İMBİK-Duyguların Kölesi Olmak
Ağustos 2020 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

İMBİK-Duyguların Kölesi Olmak

Üzerimize karabasanlar gibi abanmış bulunan bireysellik sadece kişisel hırslarımızın öne çıkartılmasını öncelemedi. Beden hazlarımızı da öncelikler arasına kattı. Örneğin, artık yaşamak için yemek diye bir olgudan söz edilemez. Bunun yerine yemek için yaşamak gibi ruhumuzun kabul etmediği fakat fiilen kabullendiğimiz bir vakıa ile karşı karşıyayız. Yemek için yaşıyoruz, böylece Kur’an’ın ifadesi ile inkârcıların yeme içme özelliklerini elde etme yolundayız.

Günlük hayatımızda düşündüğümüz konuları gözden geçirsek büyük bir kısmının yeme içme, eğlenme, dinlenme, rahat etme, tatmin olma gibi nefsanî nitelikleri ağır basan konular olduğunu görürüz. Nimetlerin bolluğu bizim hazlar konusunda seçme nimetini tatmamızı sağlamaktadır. Bu da kanaati, Allah’ın rızasını aramayı, tevekkülü ortadan kaldırmakta; doyumsuzluğu teşvik etmektedir.

Bizler düşüncelerimizin kimin atlısı olduğu konusunda tereddüt taşımaktayız. Allah’ın bize sunduğu düşünme kabiliyetini kimler ve neler için çalıştırıyoruz? Düşünme halinin vahiyden ve salim akıldan uzak bir şekilde yapayalnız eylemde bulunması neler doğuruyor? Yani düşünceyi etkileyen saikler nelerdir? Bu sorulara verilecek cevaplar düşüncenin nedenselliğini ve nasıllığını ortaya çıkartacaktır.

Sosyal paylaşım sitelerinde tezahür eden yansımalar ve toplumun sosyal tepkileri göz önünde bulundurulduğunda karşımıza çıkan gerçeklik, düşüncelerimizi daha ziyade duygularımızın tatmini için kullandığımız şeklindedir. Herkes düşünceyi daha ziyade duyguların bir malzemesi olarak görmeye başlamış durumdadır. Bu acı hakikat düşüncenin düşünce olmasını ifna etmektedir. Dahası, düşüncesizliğe evirilmesini sağlamaktadır.

Aslî görevlerini yerine getiremeyen düşünce bütün hüviyetini kaybetmiş demektir. Bu ise insanî özelliklerin yerini hayvani hazlara bırakması anlamına gelir. Çünkü kendi içeriğinden sıyrılmış bir düşünce, sahibini asla yüceltmez. Allah’a kul olmasına yardım edecek düşünceler fikretmeyen bir kul, bu özelliğini başka amaçlar için kullandığında otomatikman kul olmaktan uzaklaşmaya başlamış demektir.

Duyguların insan üzerindeki hâkimiyeti insan iradesini zayıflatmaktadır. Duygularına kapılan kişi Allah’ın iradesinin ne olduğunu aklına bile getirmeden duyguların arkasından dörtnala koşmaktadır. İnsan edilgen hale gelmektedir. Ademoğlu duygularına kapıldığı için müşrik olmuş, duyguları yüzünden inkâr etmiş, duygusallığı nedeni ile zalim ya da fasık olmuştur. Oysa duygu ve irade birlikteliği vahiyden beslendiği sürece Yaratıcı’nın rızasının peşinde gitmiş ve dünyada ve ahirette rezil olma tehlikesinden kurtulmuştur.

Duygularımızın her şeyin önüne çıkartılması elbette başka sonuçlar da doğurmaktadır. Bir kere acı gerçekler dediğimiz hakikatleri unutturmaktadır. Mutlak doğrulara teslim olurken geriye bırakmamız gereken duygusallık baş tacı edilebilmektedir. Böylece doğruların uygulanmasında bir takım tavizler söz konusu olacaktır.

Bugün bu vakıayı Hz. Peygamberin “Cariyenin efendisini doğurması” olarak kıyamet alametlerinden saydığı mevzuda yaşamaktayız. Cariyenin efendisini doğurması hadisesini kimi hadisçilerin yorumladığı gibi kabul edersek; anneler babalar olarak çocuklarımızı yetiştirirken çocuklarımıza olan duygularımız onların efendilerimiz gibi yetişmelerine sebep olmaktadır sonucuna varırız. Bu durumda anne, çocuğunun kölesi gibidir. Ebeveynin çocuklarına bırakın iyi konularda tahakküm etmesini, onlara hâkim olabilme gücünü bile artık bulamamaktadır.

Çocuklar yedirilen, içirilen, giydirilen ve emirlerine amade olunan bireyler konumun getirilmektedir. Buradaki ölçüsüzlük duygu kantarının çocuktan yana kaçırılmasının bir sonucudur. Duygular çocuğun çocuk olmasına değil efendisi olmasına hizmet edecek şekilde abartılmaktadır.

Bireyselliğin beslediği duygusallık Narsizmle yoğrularak acaib ve garaib insan türleri üretmektedir. İnsan insanlığını unutturacak bir bencilliğin pençesinde olduğunun farkında değildir. Her fikirden, her düşünceden insanın karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike kişisel/özel duyguların her şeyin önüne çıkartılarak tatmin edilmeye çalışılmasıdır. Bu uğurda tarihin hiçbir döneminde elde edilemeyen imkânlar günümüzde kurbanların hizmetine sunulmuş durumdadır.

Fiziki yapınızı, elde ettiklerinizi, günlük işlerinizi, sizi şımartacak fiillerinizi, terennümlerinizi, ağlamalarınızı, gülmelerinizi, bilumum keyiflerinizi, ibadetlerinizi, dualarınızı, niyazlarınızı, kızgınlıklarınızı, kinlerinizi, el hâsılı akla gelen her şeylerinizi sizi duygusallaştıracak ve Narsist tatminlere götürecek diğer paydaşlarınızla paylaşarak teşhir edebilirsiniz.

Son dönemlerde kullanım hâkimiyeti kat kat fazlalaşan sosyal paylaşım siteleri zayıf insanın duygusallığını daha da artırmaktadır. Çünkü duygusallığın muhatabı da yine duygusallıktır. Paylaştığı herhangi basit bir haber ya da bilgi veya bir fotoğrafa gelecek paylaşımları günlerce merakla beklemekte ve karşılığında aldığı dönütler vesilesi ile tatmin olup kendini mutlu hissetmektedir.

Bu, zayıfın zayıfı bir insan örneğidir. Duygulara esir olmanın önemli belirtilerindendir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2020

Sayı: 385

İlkadım Arşiv