Nisan 2013 Ramazan KAYAN A- A+
A- A+

Kan Kaybeden Kardeşlik

Kardeşlik her Müslüman’ın olmazsa olmazıdır. Ancak ulus devlet sürecinde evrensel İslam kardeşliği ciddi aşınmalara maruz kaldı. Kardeşlik kan kaybediyor. Bu kaybın farkında olmayan nice kardeşler var. Gecikmiş kardeşlik tedbir alınmazsa yitik bir kardeşliğe maruz kalacak.

Bu gecikmede sorumluluk hepimize ait… Bugün Doğu ve Batı Müslümanları arasında makas gittikçe açılıyor ve sorunlar büyüyorsa gelecekte bunun neye mal olacağını görmek gerekir.

Öyle ki, şimdiden Kürt halkının ezilmişliğinin, sömürülmüşlüğünün faturasını kardeşlik söylemine çıkarma kolaycılığı ve çarpıtması bazı tanıdık ağızlar tarafından bile dillendirilmektedir.

Aslında olumsuzlukların adresi kardeşlik değil, kardeşsizliktir… Çözüm için kapanmak, kardeşliğin üstünü çizmek değil kardeşliğin içini doldurmaktır. Örselenen kardeşliği, yeniden önemsemekle özlenen bir düzeye çekmektir.

Kendi acziyet, asabiyet, aşırılık ve acımasızlığımızın farkına varıp kardeşliğin sıcak iklimine dönüş yapmaktır.

Şayet Firavunlara yönelik bir söylem ve eylemimiz olacaksa Harunları mutlaka hesaba katmak zorundayız… Özgürlük mücadelesinde Musa’nın elini güçlendiren Harun değil miydi? Karşımızda Firavunlar dururken Harunlardan nasıl vazgeçebiliriz?

Bugün İslam kardeşliği kan kaybediyorsa bu bizim kendi kusurumuz ve vebalimizdir… Artık suçlama, sorgulama, sızlanma durumunda değiliz… Temel ilkelerini vahyin mutlak doğrularından alan adalet, özgürlük ve kardeşlik merkezli bir sahiplenme ile öncü ve özne aktörler olma idaresini ortaya koyabilmeliyiz.

Bugüne kadar kendi özelliklerine yoğunlaşan İslamî yapıların özellikle ortak sorunlara yönelik; ortak açılımlar, çözümlemeler, hamleler için ortak bir akla, ortak bir inisiyatife acilen ihtiyaç var.

Biliyoruz ki, küresel sorunlara lokal bir zihinle yaklaşamayız. Kendimizi kendi özelimizle sınırlama hakkımız yok.

Konjonktürel yaklaşımlardan, tepkisel tutumlardan, duygusal davranışlardan öte; uzun soluklu, köklü, kalıcı ve derinlikli bir yol haritası üzerinde mutabakat arayışlarımız devam etmelidir. Bunun için de öncelikle sistemin siyasal mühendisliğinin Müslüman zihinlere yönelik blokajını etkisiz hale getirebilmeliyiz… Yani düzenin topluma giydirdiği deli gömleğini çekip atmalıyız.

İslamî çevreler statükonun çizdiği kırmızı çizgiler çerçevesinde Kürt sorununa yönelik yaklaşım ve yorumlardan sarfı nazar etmelidirler.

Resmî, seküler, liberal bir dil yerine adalet, özgürlük, kardeşlik temelinde özgün bir dil oluşturmalıyız… Yani rasyonel, hümaniter, üniter, bir dil değil, müteal bir dil öncelenmelidir.

Özellikle bölgedeki İslami oluşumların toplum nezdinde temsiliyet, tanırlılık ve güvenirlik boyutları ile kendilerini gözden geçirmeleri kaçınılmazdır… Olumsuz intibaların Müslümanların itibarını nasıl zedelediği gözler önünde…

İslam’sız hiçbir denklemin çözüm içermediğini gösterebilmeliyiz…

İslam ve Müslümanları yok sayan mihraklara, ekarte eden güçlere karşı “özür dilemeci”, sığınmacı bir üslupla değil, aziz ve asil bir duruşla varlığımızı, ağırlığımızı ortaya koymalıyız.

