Şubat 2013 Ahmet AĞMANVERMEZ A- A+
A- A+

Kalbi Muhafaza veya Kalb-i Selime Sahip Olmak!

“Şunu da bilin ki, insan vücudunda bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün beden düzelir; o bozuk olursa bütün beden bozulur; azalar ona tabidir. Dikkat edin o et parçası kalptir.” (Buhari, İman, 39)

Gönül sahibi, gözü yaşlı bir sahabe olan Vâbisa İbni Ma’bed -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor: Bir gün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in huzuruna varmıştım. Bana hitap ederek: “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?”buyurdu. Ben de: “Evet yâ Rasûlallâh!” dedim. O zaman şöyle buyurdu: “Kalbine danış. İyilik, sana uygun gelen ve yapılmasını kalbinin tasdik ettiği şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye fetva verse bile içinde şüphe uyandıran şeydir.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, IV, 227-228)

Selim bir kalp, hakikatin şaşmaz pusulasıdır. Onun hastalanmasına sebep olan şeyler ise, gaflet, ihtiraslar ve günahlardır. Kalplerin hastalığı ise her şeyden önce iman ve inanç konusundaki şüphe ve tereddütlerle birlikte, ibadetsizliktir.

“O gün, ne mal fayda verir, ne de evlat. Ancak Allah’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur).” (eş-Şuarâ, 88-89)

Kalb-i selîm, Allah’ın dışındaki her şeyden arınmış bir ayna gibi Cenabı Hakk’ın sıfatlarının tecelli ettiği bir kalptir. Hak Teâlâ, kulunun kalbini selim bir halde görünce, onu sever ve ondan razı olur. Bu sebeple Rabbimizin cennet davetine ve ihsan edeceği sonsuz nimetlere lâyık olabilmek için kalb-i selîm sahibi olmalıyız. Bir Hadîs-i şerîfte - Efendimiz - sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyuruyor: “Mü’min, bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o günahı hemen terk edip tövbe ve istiğfar ederse kalbi cilâlanır, eski parlaklığına kavuşur. Böyle yapmaz da günah işlemeye devam ederse, siyah noktalar gittikçe çoğalır ve neticede kalbini büsbütün kaplar. (Tirmizî, Tefsîr, 83)

Kararmış, hasta bir kalbin üç alâmeti vardır: 1- Kişinin kalbi günahlardan ürperti duymaz.2- İtaat ve ibadetler kalbine lezzet vermez.  3- Nasihatler tesir etmez.

Kalbin önemi bir başka hadiste şöyle belirtilir: “Şunu da bilin ki insan vücudunda bir et parçası vardır. O düzgün olursa bütün beden düzelir; o bozuk olursa bütün beden bozulur; azalar ona tabidir. Dikkat edin o et parçası kalptir.”(Buhari, İman, 39)

Âlimlerimiz bu hadisi delil göstererek, aklın, kalpte olduğunu ifade ederler. Kalp; bedende maddi vücudun da, manevi, ruhi âlemin de lideridir. Lider düzgün olursa, yönetimi de düzgün olur. İnsanlar yöneticilerine tabidirler. Kalbin bozuk olması, haramlara meyilli olması demektir. Bütün bilgiler kalpte toplanır. İnanmak, sevmek, korkmak kalbin işidir. İman eden de, kâfir olan da kalptir. Güzel ahlakın da, kötü ahlakın da yeri kalptir. Kalp, ayrıca idrak ve anlayışın merkezidir. Nitekim yüce Allah: “Yemin olsun ki biz, cinlerden ve insanlardan pek çok kişiyi, cehennem için yarattık. Onların kalpleri vardır; ama idrak etmez, anlamazlar…” (A’raf, 7.179). “Bu Kur’an’da kalbi olan ve kulak veren kimseler için öğüt vardır.” (Kaf, 50.37) buyurarak, dinleyen ve anlayanların, öğüt alabileceği ifade edilmiştir. Ayrıca Hacc Suresi 46. ayete ise “…Gözler kör olmaz. Ancak gönüldeki kalpler (kalp gözü) kör olur.”buyrularak gerçek körlüğün gözlerde değil, kalplerde olacağı belirtilir.

