Aralık 2017 Ahmet AĞMANVERMEZ A- A+
A- A+

KAPAK / Çok Yemenin Afeti Az Yemenin Rahmeti*

Kalbin saflık kazanması, basiretin açılması açlıkla olur. Çünkü tokluk, ahmaklığa yol açar, kalbi köreltir, çabuk anlama ve kavrama özelliğini kaybettirir. Nitekim Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Nefislerinize karşı açlık ve susuzlukla mücâhede ediniz; çünkü sevap buradadır. “Kalplerinizi az gülmek ve az yemekle diriltiniz; açlıkla temizleyiniz. Bu sayede kalpleriniz saflaşır ve incelir.” “Kim tok olarak yatarsa, onun kalbi katılaşır. Her şeyin zekâtı vardır; bedenin zekâtı da açlıktır.” (İbn Mâce)

İmam Şiblî şöyle demiştir: “Ne zaman nefsimi Allah için aç bırakmışsam mutlaka kalbimde, daha önce olmayan bir hikmet ve ibret kapısı açılmıştır”

Lokman Hakîm oğluna şöyle demiştir: “Ey oğul! Mideyi tıka basa doldurduğun zaman fikir uyur; hikmet dilsizleşir. Azalarsa ibadetten bıkıp otururlar”.

Aç ve muhtaç kimseleri hatırlamak, açlığın birçok faydalarından sadece birisidir. İnsanoğlunu yoksullara yedirmeye, Allah’ın kullarına merhamet göstermeye teşvik eder. Tıka basa yiyen kimse, aç insanın neler çektiğini bilmez.

Zünnûn-i Mısrî şöyle demiştir: “Ne zaman doymuşsam ya isyan etmişimdir ya da isyan teşebbüsünde bulunmuşumdur”.

Âişe vâlidemiz şöyle demiştir: “Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’den sonra icad edilen ilk bidat, doyasıya yemektir”.

İsâ Aleyhisselâm’dan şöyle bir söz rivayet edilmiştir: “Sizler karnınızı aç tutunuz, ola ki kalbinizle Rabbinizi göresiniz!”.

Doyasıya yiyen kimselerin nefisleri dünyaya meyleder. Açlık, bir tek faydadan ibaret değil, bilakis faydalar hazinesidir. İşte bunun içindir ki ‘Açlık Allah’ın hazinelerinden biridir’ denilmiştir.

Hz. Aişe -radiyallah anha- şöyle demiştir: “Allah Rasûlü (sallahu aleyhi ve selem) iki gün üst üste doyuncaya kadar yemek yemedi. İsteseydi yiyebilirdi, fakat O, açlığı severdi. (Diğer bir rivayette, O yemekten çok başkasına yedirmeyi severdi.)”(Müslim)

Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurmuş-tur: “Allah Teâlâ bana, istersem zenginlik vereceğini teklif etti. Ben: Hayır! Ya Rabbi! Zenginlik istemiyorum. Bir gün yiyip sana şükretmek, bir gün de aç kalıp sana yalvarmak istiyorum, dedim.”

Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şunları da söyle-miştir: “İnsan, kendi midesinden daha zararlı bir kap dol-durmamıştır. Kendisini ayakta tutacak kadar yemek ona yeterlidir. Fakat ille de fazla yemek isterse, o zaman mide-sinin üçte birini yemeğe, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye ayırsın.” “Mümin bir bağırsağa göre yer, münafık ise yedi bağırsağa göre yer.” (Buhari, Müslim)

“Ahirette açlığı en çok uzun sürenler, dünyada en çok yiyenlerdir.” (Tirmizî)

Bir batılı filozof doktora, Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in yemek hususun-da midenin üçe bölünmesini tavsiye ettiği anlatılınca, adam şaşırmış ve “Sağlık için bundan daha güzel bir çare önerilemez.” demiştir.

Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- şunları da söylemiştir: “Çok yemek hastalığın, az yemek ise sağlığın kaynağıdır.”, “Oruç tutun, sağlık bulun.” (Taberanî)

Hz Ömer -radiyallahu anh- şöyle demiştir: “Göbeğinizi şi-şirmekten sakının. Çünkü bu yaşarken ağırlık, öldükten sonra da kokmaktır.”