Birbirimize karşı ise ötekileştirici, itici, dışlayıcı bir yaklaşım yerine kuşatıcı, kardeşleştirici, koruyucu bir yol izlememiz gerekiyor.

Resmî ideolojinin inkâr ve asimilasyon politikaları ile Müslüman Kürt halkını köleleştirmesi çalışmalarını teşhir ve tel’in etmeli, bundan beri olduğumuzu ısrarla vurgulamalıyız.

Sorunu tanımlama ve çözümleme yoluna giderken Kur’an-ı Kerim’de zikredilen Hz. Musa (a.s) ve İsrailoğulları kıssası üzerinde bir temellendirmeye gidilebilir. İsrailoğullarının özgürlük mücadelesi bağlamında bir paradigma oluşturulabilir. Mustazaf ve müstekbir kavramları üzerinden sorun gündemleştirilebilir…

“Şehrin en uzak ucundan koşarak gelen adam” olmak bilinci ile bu yakıcı sorunu yakın takibe almak durumundayız.

Tabi ki, önceliklerimiz arasında mazlum bir halkın maruz kaldığı diasporayı görmek var mı, yok mu bunu netleştirmek lazım…

Adil şahitliğimiz, ahlakî duruşumuz, insanî tarafımız, vicdanî damarımız bizi buna mecbur kılmıyor mu?

Sonuç alabilmek için de, söylemleri etkili kılacak bir eylem planına ihtiyaç var…

Bunu sürdürecek sivil inisiyatifin, siyasi vesayetten uzak durmaları gerekir…

Hülasa; güçlü sivil inisiyatif dışında sihirli bir formül bilmiyorum…

Bir de önümüzün açılmasını istiyorsak, mutlaka örgütlenmeliyiz…

Yine etnik kimliği nedeniyle aynı Rabbe iman etmiş insanları birbirinden ayıramayacağımız kesin… Etnik kimliklerin bir tartışma ve kaynaşma vesilesi kılınması, ancak İslam üst kimliğinde buluşmakla mümkün olabilir.

Hayatlarının merkezine Allah’ı koyan, komple hayatı Allah’ın boyası ile boyayan müminler aidiyet duygularını ve kimliklerini de bu gerçeğe uygun tanzim ederler.

Vahyi gerçekliğin bize öğrettiği ve durmamız gereken yer burasıdır.

Akide bağının üstüne başka bağ ve bağlantılar çıkardığı andan itibaren ümmetin savrulma süreci hızlanır. Ümmete sirayet eden asabiyete dayalı fitne ateşini İslam’a sarılarak etkisizleştirebiliriz.

Özetlemek gerekirse:

Sorun kavmiyetçilikse; çözüm İslam kardeşliğini yeniden ayağa kaldırmaktır.

Sorun ulusalcılıksa; çözüm ümmet olmanın sorumluluklarını ertelememektir.

Sorun sömürülmekse; çözüm sömürgecilere karşı safları sıklaştırarak, direniş ruhunu ateşlemektir.

Sorun kimlik dayatması ya da kimliksizleştirme ise; çözüm özgür ve özgün bir duruşla, tevhidî bir kimlikle insanlar üzerindeki şahitliğimizi ve örnekliğimizi sürdürme kararlılığını göstermektir.

Sorun inananlar olarak güçlü bir irade ortaya koymamak ve inisiyatif kullanamamaksa; çözüm sınırlı irademizi Sınırsız İrade Sahibi’ne bağlayarak bizi güçlü kılacak dayanak ve dinamiklere sağlam tutunmaktır. Bu güç ile vahdet yollarını aramaktır.

Yok, sorun sadece dışımızdan değil içtense, bizde de kaynaklanıyorsa, “Bir toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onlar değiştirmez” gerçeğine dönmektir.

Son bir soru:

Durduğumuz yer itibari ile çözümün bir parçası olabiliyor muyuz?

Yoksa sorunları sadece dillendirmekle mi yetiniyoruz?


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2013

Sayı: 297-1 (Özel Sayı)

İlkadım Arşiv