genç arkadaşlarının İslam’dan uzak yaşantılarını dertlenip lisede arkadaşlarını etrafına toplayarak Mladi Muslimani (Müslüman Gençler Kulübü) adını verdikleri küçük bir gurup kurdular. Lisede bir elin parmakları kadardılar ama asla bunu sıkıntı etmediler. O bir avuç insan ders aralarında bir araya gelip hep İslami düşünceler üzerine kafa yorar ve arkadaşlarının savrulup gitmemesi ve kendilerinin de sırat-ı müstakim üzerine olmaları için sürekli kendilerini geliştirme gayreti içinde oldular. Öyle ki bir dönem sonra o bir avuç inançlı genç, inançsız zalim rejimin dikkatini çekmiş ve “Genç Müslümanlar” grubunu sözde lağvederek üyelerini idamla yargılamıştır.

Bu yargılamalar sonrasında Aliya’nın dört arkadaşı idama mahkûm olmuş ve Aliya da üç yıl mahkûmiyet cezasına çaptırılmıştır. Aliya idama giden arkadaşlarının davasını asla yerde bırakmadı. Gençtiler, İstanbul’u fetheden ecdadları Fatihin torunlarıydılar ve başladıkları bir işi asla yarım bırakamazdılar ve bırakmadılar. Bosna-Hersek’te düşmekte olan İslam sancağını ayağa kaldırmaya ölümüne yemin etmişlerdi. Arkadaşlarından biri düşse diğeri davayı anlatmaya devam edecekti, öyle de oldu, yılmadılar. İçlerinden Aliya, Fatih’in fethedip miras bıraktığı topraklarda susturulan ezan seslerinin okunmasını sağlayacak muzaffer bir komutan olacaktı. Ne güzel bir gençlik, ne güzel bir yaşam, ne güzel bir arkadaşlık.

Aliya İzzetbegoviç, üç yıl cezaevinde kalır. Cezaevindeyken de asla boş durmaz ve kendi içinde İslam dünyasındaki boş vermişliği ve sıkıntıları dert edinir ve çözüm yolları arar. Cezaevi sonrası ailesinin yanına döner ve eğitimine devam eder. Aliya’nın en büyük hayali hukuk okumaktır. Ancak Aliya’nın sicilindeki mahkûmiyet kararı nedeniyle ailesinin de yönlendirmesiyle Ziraat Fakültesine kaydını yaptırır.

Ziraat Fakültesinde aradığını bulamayan Aliya hayali olan Hukuk Fakültesine geçiş yapar ve oradan mezun olur. Hayat ilmek ilmek Aliya’nın yaşamını örerken aslında almış olduğu bu “U” dönüşü karar, yıllar sonra zalimlerin bir araya gelip ülkesine çöreklendiği ve cephede yıkamadıkları ülkesini masa başında yıkmak için uğraştıkları zaman davasını, sancağını korumak için ona büyük kolaylıklar sağlayacaktır.

Aliya İzzetbegoviç içinde bulunduğu hayatın ve İslam dünyasının sıkıntılarını asla görmezden gelmedi. Onlara çözüm yolları bulmak ve gelecek nesillere ışık tutmak, kalemini sağlamlaştırmak amacıyla hem Batı hem de Doğu kaynaklarını okuyarak kendi süzgecinden geçirip kitaplar yazmaya başladı. “İslâm Manifestosu” adlı bir kitabı da bu amaçla kaleme almıştı ve yazmış olduğu eser dolayısıyla belirli bir süre sonra kovuşturmaya uğradı. Aliya hayatında yaşadıklarını asla çile olarak görmüyor ve içinde bulunduğu durumu hep olumlu tarafa eviriyor, mutlaka bir çıkış yolu buluyordu.

Onu ayakta tutan, onu diri tutan beden ülkesinin merkezi olan yüreğindeki imanıydı. Yeniden cezaevine girdi ve belirli bir süre yattıktan sonra afla çıktı. Aliya cezaevinden çıktıktan sonra Bosna’nın siyası tarihinde ve kaderinde önemli bir etkiye sahip olacak olan Demokratik Eylem Partisi’ni kurdu. Parti tüzüğü milli ve İslami değerlere bağlıydı. Aliya’nın gençliğinden beri oluşturduğu İslam merkezli düşünceleri partisiyle belirli bir kabuğa bürünmüş ve parti ilk seçimde zaferle sandıktan çıkmıştı.

