Kasım 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Kalbi Korumak

Kulun dünyevî ve uhrevî bütün sıkıntılarının temelinde Rabbinden gafil olmak, onu unutmak vardır. Rabbini unutan ondan uzaklaşır, kötülüklere yaklaşır. Rabbini unutmayan ona yaklaşır, kötülüklerden uzaklaşır. Rabbimiz:

“Rabbini unuttuğun zaman onu hemen an!” (Kehf, 24) buyurmaktadır.

Rabbinin her an kendisi ile beraber olduğuna, görüp gözettiğine, yaptıklarından hesaba çekeceğine samimi olarak inanan kul, Rabbinden gafil olmaz. Rabbinden gafil olmayan kul da O’na asi olmaz. Emir ve yasaklarına itaat eder. Harama düştüğünde de derhal tövbe eder, haramlarda ısrar etmez. Rabbimiz:

“Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 31) buyurmaktadır.

Kulunu en iyi bilen Rab Teâlâ, kul ne kadar muttakî olursa olsun zaman zaman hata edeceğini bildiği için, tövbe kapısını kullarına sürekli açık tutmuştur.

İlahî ve nebevî haberlerde, Rabbin kulun tövbesinden memnun olduğu, günahtan tövbe edenin günahı işlememiş gibi kabul edildiği bildirilmektedir. Gaflet günaha sevk ederken, iman tövbeye yöneltmektedir. İman nuru kalbi aydınlatınca, haram kirleri açığa çıkar, kişi bu kirlerden arınmaya gayret eder. Haramlardan rahatsız olmayan kalp, görme hasletini kaybetmiş göz gibidir, kiri pası görmez. Görmeyince de rahatsız olmaz.

Samimi olarak haramlardan kurtulma isteği, işlediği günahları terk etmek, geçmiş günahlarına pişmanlık, gelecekte ise asla günah işlememeye karar vermektir. İnsanların günah işlememesi mümkün değildir. Günah işleyenlerin en akıllısı ise günahlarına tövbe edendir.

Âdem -aleyhisselam-’dan beri insanlar, günah işleyerek nefislerine zulmetmişlerdir. Nefislerine zulmedenlerin bir kısmı bunun farkına varmış ve tövbe ederek Rablerine yalvarmış, O da onları bağışlamıştır. Diğer bir kısmı ise, Allah celleye isyan etmekle nefislerine zulmetmiş ve bunun farkına varmamış, Rablerine kavuşuncaya kadar da nefislerine zulmetmeye devam etmişleridir.

İlahî ve nebevî öğreti, insanı sürekli hayırda yarışmaya teşvik etmiştir. İnanan insan, az veya çok, hızlı veya yavaş ama sürekli hayırda yarışa devam etmelidir, çünkü yarıştan kopan hayır işlerden de kopmuş olur. İki günü eşit olan ise ziyana uğramıştır.

Hata ve kusurlarına tövbe eden Müslüman, bir taraftan da iman, ibadet ve ahlakını güzelleştirmeye çalışmalı, ilim ve irfan yolunda ilerlemelidir.

Hatalarda ısrar etmek iblisin yoludur, çünkü iblis günahlarına tövbe etmemiş, onları savunmuştur. Âdem -aleyhisselam-’a secde etmeyiş sebebi olarak da kendinin ondan üstün olduğunu ileri sürmüştür.

Günahlarda ısrar, kalbi manen hastalandırır. Kalbin manen hastalığı, maddî hastalığından daha şiddetli ve korkunçtur. Kalbin maddî hastalıklarından tedavi edilmeyişi, onun madden ölümüne sebep olurken, kalbin manevî hastalıklarından tedavi edilmeyişi, kalpteki imanı öldürür.

Kalbi manen hasta olan kişi genellikle bunu farkında olmaz. Başkası söylediği zaman da, çoğunlukla kabul etmez. Maddî ve manevî hastalıklar tedavi edilmeyince gittikçe artar, kronikleşir, belki de tedavisi imkânsız hale gelir.