Açlık, konuşma isteğini keser. Bu suretle insan gıybet etmek, sövüp saymak, yalan söylemek, kalp kırmak, fitne-cilik yapmak gibi günahlardan kurtulur. Allah Rasûlü -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Çoğu insanları yüz üstü cehenneme süren, dilleriyle kazandıkları günah-lardır.”

Harun Reşid, doktorları toplayıp onlara sağlığın sırrını sormuş, doktorlar ittifakla şöyle demişlerdir: “Sağlığın sırrı, ciddî bir açlık duymadan bir şey yememek, yiyince de henüz iştahı varken yemeği bırakmaktır.”

Allah Rasulü -sallallahu aleyhi ve sellem- bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Sizin benden sonra Lât ve Menât putlarına tapmanızdan korkmam; fakat gizli şehvete düşmenizden korkarım.”

Gizli şehvet; cinsellik, yemek, mal, makam, siyaset, kıyafet, övülme, evlat, ev, ürün ve benzeri pek çok konuda olabilir. Konumuz olan az yemekle ise, nefsin kendine hisse çıkarmasını önleyerek gizli şirk ve şehvet putunu kır-mış oluruz. Mide ile tenasül organı, cehennem kapılarından birer kapıdır. Bunun esası da tokluktur. Nefsi temizleyip şehveti kırmaksa cennet kapılarından bir kapıdır. Bunun esası da açlıktır.

Konuyla ilgili Kur’an’da şöyle buyrulur: “Onların ardından öyle nesiller geldi ki, namazı bıraktılar, şehvetlerine uydular. Bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır. Ancak pişman olup Allah’a yönelen, iman edip salih amel işleyenler ise cennete girerler ve hiçbir haksızlığa da uğramazlar.” (Meryem: 19/59-60)

Rasulullah’ın -sallallahu aleyhi ve sellem- biri sabah, biri de akşam olmak üzere günde iki sefer yediği, yemek yiyince de iyice doymadan sofrayı terk ettiği rivayetlerde belirtilmiştir. Abdullah İbn-i Ömer, ashabın doyuncaya kadar hurma bile yemediklerini söyler.

Gazali: “İnsanoğlunu felakete atan şeylerin en büyüğü mide şehvetidir. Hz. Adem (as) ve Havva da bu sebeple cennetten çıktı… Karın, dertlerin ve afetlerin yetişip büyüdüğü yerdir.” der. Âlimlerimiz, Kur’an-ı Kerim’de geçen: “Yiyin, için, fakat israf etmeyin.” ayetini kastederek: “Cenab-ı Hak tıbbı, tedaviyi bu ayette hülasa etmiştir.” demişlerdir. Çok yemek, hem bedeni, hem ruhu, hem de yiyecekleri israf etmektir. Şu iki ayet konumuza ışık tutması açısından dikkat çekicidir:

“Sonra o gün size verilen tüm nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” (Tekasür: 102/8) “Her kim bu çarçabuk geçen dünya hayatını ve içindekileri tercih ederse, ona dilediğimiz kadarını verir sonrada onu kınanmış ve mahrum bırakılmış olarak gireceği cehenneme sokarız.” (İsra: 17/18)

Bu ayetleri dikkate aldığımızda, bütün nimetlerin hesabı, bütün günahların da bir cezası olduğunu bilerek, her anımızı buna göre yaşamak, yediğimizin helal-haram olduğuyla beraber azlığı veya çokluğu ile de ilgilenmek, bize dünya ve ahiret saadeti kazandıracaktır.

*Merhum yazarımıza ait bu çalışma ilk olarak İlkadım dergimizin 292. sayısında (Kasım, 2012) yayınlanmıştır. Hem yazarımızı rahmetle anmak hem de bolca istifadeye müsait, güncelliğini hala koruyan bir yazı olduğuna inandığımız için bu konuyu kıymetli okuyucularımızın dikkatlerine tekrar sunmak istedik.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2017

Sayı: 353

İlkadım Arşiv