1990’lı yıllarda Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyetinin dağılması sonrasında Bosna-Hersek de 1 Mart 1992’de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Bosna yönetiminde söz sahibi olan Müslümanları içine sindiremeyen Sırplar, Boşnak Müslümanlara karşı savaş açarak katliama başladılar. Saraybosna’da savaş patlak vermeden önce Sırp, Hırvat, Boşnaklar kardeş gibi aynı apartmanlarda sorunsuz yaşarlarken bir anda durum değişti ve Sırplar içlerindeki kini kusarak silahsız Boşnak Müslümanlara zulüm ve işkenceler uygulayarak Bosna topraklarından Müslümanları süreceklerini zannettiler.

Bosna’da 1992 ile 1995 yılları arasında yaklaşık üç buçuk yıl sürecek olan etnik kirli savaş döneminde Aliya anahtar rol oynayan örnek bir lider ve komutanlık yaptı. Savaş yıllarında Boşnak halkı dünyada benzeri görülmemiş, kelimelerle tarif edilemeyecek, sadece yaşayanların bilebileceği ve anlayabileceği büyük zulüm ve işkencelere uğradı. Bosna halkı savaş sırasında kelimelere dökmekte zorlandığım, utandığım o kadar büyük bir vahşet yaşadı ki kıyamet günü onların haklarını ödemeden biz Müslümanlar asla mahşer günü yerimizden kımıldayamayız.

Bir annenin ağlayan yavrusunu susturmadığı için gözleri önünde dilinin Sırp askerler tarafından koparılıp atılması, annelerin gözleri önünde yavrularının canlı canlı uzuvlarının kesilmesi, annelerin çırıl çıplak soyularak çocuk ve eşleri önünde her türlü pislik ve iğrençliğin yapılarak işkencelere maruz kalmasını mı? Hangi birini anlayabiliriz ki. Düşününki daha çoğunun mezar taşı bile yok. Toplu mezarların yeşilliklere küme halinde konan mavi kelebekler sayesinde -rabbimin hikmetiyle- bulunabildiğini biliyor muydunuz? Bosna-Hersek yeşilliği bol olan ormanlık bir yer. Bosnalı Müslümanlar bir hafta sonu çoluk çocuğuyla çıkıp ormanlık alanlarda asla piknik yapmazlar. Çünkü bilirler ki üzerinde oturacakları yeşilliklerin altında toplu mezar olabilir. Tıpkı Çanakkale gibi her yerde her an insan kemikleri fışkırabiliyor. Saray Bosna’da şehir merkezinde çocukların oynaması için park da yoktur. Çünkü parklarda şehitlerin ebedi istirahatgahı için ayrılmıştır.

Aliya İzzetbegoviç savaş sırasında askeri parkasını sırtına alarak dağ taş, sıcak soğuk demeden mücahitlerin yanında yer alarak onlarla aynı koşulları paylaşmış ve mücahitlere güç kuvvet vermiştir. Bosna savaşı sırasında gösterdiği liderlik Aliya’yı gönül dünyamızda ayrı bir yere koymaktadır. Kendini inancı ve toplumuna adamış olan Aliya’nın ölmeden önce iki vasiyeti vardı. Birinci vasiyeti ülkesini Osmanlının torunları olan Türkiye’ye emanet ediyordu. İkinci vasiyeti ise Bosna’da İslam’ın sancağını yere düşürmeyen mücahit şehitlerin arasına gömülmekti ve öğlede oldu.

Aliya İzzetbegoviç gözbebeği Saraybosna’da 19 Ekim 2003 günü ruhunu Allah’a teslim etmeden önce ülkesini Türkiye’ye emanet edip omzumuza ağır bir mesuliyet bırakarak Rahmeti Rahmana kavuştu.

Çanakkale’den sonra direnişi devam ettiren lider, hakkını helal eyle, hakkını helal eyle, hakkını helal eyle. Diriliş nesli inşaallah emanetine kıyamete kadar sahip çıkacaktır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2017

Sayı: 352

İlkadım Arşiv