Mayıs 2014 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

İnsan Denen Muamma

Cenab-ı Hak Mearic Suresi’nde insanın ruh yapısını son derece mükemmel bir şekilde bizlere tasvir etmektedir.
Ayeti Kerimede Yüce Rabbimiz buyuruyor ki:
“Gerçekten insan hırsına düşkün yaratılmıştır. Başına felaket gelince feryadı basandır. Kendisine bir hayır dokununca da çok cimridir.” (Mearic, 19-20-21)
Sanki her dokunuş yaratıcı fırçanın elinde insan denen şu varlığın bir hattını çizmektedir. Bu üç kısa ayet bitince ortaya çıkan şekil canlanmakta ve hayat dolmaktadır. Hem de çok kısa ve sayılı kelimelerle. Bu şeklin ortaya çıktığı insan çizgileriyle, işaretleriyle kendini göstermektedir.
Başına bir kötülük geldiğinde feryadı basmaktadır, acısından sızlanmakta, ıstırabından çığlık atmakta ve her zaman böyle olacağını, bu durumun üzerinden hiç gitmeyeceğini sanmaktadır. İçinde bulunduğu halin devalı sürüp gideceğini tahmin etmektedir. Bir gün ferahlığın geleceğini düşünmemektedir. Düşünmediği gibi Allah’ın durumunu değiştireceğini de ummamaktadır.
Bu yüzden de içinde sıkıntılar yiyip bitirmekte, feryatlar ezip parçalamaktadır. Çünkü o kişi kendisine azim ve gayret verecek, ümit ve emel aşılayacak kuvvetli bir dayanağa sırtını vermemiştir. Gücü yettiği zaman hayrı engeller, elde ettiği malın kendi çaba ve gayretinin sonucu olarak kazandığını zanneder. Kazandıklarından başkalarını faydalandırmaz. Zekât, sadaka aklının ucundan dahi geçmez. Kazandıklarını; bileğinin gücüyle, anlının teriyle ve tırnaklarıyla kazıyarak kazandığını herkese duyurmadan da zevk alır. Böylece edindiği mülkün esiri olur.
Kalbi inanç duygusundan mahrum olduğu için Rabbinden daha fazlasını da beklememektedir. Her iki halde de o hırsına çok düşkündür. İşte bu tasvir, yukardan beri anlatmaya çalıştığım bu tip insan tasviri uğursuz bir insan tablosudur. Kalbi iman nurundan mahrum kişilerin acı tablosudur.
Bunun için görülüyor ki Allah’a iman konusu insan hayatında önemli bir yer tutar. Allah’a iman dille söylenen bir söz ile yerine getirilen bir ibadet şekli değildir. Bilakis o bir ruh haleti, bir Hayat nizamı, hadiseler ve değerler için mükemmel bir ölçüdür. Kalp bu ölçüden mahrum olunca, bu destekten yoksun kalınca bocalar, rüzgâra tutulmuş bir tüy gibi sallanıp durur. Devamlı bir korku içindedir. Başına bir felaket gelse de feryat eder, iyilik gelse de onu kimseye vermez ve kimseyle paylaşmaz…
Ama bir kalbi iman mamur edecek olursa, o her zaman için huzur ve afiyet içindedir. Şartları idare edene (Allah’a) bağlamıştır. Çünkü O’nun kudretine güvenir. Rahmetini hisseder ve her zaman sıkıntısını bolluğa, darlığını kolaylığa çevirmesini bekler. Hayır, elde ettiği zaman onu Rabbinden bilir ve O’na candan yönelir. Bir musibetle karşılaşırsa da sabreder sevabını almasını bilir.
İnsanı cazibesiyle ve nefse hoş gelen şeylerle meşgul eden, kendisine bağlayan ve kör eden dünya sevgisi hakkında sevgili Peygamberimiz -aleyhi’s-salatü vesselam- şöyle buyuruyor:
“Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışların başıdır. Bir şeye olan sevgin seni kör ve sağır yapar.”
Onun için Yunus’umuz şöyle demiş:
“Kim umar senden vefayı, Yalan dünya değil misin?
Muhammedül Mustafa’yı, Alan dünya değil misin?”
Değerli kardeşlerim, çığırtkanlıktan ve ihtirastan müstesna olarak ayırt edilen mü’mileri ise ayeti kerime ayrı ve âlem-şümul hatlarıyla bizlere gösteriyor:
“Ancak namaz kılanlar müstesna. Onlar ki namazlarında daimdirler.” (Mearic, 22-23)
Namaz, İslam’ın bir esası, imanın bir alameti olmaktan öte kulu Allah’a bağlayan bir vasıtadır. İnsanın o kaynaktan beslenmesini sağlar. Burada özellikle namaz vasfının sürekliliği belirtilmektedir.
“Onlar ki namazlarında daimdirler.” Bu ifade devamlılık ve kararlılık manası taşımaktadır. Sözü edilen namaz ihmal ve tembelliğe gelmez. Sürekli olarak hiç kopmadan kulu Allah’a bağlar.
Nitekim Peygamber Efendimiz -aleyhi’s-salatü vesselam- bir amel yaptığı zaman onda devam eder ve buyururdu ki: “Allah katında ibadetlerin en sevimlisi az da olsa devamlı olanıdır.”
Bunun için Allah ile kul arasındaki münasebet istenildiği zaman kurulup, istenildiği zaman koparılan bir oyuncak değildir.
Namaz, Allah’a imandan sonra en önemli ibadettir. Mü’minin en önemli vasfıdır. Allah Rasulünün tabiriyle mü’minin miracıdır. Cenab-ı Hak Me’aric Suresi’nde namazla başlıyor ve namazla noktayı koyuyor:
“Ve onlar ki namazlarını muhafaza ederler.” (Me’aric, 34) namazı muhafaza etmek, onu vaktinde kılmak, farzlarını, sünnetlerini gereği gibi eda etmek ve bunları eksiksiz yerine getirmek lazımdır. Baştan savma değil, itina ile yerine getirmek lazımdır. Yaptığı ibadetin halâvetini çıkarmak lazımdır. O zaman zevkine varabilsin. Böyle yaparsa bakınız Rabbimiz ne buyuruyor Me’aric suresinin sonun da:
“İşte bunlar cennette ikram olunacaklardır.” (Me’aric, 35)
Bu kısa ifade ruhi ve hissi nimetleri birleştirmektedir. Onlar cennetlerdedir. Bu cennetlerde ikram olunmaktadırlar. İkramla birlikte nimetin zevkine ermektedirler.
Bütün bunlar Mü’mine İslam’a sarılma aşkını, imanı tazeleme azmini ve eşsiz Yaratanın büyüklüğünü düşünmeye sevk eder. Rabbim biz aciz fakir kullarını da bu bahtiyar kullarının arasına dâhil etsin inşallah.
Âmin…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2014

Sayı: 310

İlkadım Arşiv