Doktor, ‘kalbinde hastalık var’ deyince inanır, her türlü riski göze alarak, kalbini yardırır da, kalbin manevî hastalıklarında, Rabbinin ve Rasulünün sözüne kulak vermez. Rabbimiz:

“Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar “Allah ve Rasulü bize, ancak aldatmak için vaatte bulunmuşlar.” (Ahzab, 12) diyorlardı.

“Kalplerinde bir hastalık mı var, yoksa şüphe ve tereddüde mi düştüler? Yoksa Allah ve rasulünü kendilerine karşı haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, işte onlar asıl zalimlerdir.” (Nur 50) buyurmaktadır.

Kalp hastalığı öyle bir hastalıktır ki Allah -celle celaluhu- ve Rasulü konusunda bile tereddütler ve güvensizlikler oluşturabilir. Dünkü hastalar, Allah ve Rasulünün kendilerini aldattıklarını açıkça söylüyorlardı, bugünkü hastalar bunu dilleriyle söylemiyorlar fakat amelleriyle söylüyorlar, itaatsizlikleriyle söylüyorlar, hayata bakışları, hayattan bekleyişleriyle söylüyorlar, aşırı çıkarcılıkları, aşırı dünya muhabbetleri ile söylüyorlar.

Müslüman, kalbine çok itina göstermeli, Allah ve Rasulünün, samimi mü’min kardeşlerinin, ikaz ve uyarılarına kulak vermelidir. İnsan, bedenini hastalandıracak şeylere dikkat ettiği kadar, ruhunu hastalandıracak şeylere dikkat etmez. Hâlbuki ruhu hastalananın, bedeni hiçbir şeye yaramaz. Mü’minin kalbi hastalandıracak şeylerden uzak durması gerekir.

Kalbin en büyük hastalığı dünya sevgisidir. Dünyaya sahip olma arzusu, bir kadına sahip olma karşılığında ölüme razı olan ahmağın haline benzer. Yaşayanlar dünyaya sahip olabilen hiç kimseyi görmedikleri halde, seraba ulaşmak için koşan kişi gibi, dünyaya sahip olmaya çalışır. Dünya ise kendine sahip olmaya çalışanları hep öldürmüştür.

Her işi dünya olan, dünya ile yatıp dünya ile kalkan kişi, Rabbi ile irtibatını koparır, bitmeyen endişeler, sonu gelmeyen meşguliyetler, giderilmeyen ihtiyaçlar, ulaşılamayan arzular onun başının belası olur. O kişide asla mutluluk ve huzur olmaz.

Dünya deniz suyuna benzetilmiştir. Onu içen daha çok susuzluk duyar, daha çok içmek ister, içtikçe de şişer ve nefesi kesilir, boğulur.

Kalbin kibir, ucub, yalan, iftira, kıskançlık, cimrilik, dedikodu, gıybet, riya, şöhret gibi diğer bazı hastalıları ise kalbe müptela olunca, kalbi hastalandırır. Tedavi edilmeyince de kalbi öldürür. Kibir öyle bir kalbi hastalıktır ki, Rabbine karşı bile kibirlendirir. Rabbimiz:

“Rabbiniz şöyle dedi; “Bana dua edin duanıza cevap vereyim, bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme girecektir.” (Mümin, 60)

“Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez.” (Lokman, 8)

Rabbinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçınmayanlar O’na kulluk etmeyenler, O’na karşı kibirlenmiş olurlar ve akıbetleri cehennemdir. Övülmekten hoşlanmak da kalbî hastalıklardandır. Rabbimiz:

“Çoklukla övünmek, sizi kabirlere varıncaya kadar oyaladı.” (Tekasür, 1,2 ) buyurur.

Kıskançlık öyle büyük bir hastalıktır ki kişilerdeki imanı bile kıskandırır. Rabbimiz:

“İçlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan sonra küfre döndürmek isterler.” (Bakara, 109) buyurmaktadır.