Kör olan kalp, zamanla paslanır. Onu, iman, zikir, Kur’an-ı Kerimi okumak ve ibadetler ile cilalamak, nurlandırmak ve manevi hastalıklara karşı da korumak gerekir. Nitekim yüce Allah “Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları (kötü) şeyler sebebiyle, kalplerinin üzeri pas tutmuştur.” (Mutaffifîn, 4) ayeti ile günahların kalpleri paslandırdığı, istiğfar ve tövbenin de bu pasları gidereceği ifade etmiştir.

Kalbi temizlemek için gayret, mücahede ve mücadele lazımdır. Nefsimiz haramları mekruhları arzu eder. Mücahede (cehd,cihad,gayret) nefsin istemediği şeyleri yapmak, nefse muhalefet etmek demektir. Nefsimiz iyilik ve ibadet yapmak istemez. Allahü teâlâ dinleri, Peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Namaz kılmayan ve kendisine farz olan diğer ibadetleri yapmayan, günah işleyenlerin kalbi temiz olmaz. Zaten namazı terk etmek, en büyük günahlardan biridir. Hatta namaz kılmayana kâfir diyen âlimler bile olmuştur. Her türlü rezaleti işleyip de, “sen kalbe bak” demek dinsizlerin veya din cahillerinin sözüdür. Kalpte ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allah’ı anarak ibadet yaparak kalpten dünya sevgisi çıkarılınca kalp temiz olur. Temizlenmiş kalbe Allah sevgisi kendiliğinden dolar. Günah işleyince kalp kararır, hastalanır. Dünya sevgisi yerleşir ve Allah sevgisi gider. Kalpler bardak gibidir. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak için, başka sevgileri temizlemek lazımdır. Bir kalpte iki veya daha fazla sevgi bulunamaz. Kur’an-ı Kerim’de “Allah insanın içinde iki kalp yaratmamıştır” buyruluyor. (Ahzab -4)

Bedenin sultanı olan kalp, Allah’ı zikretmekle ihya olup, nura kavuştuğunda, bütün uzuvlara isabetli emirler verir. Neticede kul, Hakk’ın razı olduğu bir kıvama erişir. Nitekim Cenabı Hak Ra’d suresi, 28. ayette “...Bilesiniz ki kalpler, ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” buyurarak konuya dikkat çekiyor. Bu sebeple mürşid-i kâmiller, gönüllerin her fırsatta ve devamlı olarak Allah’ın zikriyle meşgul olması gerektiğini söylerler. Yahyâ bin Muâz -rahmetullâhi aleyh- şöyle buyurur: “Allah’ın zikriyle gönüllerinizi yenileyiniz. Çünkü gönüller çabuk gaflete düşerler.”

Lokman Hakîm, oğluna dedi ki: “Âlimlerin (ve ariflerin) meclislerinde bulun! Hikmet ehlinin sözlerini dinle! Çünkü Allâh Teâlâ, yağdırdığı bol yağmurla ölü toprağı dirilttiği gibi, ölü kalbi de hikmet nuruyla diriltir.” (Heysemî, I, 125)

Hasan-ı Basrî -rahmetullâhi aleyh- öğütlerinde şöyle buyurur: “Kalpler altı şeyden dolayı çürür ve bozulur: 1- Tövbe ederim ümidiyle günah işlemek. 2- İlim öğrenip, gereğince amel etmemek.3- İbadet ve davranışlarda samimi (ihlâslı) olmamak. 4- Allâh’ın verdiği nimetlerden yararlanıp, şükretmemek.5- Allâh’ın yarattıkları arasında paylaştırdığı rızka râzı olmamak. 6- Ölüleri defnedip, onlardan ibret almamak.”

Cenabı Hak bizleri ibadet ve zikirle kalbini diri tutan, hüsnü hatime ile tevhit ve iman ile kendine kavuşanlardan eylesin. Âmin.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2013

Sayı: 295

İlkadım Arşiv