Kasım 2014 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

İstikamet ٢ (2)

Efendimiz aleyhisselam Hud Suresi nazil olduktan sonra bu surenin kendisini ihtiyarlattığını ifade etmiştir. Kendisine hangi ayet diye sorulunca da “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud, 11/112) ayet-i kerimesini işaret etmiştir. (Kur’an Yolu, Türkçe Meal ve Tefsir, c.3, s. 195)

Ebu Ali Cürcani şöyle demiştir:
“Keramet değil istikamet peşinde ol. Senden istikamet istendiği halde, nefsin keramet isteğinde pek gayretlidir. En büyük keramet, harikulade şeyler göstermek değil, yaratanın hizmetinde dosdoğru hareket etmektir. Bu hususlara riayet etmek son derece zordur.”  Onun için Hz. Peygamber aleyhisselam şöyle buyurmuşlardır: “Hud suresi beni ihtiyarlattı.”

İstikamet, bizim yol haritamız olmalıdır. İstikamet, hangi çağda olursak olalım ahdimizi yerine getireceğimizin ifadesi olmalıdır. İstikamet, menfaatlerimizi arka plana atıp, dinimizi ön plana almaktır. İstikamet, çağa ayak uydurmak değil, doğrunun yanında yer almaktır.

İstikamet, hangi gerekçeyle olursa olsun Rabbimizin ve Peygamberimizin yolundan ayrılmamaktır. İstikamet, aklımızı hak ve hakikat yolunda kullanmaktır. İstikamet hak yolunda olmak, hakkı söylemektir.
“Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize tarafından bir rahmet bağışla. Hiç kuşku yok, lütfu bol olan yalnız Sensin.” (Âl-i İmran, 3/8) İstikamet üzere olan kişi dağ gibidir.

Dağın dört işareti vardır:
1. Hararet onu eritmez.
2. Soğuk onu dondurmaz.
3. Rüzgâr onu sarsmaz.
4. Sel onu götürmez.

Rivayet edildiğine göre, Hz. Yakup aleyhisselam, Hz. Yusuf’un aleyhisselam gömleğini getiren müjdeciye “Yusuf nasıldır?” diye sordu. Müjdeci “O Mısır kralıdır.” dedi. Hz. Yakup “Ben onu sormadım, ben krallığı ne yapayım? Sen ondan ayrıldığında hangi din üzereydi onu söyle.”

Ceylan tek bile olsa bir domuz sürüsünden daha hayırlıdır. Asıl çok olan, tek de olsa hak üzere, istikamet üzere olandır. Deccala yeryüzünü cemaatiyle kapladığı için bu ad verilmiştir. Taraftarlarının çok olması onun haklılığını göstermez.

Zira Allah kişinin dış görünüşüne veya mallarının çokluğuna değil kalplerine ve istikametine bakar.

Ekin bitip yetişince biçilir; harman yapılır, un haline getirilir ve hamur yapılır. Sonra ekmek olur. Tandırda pişirildikten sonra sofraya getirilir. Eğer ocakta yanarsa çiftçinin tüm emeği boşa gider.
Kul da namaz kılar, oruç tutar hacca gider ve Allah’ın tüm emir ve nehiylerine harfiyen uyarsa, istikamet üzere yaşarsa, yani kısacası adam gibi yaşar, adam gibi ölürse kıyamette de Müslüman olarak Rabbinin huzuruna varır.

Şeytan İman Hırsızlığında Ustadır

Şeytan aleyhi’l lane bununla da kalmaz. İnsanın son nefesinde imanını almak ve yaptığı tüm güzel amelleri boşa çıkarmak için elinden gelen tüm maharetlerini gösterir. Allah dostlarından Ebu Zekeriyya hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisine “Lâ ilahe illallah, Muhammedün Rasulullah! (Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.)” sözlerini telkin etmek istedi. Bir etti, iki etti, üç etti. Ebu Zekeriyya her defasında söylemeyi reddediyordu.

Yakın dostu bu durum karşısında Ebu Zekeriyya’nın son nefesinde imansız gideceğinden korktu ve endişeye kapıldı. Bütün bir ömrünü Allah’a ibadet ve taat etmekle geçiren böylesine bir kimsenin şimdi hasta döşeğinde ölüm ile pençeleşirken Kelime-i Tevhid getirmemesine bir mana veremiyordu. Şeytanın bir kandırışına mı yenilmişti yoksa? Veyahut da yüce Allah’ın tecellisi karşında mıydı?

Bir müddet kafası bu düşünceler içinde çalkalanan dost baktı ki, Ebu Zekeriyya sanki kafasında resmigeçit yapan düşünceleri okuyormuş gibi bir aralık gözlerini açarak, “Bana bir şey mi dediniz?” diye sordu. Orada bulunanlar “Evet, üç defa şehadet getirmeni söyledik, her defasında reddettin. O yüzden büyük bir endişeye düştük.” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Ebu Zekeriyya şu olayı anlatmaya başladı:

Şeytan Ölüm Anında Son Yoklamasını Alır

“Lanetlik şeytan elinde su bardağı ile gelmişti. Sağ yanıma dikilmiş elindeki suyu göstererek ‘İçecek misin?’ diye soruyordu. Karşılığında ise ‘İsa, Allah’ın oğludur.’ dememi istiyordu. Reddettim. Sonra sol yanıma geçip dikildi. Yine aynı hareketleri tekrarlayarak ‘İsa, Allah’ın oğludur.’ cümlesini söylememi istedi. Yine reddettim. Üçüncü olarak ‘La ilahe (Allah yoktur)’ dememi söyledi, yine reddettim. Böylece her çareye başvurarak tam manasıyla yoklamasını yapıp da müspet bir netice alamayınca elindeki su dolu bardağı yere çarptı ve sıvışıp gitti. İşte gerçekte ben sizi değil, onu reddediyordum.”

Ardından da şehadet getirerek ruhunu teslim eden Ebu Zekeriyya gülen bir çehreyle cennete yolculuk ettiğini müjdeliyordu.

Neher Cevri’nin sözleriyle tamamlayalım inşallah.

“Kulun samimiyette eksikliğini, zikirlerindeki gafletini, doğruluktaki noksanlığını, mücadelesindeki gevşekliğini ve fakirliğine önem vermediğini görebilmesi Allah’ın ona, amelleri konusunda destek verdiğinin bir işaretidir. Böyle bir durumda halinden hoşnutsuz kalır ve bu yüzden Allah’a olan ihtiyacı artar, nihayet Allah’tan başka her şeyi terk eder.”

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2014

Sayı: 316

İlkadım Arşiv