KAPAK -  Dayan Mücahidim Dayan
Mart 2021 Enes Kılıçoğlu A- A+
A- A+

KAPAK - Dayan Mücahidim Dayan

Cihad; Yaratanın dünyasında onun hükümleriyle yaşansın, insanlar yalnızca Allah’a kul olsun, Allah ile insan arasına giren tüm engeller kalksın diye yapılan her gayretin adıdır. Tanıma uygun şekilde, sahih niyetle cehd gösteren ve gayret eden, bu gayretini de son nefesine kadar sürdürme çabasında olan kimseye cephede olsun ya da olmasın mücahid diyebiliriz. Cihadın fıkhı, çeşitleri, geleceği gibi cihad ile alakalı diğer konular başka yazıların konusudur. Bu yazıda gayreti, cehdi kuşanmış müminlerin azmini ve çabasını her doğan gün korumak için ne yapmalıyız’ı ele almaya çalışacağız.

Elbette başta imanı zikredeceğiz. Gerçek bir iman, katıksız ve safi. Hareketin ve aksiyonun kaynağını teşkil eden iman. Her an taze ve yenilenmiş iman. Ashabın ki gibi seksen küsur yaşında surların önünde son nefesi verdirecek iman. Onların imanıyla sürdürdüğü cihad, günlük duygulanımdan uzak, gençlik heyecanından öte, bugün var evlenince ve işe başlayınca bitiveren bir cehd değil.

Heyecan her zaman imandan kaynaklı olmayabilir, kimi zaman ortamdan, kimi zaman gençlik ruhundan, kimi zaman içsel etkenlerden kaynaklanabilir. İman ve itaatten kaynaklı olmayan heyecan ve coşkular bittikten sonra da imanla yürümek için Efendimizin şu cümlelerini unutmamalıyız; Abdullah bin Amr’ın rivayet ettiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Her amelin coşku ve şevkle yapıldığı bir zaman vardır. Ancak her coşku ve şevkin dinip bittiği bir zaman da vardır. Böyle bir zamanda sünnetime tutunan kişi kurtulmuş demektir. Başka şeylere meyleden ise helâk olur." (Ahmed bin Hanbel, Müsned)

Cihadı diri tutmayı sağlayan bir diğer husus da takvâ diyebiliriz. Ruh diri olmalı ki, gayret de diri kalabilsin. Takvâ korunmak, sakınmak, kaygılı ve saygılı olmak demektir. Hz. Ömer’in ifadesiyle, dikenlerin zarar vermemesi için bütün dikkati sarf etmektir. Kötülüklerden ve masivadan vazgeçmedikçe Allah yolunda cihad nasıl hâsıl olabilir ki? Ya da kalbimizi ve zihnimizi Allah’tan gayri şeyler işgal ettiyse biz nasıl ümmet için faydalı bir gayret, bir ürün ortaya koyabiliriz ki? Bu yolda mücahede ederken nehir imtihanından bir avuçla yetinerek ya da tenezzül etmeyerek düşmana karşı durabilmiş Talut’un ordusundaki yiğit müminler gibi diri kalabilmek için dünyadan faydalanırken dünya-ahiret dengesini iyi ayarlayabilmeliyiz. Aksi takdirde nehirden kana kana içip, ağırlaşıp; "Bugün Câlût’a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok" diyenlerin son kullanım tarihi bitmeyen mazeretlerine ortak olmak gibi kötü bir akıbet bizi bekleyebilir. Ümmetin mücadele ruhunu kemiren bu durumu Efendimiz şöyle izah etmekte;

"Yakında milletler, yemek yiyenlerin (başkalarını) çanaklarına (sofralarına) davet ettikleri gibi, size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler."

Birisi: "Bu o gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi.

Rasûlullah (sav), "Hayır, aksine siz o gün kalabalık, fakat selin önündeki çerçöp gibi zayıf olacaksınız. Allah düşmanlarınızın gönlünden sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak." buyurdu.

Yine bir adam: "Vehn nedir ya Rasûlullah?" diye sorunca: "Vehn, dünyayı (fazlaca) sevmek ve ölümü kötü görmektir." buyurdu. (bk. Ebu Davud, Melahim, 5)

Mücadele esnasında karşılaşılabilecek zorluk, meşakkat, yorgunluk gibi dayanılması gereken durumları baştan bilmek ve kabullenmek de yol almayı sağlayacak, yolda kalmayı önleyecek önemli bir motivasyon kaynağı olsa gerek. Nitekim bu doğrultuda şu ayet bize yol göstermektedir; “Müminler düşman kuvvetlerini (zorluk ve sıkıntıyı) karşılarında görünce, "Bu, Allah’ın ve Resulünün bize vaat ettiği durumdur, Allah ve resulü hep doğru söyler" dediler; bu onların ancak imanlarını ve teslimiyet duygularını arttırdı.” (Ahzab, 22). Müminler baştan bilmeli ki düşmanla ya da nefsimizle olan mücadelede bizi bekleyen zorluklar ve belki de ödenecek bedeller var.

Her iyiliğin zuhur etmesinde önemli bir yeri olan, yaşanılan ortam ve birlikte olduğumuz insanlar meselesi, mücadele ruhunun devamı için de geçerlidir. Dertli, gayretli, imandan kaynaklı heyecan sahibi kimselerle ya da teşkilatlarla olan birliktelik mümin kişide aynı hislerin oluşması ve devamı için elzemdir. Çünkü insandan insana yalnızca virüsler, mikroorganizmalar değil, dert ve gayret de sirayet eder. Gerçek hayatta, doğu ile batı arası kadar bir mesafe olsun isteyebileceğimiz ortamlardan ve insanlardan, yaşanılan bu hayatta uzak durmanın idrakinde olmak da koruyucu bir husustur. Bununla birlikte kendimizi diri tutmak için vahyin ve vahyin elçisinin gündemimizde olması, her ikisi ile, doğan her gün birlikte olmamız da nefsimizle, şehvetlerle mücadelede ve imanın taze kalmasında olmazsa olmaz diyebiliriz.

Cihad kişinin kendisinden, konfor alanından, rahatından başka insanların imanları, dertleri için vazgeçmenin adıdır aynı zamanda. Uykundan, vaktinden, bedeninden, ilminden, cebinden ve daha başka sende olandan verebilmektir, insanlara ve gençlere. Hayatı tamamen kendisi için yaşamanın basitliğini, sığlığını ve kendisini tatmin etmeyeceğini anlamış olmak da gayreti devamlı kılan bir başka unsur olsa gerek.

Yerlerin ve göklerin ürktüğü emanetin omuzlarında olduğunun farkında, yaklaşmakta olanın yaklaştığının bilincinde, cennet arzusu tüm arzularının önünde, tarihin kendisini çağırdığının farkında olan bir gençlik olarak tekrar silkinelim.

Rehavete kapıldığımız zamanlarda hatırımıza gelecek birkaç ayetle bitirelim;

“İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihat edenler bir olmaz. Allah, mallarıyla canlarıyla cihat edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah, hepsine de güzellik (cennet) vaat etmiştir ancak mücâhidleri, oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır. Kendi katından onlara yüce mertebeler, mağfiret ve rahmet vermiştir. Allah, çok bağışlayıcı ve merhametlidir.” (Nisâ 4/95-96)

“Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.” (Saff 61/10-11)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr