KAPAK - Doğrulardan Olmak
Şubat 2020 Hacı BAYRAM A- A+
A- A+

KAPAK - Doğrulardan Olmak

“İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah’ın rızasını gözeterek) Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Muttakîler ancak onlardır!” (Bakara; 177)

Kıblenin değiştirilmesinden sonra Yahudilerin, Müslümanları inançlarında şüpheye düşürmek için ortaya atıkları düşünceler üzerine bu ayet-i kerime nazil olmuştur. “Madem kıbleniz yanlıştı şu ana kadar yaptığınız ibadetler ne olacak? Bundan önce ölenler ne olacaklar?” gibi düşünceleri yaymaya çalıştılar. Allah azze ve celle bunların bu itikatlarının yanlış olduğunu müminlere bildirdi.

Birr: Her türlü hayrı kapsayan bir isimdir. Kendisi ile Allah’a yaklaşılan, Allah’a iman, salih ameller, üstün ahlak gibi her şeydir.

İbadetlerdeki asıl gaye birr’e ve hayr’a ulaşabilmektir. Şekil ve hareketler; kalpte duygu ve şuuru, hayatta da sağlam süluku tahakkuk ettiremiyorsa bir değer taşımaz. O vakit ne ‘birr’e, ne de ‘hayr’a vasıl olunmuş olmaz.

Demek ki ibadetlerdeki esas manayı kavramadan birr’e ulaşılmıyor. Namazda, namazın ruhunu yakalamadan şekil olarak bir tarafa yönelmek birr olmuyor. O zaman birr nedir?

“Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır.”

Demek ki gerçek bir inanç, esaslarına tam manasıyla bağlılıktan geçiyor.

Allah’a iman; gizli açık her şeyden haberdar olan ve her şeye hükmeden bir ve tek olan Allah’a iman demektir.

Allah’a iman; buhranlardan nizama, bataklıktan selamete ve ayrılıktan yön birliğine geçiş noktasıdır.

Ahiret gününe iman ise, ceza ve mükâfat mevzuunda Allah’ın adaletini kayıtsız şartsız kabul etmektir. Ahiret gününe iman; yeryüzündeki hayatın başıboş ve hiçbir ölçüye bağlı olmadığı fikrini reddedip her şeyin ölçü içerisinde cereyan ettiğini kabullenmektir.

“Onlar her an Allah’la karşı karşıya gelivereceklerini ve Rablerine dönüyor olduklarına inanan kimselerdir.” (Bakara, 46)

Ahiret gününe iman ise bir kişinin daha fazla salih amel işlemesini ve kötü işlerden uzak durmasını sağlar ve sağlamalıdır.

Meleklere iman; meleklerin Allah ile kulları arasındaki diyalogu sağladıklarına iman demektir. Allah’ın melekleri vasıtasıyla dünya işlerine karıştığına, bizim hayatımızı düzenlemek için vahiy gönderdiğine, onlarla bizim yaptığımız amellerimizi tespit ettiğine inanmak demektir.

Kitaplara iman demek; içindekilere iman, hayatı onunla düzenlemek gerektiğini, emirlerine uymayı ve yasaklarından kaçınmayı kabul etmek demektir. Bütün kitapların arasını ayırmadan hepsinin Allah kelamı olduğunu kabul etmek demektir.

Peygamberlere iman demek; onların tüm getirdiklerine ve örnekliklerine iman demektir. Hayatımıza emretme ve nehyetme yetkisine sahip olduklarını kabul emek demektir.

Namaz, yüzü mağribe veya maşrığa çevirmekten ibaret değildir. Namaz; insanoğlunun zahiri, batını, cismi, ruhu, akıl ve bütün benliği ile Rabbine yönelmesidir.

“(Allah’ın rızasını gözeterek) Yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder.”

Sahih bir imanın; nefsi arındırıp güzelleştiren, toplumsal ilişkileri düzenleyen ve bu ilişkileri sevgi, ülfet, muhabbet, birlik, dayanışma ya da toplumsal dayanışma gibi esaslardan oluşan sağlam bir temel üzerinde yükselten salih bir amel ile birlikte olması kaçınılmaz bir şeydir.

Malı sevmekle beraber ya bu mala ihtiyaçları varken, sevdikleri halde onu verirler ya da Allah sevgisinden ötürü malı Allah’ın verilmesini emrettiği yerlere verirler ya da kendilerinde olanın beğenmediklerini değil de sevdikleri ve beğendiklerinden verirler anlamındadır.

Onlar yani ‘birr’ sahibi olan insanlar nasıl ki bedenlerinde ruhlarında söz sahi olarak Allah’ı kabul etmişlerse mallarında da söz sahibi olarak Rablerini kabul edip mallarını O’nun rızasına uygun harcarlar. Kalıplarıyla Kâbe’ye (Allah’a) döndükleri gibi mallarıyla da Allah’a yönelirler.

Allah’ın kendilerine verdiklerini öncelikle yakınlarına vermek şartıyla yetimlere, yoksulara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirlere veren kişiler birr sahibidirler. Onların namazlarının da mallarının da kıblesi aynı yöndedir.

Namazın ikamesi demek; dinlerinin direği olarak, sosyal hayatlarının düzenleyicisi olarak, bedenlerinde söz sahibi olarak Allah’ı kabul ederek namaz kılmak demektir. Yoksa şeklen Kâbe’ye, kalben ve amelen batıya yönelmek ‘birr’ değildir, gerçek ‘birr’in göstergesi şeklen kılınan namaz da değildir.

Gerçek ‘birr’ sahibi olan insanlar öncelikle Allah’a verdikleri söze, sonra da diğer insanlara verdikleri söze sadakat gösterirler. Ayrıca iman edip salih ameller işlerken, varlık ve yokluk durumunda, sağlık ve hastalık durumunda, savaş ve barış durumlarında her ne olursa olsun sabredenlerdir.

İslamiyet, insanı ancak cismi, aklı ve ruhuyla birlikte bir varlık olarak kabul eder.

Ayet-i kerimede doğruluk ile vasıflanan kişilerin iki özelliği zikrediliyor: İman yönünden kemalatın doruğunda olmaları ve amel bakımından amel-i salihin zirvesinde bulunmaları.

Kişinin imanı, kalpteki tasdik, lisandaki ikrar ve vücut iklimindeki amel-i salihanın tezahürleri ile kemalatın en uç noktasına yükselir. Demek oluyor ki, kalbin, lisanın ve amelin doğruluğu sıddıkiyet için şarttır. Bunlardan biri eğri olduğu zaman sadakat, doğruluk olmaz. Ayet-i kerimede vasfedilen sadıkları bulmalı, onlarla hemdem, hemmeclis olmalıyız.

Bugün, ticaretten beşeri münasebetlere kadar -hatta ibadetlerde bile- doğruluk bir hayal olmuş durumda. Bu yüzden ibadetleri şekliyle beraber manasına uygun olarak yaparak ayette belirtilen doğrular zümresine dâhil olmamız gerekiyor. Aldatıcı dindarlık görüntülerini de bırakmamız gerekiyor.

Gerçek birr; kalıptan kalbe, şekilden manaya, kabuktan öze inme işidir.

Allah’ım bizi ‘birr’in hakikatine erdir ve bizi ebrardan eyle.

Kaynaklar

  1. Vehbe Zuhayli, Tefsirü’l Münir
  2. Ali Küçük, Besairu’l Kur’an
  3. Zeki Soyak, Fazilet Toplumu

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2020

Sayı: 379

İlkadım Arşiv