Kıskançlık çok kötü bir hastalıktır, en kötüsü de kişilerin imanını, İslam’ını, ilmini, irfanını, kulluğunu kıskanmaktır.

Rabbimizin kitabında haber verdiği kıskançlık olaylarına baktığımızda, hepsinin akıbetinin çok büyük felaketler olduğunu görmekteyiz. Şeytan başta olmak üzere onu yolunu takip edenlerin hepsi helak olmuştur. İnsanlar kesin bilgi geldikten sonra bile yanlışta ısrar edebiliyorlar. Rabbimiz:

“Onlar kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler.” (Şura, 14) buyurmaktadır.

Riya ve gösteriş de kalbin hastalıklarındandır. Müslümanda asla bulunmaması gerekir.

Çünkü Kur’an’da riyadan bahseden ayetlerin tamamı ya kâfirlerden, ya da münafıklardan bahsetmektedir.

Bir adam, namaz kılarken boynunu fazlaca eğmişti, Hz. Ömer onu bu halde görünce, riya yapmasından korktu ve ona şöyle seslendi; “Ey adam boynunu doğrult, maksadın huşu duymaksa huşu boyunda değil kalptedir.”

Katade şunu söylemiştir:

“Kul riya yaptığı zaman, Allah Teala meleklere şöyle der; “Şu şaşkına bakın, Rabbi ben değil başkalarıymış gibi davranıyor.”

Hasan-ı Basrî şöyle demiştir:

“Siz şimdi gayri meşru yoldan şöhret sahibi olmaya çalışıyorsunuz. Hâlbuki yetiştiğim sahabeler, meşru yoldan da meşhur olmaktan sakınırlardı.”

Riya o kadar çeşitlidir ki, gerçekten bunlardan korunmak çok zordur. Bedenle, giyim kuşam tarzı ile, beden dili ile, hal, eda, konuşma tarzı ile, sesini yükselterek-alçaltarak, sözünü güzelleştirmeye çalışarak, kalbinde ihlâs bulunmadığı halde ağlayarak, ibadetin şeklini güzelleştirerek, şöhret ve itibar için müntesiplerini çoğaltmaya çalışarak, sevenlerinin çokluğu ile övünerek vs. Riya haramdır ve büyük günahlardandır. Riya yapan kişiler, riya yaptıkları kişileri, Allah celle den üstün tutmuş olurlar.

Yalan da kalbin hastalıklarındandır. Rabbimiz:

“Ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar yalan söylerler.” (Nahl, 105) buyurmaktadır. Yalan helak edici büyük günahlardan sayılmıştır. Yalan, mü’minin vasfı değildir. Mü’minin bazı zaafları bulunabilir fakat hainlik ve yalan bulunmaz.

Gıybet de kalbin hastalıklarındandır. Rabbimiz:

“Birbirinizi gıybet etmeyin. Herhangi biriniz, ölü kardeşinizin etini yemek ister mi?” (Hucurat, 12) buyurmaktadır.

Kalbî hastalıklar, Allah’tan gafil olmanın sebepleridir. Nefsi kötü ahlakların tümünden temizlemek gerekir. Çünkü onlar mıknatıs gibidir. Onlardan biri bulunursa, diğerlerini de çekip getirir. Rabbimiz buyuruyor ki:

“Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalan karşısında onlara elem dolu bir azap vardır.” (Bakara, 10)

“Kendileri için hidayet yolu belli olduktan sonra, gerisin geriye dönenleri şeytan aldatıp peşinden sürüklemiş ve kendilerini boş ümitlere düşürmüştür.” (Muhammed, 25)

“Yoksa kalplerinde hastalık olanlar, Allah’ın kendilerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar? Biz dileseydik, onları sana gösterirdik de sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun sen onları konuşma tarzlarından da tanırsın, Allah yaptıklarınızı bilir.” (Muhammed 29,30)

Rabbimiz, kalplerimizi her türlü hastalıktan muhafaza buyursun.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2012

Sayı: 292

İlkadım Arşiv