Haziran 2014 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

İnsanların Hayırlısı

Şöyle bir kendimizi yoklayalım. Nefsimizi yoklayalım. Sayılı nefesimizi düşünelim. Başımızı akşam yastığa koyduğumuz zaman şu soruları kendi kendimize soralım:
“Ben kimim, nerden geldim ve nereye gidiyorum? Bu gün Allah için ne yaptım? Yarına bir hazırlığım var mı? Rabbime, verdiği sayısız nimetlerine karşı istediği şükrü yapabildim mi? Yolum hangi yoldur, hak yolda mıyım yoksa batılda mıyım? Kiminle düşüp kalkıyorum, arkadaşlarımı ne kadar güvenebilirim?
Bu gibi soruları daha da çoğaltabiliriz. Baktığımızda göreceğiz ki birçokları gibi biz de günahkârız. Bu günah girdabından kurtulmak için tevbe kapısına başvurmamız ve dönülmeyecek bir tevbeyle, bir daha günah işlememek üzere, günahlara set çekmemiz lazımdır.
İslam’ın saflarına koşup, o saflarda yer alıp, onun sancaktarlığını yapmak için yarış etmeliyiz. İslam’ın izzet ve şerefini yükseltmek için yarış etmeliyiz. Tıpkı Ashab-ı Kiram misali. Mus’ab bin Umeyr, Amr bin As ve Halid bin Velidler gibi…
Bu davaya baş koymuş, İslam’ı tüm hücrelerine sindirmiş, İlayı Kelimetullah davası için gözünü daldan budaktan esirgemeyen mücahitler gibi yaşamalıyız veya en azından onlar gibi olmaya çalışmalıyız.
Biz bu dünyaya yemek içmek ve eğlenmek için gelmedik. Bizim bir hedefimiz var, bizim ulaşmaya çalıştığımız gayemiz var. İslam’ı yaşamak ve maiyetimizdekilere yaşatmak gibi önemli bir görevimiz var.
Abdullah b. Ömer (r.a)  Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu söylüyor: “Ey Abdullah! Dünyada garipmişsin, ya da yolcuymuşsun gibi ol. Kendini mezardakilerden say.” Dünyaya meyletme ve onu vatanda tutma. Evine varmak isteyen yolcunun, başka şeylerle uğraşmayıp, bir an önce evine varmayı istediği gibi, sende sakın kendi kendine “dünyada uzun müddet kalacağım” deme.
Dünya hayatı çocukların oyunu gibi bir oyun, kadınların süsü gibi bir süs, akranların övünmesi gibi bir övünme, tüccarların biriktirmesi gibi bir biriktirmeden ibarettir.
Şair şöyle diyor:
Faydasız işlere çektin götürdün, anladım büsbütün yalansın dünya.
Tükenmiş umuda herkesi sürdün, insaftan nasipsiz kalansın dünya.
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Keriminde bakınız ne buyuruyor:
“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minun, 115)
Kimse kendi haline bırakılmamıştır ve kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacaktır. Herkes yaptığı tüm ef’alinden cayır cayır hesap verecektir. Zaten vermeseydi bu imtihan dünyasının bir anlamı olmazdı. Özellikle Müslüman bu dünyaya ne için geldiğini iyi bilecek. Ne yaptığının şuurunda olacak. İslam’a ve insanlığa hizmet edip onlara nasıl faydalı olurumun yoluna bakacak.
Herkese karşı saygılı, dürüst ve edepli olacak. Dışarıdan birisi baktığı zaman; işte bu insan Müslüman diyecek, İslam’ın tüm güzelliklerini üzerinde taşıyor diyecek.
Ham ve kaba Müslüman tebliğde hiçbir zaman başarılı olamaz ve başkalarını ikna edemez. İnsanları çabucak kırar ama onların kalbini tamir etmek o kadar zordur ki ne kadar çaba sarf etsen de tamir edemezsin.
İşte bunun içindir ki ruhi yapımız ve fiziki yapımız İslam’la özdeşleşecek. Allah Rasulü aleyhi’s-selatü vesselam Efendimizin tabiriyle:
“İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır” sözünü adeta kulağımıza küpe edinecek ve onu daima hayatımızda uygulamaya geçireceğiz.
Bu kural ve kaidelere uyduğumuz zaman, toplumda parmakla gösterilen insanlardan olur, herkes ve her kesim tarafından daima sevilir ve sayılırız. Yaşça küçük dahi olsak bize hürmet ederler ve hatta dünya görüşlerimiz farklı dahi olsa, kendi görüşümüzde bile olmasalar bile herkes takdir eder.
O zaman ruhumuzda kopan fırtınalar diner ve bir iç huzuru hâsıl olur. Evimizde, işimizde ve her yerde bir kalp huzuru ile yaşantımız devam eder.
Bunun adı dünya saadetidir. Bir de ahiret saadeti var ki varın onu da siz düşünün. Hiç önü ve sonu yok.  Orası ebedidir, devamlıdır. Akla hayale gelmedik nimetlerle donatılmıştır. Bildiğimiz nimetlerin yanında bilmediğimiz akıl ve havsalamızın alamayacağı nice nimetler orada mevcuttur. Gerçek kazanç da bu olsa gerek. Dünya dediğin ne ki? Yalancı bir saltanat…
Bu nimetlere ulaşmanın yolu buradan yani içinde yaşamış olduğumuz şu dünyadan geçmektedir. Burada imtihana iyi çalışıp rıza diplomasını almamız lazımdır. Kim kalben, ruhen Rabbine bağlı ve huzur içinde ise, görevini layıkı veçhile yapıyorsa o, bahtiyar insan ahiretini de imar etmiş demektir.
Ne mutlu o insanlara ve ne mutlu yüz akı ile göçebilenlere.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2014

Sayı: 311

İlkadım Arşiv