Ocak 2021 Zeki SOYAK A- A+
A- A+

İLMİHAL- Hilm ve Rıfk

Hilm: İntikam almaya gücü yettiği halde, öfkeye sebep olacak söz ve davranışlara kızmamak, tahammül göstermektir.

Rıfk: İşlerde zorluk göstermeyip kolaylık göstermek, yumuşak ve müsamahakâr davranmaktır. Birçok ayet-i kerimede Allah Teâlâ’nın Halîm olduğu zikredilmektedir:

“Allah Gafurdur, Halîmdir.” (Bakara/225)

“Allah her şeyi hakkıyla bilir. Hilm sahibidir.” (Hac/99)

“Allah Gafur’dur, Halîm’dir.” (Maide/101)

Rıfk u mülâyemet hakkında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Muhakkak Allah lütuf sahibidir. Yumuşaklığı sever ve sertlikten dolayı vermediğini, yumuşaklık sebebiyle verir.” (Ebu Davud)

“Cehennemin kendisine haram olduğu kimseyi haber vereyim mi? İnsanlarla kolay anlaşan, yumuşak tabiatlı ve insanlara yakınlık gösteren kişidir.” (Tirmizi)

“Kime yumuşak huyluluktan nasibi verilmişse, ona hayırdan nasîbi verilmiştir. Kim de yumuşak huyluluk nasibinden mahrum bırakılmışsa, hayır nasibinden mahrum olmuştur. Kıyamet günü Mü’minin tartıda en ağır gelen şeyi güzel ahlâktır. Gerçekten Allah, kötü iş işleyen, kötü söz konuşana buğz eder.” (Tirmizi)

Kaba ve haşin davranmak, çirkin sözlerle, kaba ve sert davranışlarla insanlara hakaret etmek, üzmek, gönüllerini kırmak asla cevaz verilmeyen davranışlardır.

İslam; yumuşaklığı, güzel davranışları, kolaylaştırmayı, güzel ahlâkın her çeşidini teşvik ediyor, emrediyor. Bütün kötülüklerden, kaba ve çirkin söz ve davranışlardan, zorlaştırmaktan menediyor. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Allah’ın sana olan rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi.” (Âl-i İmran/159)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “Kolaylaştırın, zorluk çıkarmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” buyurmaktadır. (Buhari, Müslim)

Allah Teâlâ, Musa ve Harun aleyhisselam’a onu dine davet etmelerini istiyor ve şöyle buyuruyor:

“Firavun’a gidin. Doğrusu azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt dinler veya korkar.” (Taha/40-44)

İslam; değil insanlara, bütün mahlukâta karşı merhametle davranmamızı, rıfk u mülâyemet göstermemizi talep ediyor.

Ümmül Mü’minin Hz. Aişe radıyallahu anha şöyle diyor:

“Bir deve üzerinde idim, o serkeşlik yapıyordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: (Ya Aişe) Yumuşak davran. Zirâ yumuşaklık bulunduğu her şeyi güzelleştirir. Bir şeyden çıkarılınca da onu muhakkak çirkinleştirir.” (Müslim)

Bir toplumda karşılıklı sevgi ve saygı, müsamaha, yumuşaklık varsa o toplumda uyum var demektir. Birbiriyle uyum sağlayamayan, gergin ve kavgalı olan, birbirine karşı sert ve kaba davranan, en basit işlerde bile zorluk çıkaran toplumlarda huzurdan, refahtan söz etmek mümkün değildir. Sert ve soğuk iklimlerde istenilen şekilde mahsul yetiştiremezsiniz. Gönüllere sürûr veren, huzur veren güller, çiçekler, çeşit çeşit meyve sebzeler mûtedil, ılıman iklimlerde, yumuşak topraklarda yetişir.

Ancak hoşgörü, yumuşaklık, beşeri münasebetlerde, kişilerin şahsını ilgilendiren hususlarda olur. İslamî hükümleri uygulamakta yumuşaklık, acıma hissine kapılmak asla caiz değildir.

Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla savaş. Onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. O gidilecek yer ne de kötüdür.” (Tahrim/9)

“Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dinini tatbik hususunda, sizi sakın acıma duygusu tutmasın. Mü’minlerden bir grup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.” (Nur/2)

Ayet-i kerimede içki, zina ve benzeri günahların had cezası uygulanırken veya kasten bir insanı öldüren kâtil için kısas yapılırken yumuşak davranıp, gevşeklik gösterip acıma duygusuna kapılarak bu cezaların tatbikinde zaaf gösterilmemesi istenmektedir. Aynı zamanda bu cezalar uygulanırken, bir grup Müslümanın bulunması da isteniliyor ki, ibret alınsın da böyle kötülüklere kimse cüret etmesin.

Müslüman, insanlar arasında yaşayıp onlarla muaşeret etmek, hayırlı hizmetleri, örnek davranışları ve güzel ahlakı ile onlara yol göstermekle mükelleftir. Köşesine çekilip insanlardan uzak kalmak asla uygun değildir. Bütün peygamberler, toplumla haşır neşir olmuşlar, onların eza ve cefalarına katlanmışlar, onlardan gelen sert ve kaba davranışları müsamaha, hoşgörü, rıfk u mülâyemetle karşılamışlardır.

Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“İnsanların arasına karışıp, onların ezalarına sabreden mü’min, insanlar arasına karışmayarak onların ezalarına sabretmeyen mü’minden daha hayırlıdır.” (İbni Mace)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr