Mayıs 2014 Yusuf ÇOBAN A- A+
A- A+

İbadetler ve Ameller ile Arınma/Temizlenme

Hilkati “temizlik” üzere olan Âdemoğlu, yaratıcısının kendisine peşin, zahmetsiz ve paha biçilemez bir şekilde sunduğu fıtrat, vicdan, akıl gibi melekeler ile mücehhez kılınmıştır. Bu melekeler hiç şüphesiz onun şu imtihan dünyasında hem bu imtihandan arınarak çıkmasına yardımcı olacak unsurlar bütünü hem de ayette de ifadesini bulduğu şekliyle (Ahzab, 72,59) (Haşr, 21) büyük emanetin omuzlara yüklenmesine netice vermiş vebal (mesuliyet) vasıtasıdırlar. Öyledir; zira “her nimetin bir mesuliyeti vardır.” (Tekasür, 8) (Nimet Külfet dengesi).
İnsanoğlu, taşıdığı her emanetin ve nimetin olduğu gibi beden ve ruhun da gıdalanması ve arınması mesuliyetini taşımaktadır. Ve esasen insanın arınması daha gıdalanmasıyla başlamakta; gıda yönünden temiz olması da neticede beklenen ve hedeflenen arınmayı mümkün kılmaktadır
Beden Ve Ruhun Gıdalanması
Esasen İslam’da madde-mana ve ruh-beden arasında  çok keskin bir ayrım görülmemektedir. Hatta M. İkbal’in ifadesiyle “madde zaman ve mekân içerisinde kendi farkına varan manadır.” Bu sebepten ruhun-mananın gıdalanmasını bedenin-maddenin gıdalanmasından ayrı değerlendirmek hatalı olacaktır. Zira bu ikisi her alanda olduğu gibi gıdalanma alanında da mutlak bir etkileşim içerisindedir. Zira beden temizliği salt el yıkamakla başlayıp bedeni yıkamakla biten bir ameliye değildir.
Öyle değil midir ki kişinin yediği, ibadetlerinde ihlâs ve huşuya, dualarında icabete, hayatında takvaya, evlatları hususunda  salihliğe, ailesinde huzura, toplumda refaha etki etmektedir!
Helal gıdalanma hususunda Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda mükerreren görmekteyiz ki Kitab’ımız inananlara hatta tüm insanlara “helal ve temiz” bir yol emretmektedir. “Ey insanlar yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin.” (Bakara, 168 ayr bkz: 87, 88, 93, 6; En’am, 118 119 vd). Yine Kitabımızın beyanına göre uykularında 309 yıl kalan Ashabı Kehf’in uyandıktan sonra karınlarını doyurmak için çarşıdan alacakları yiyeceklerin, temiz (helal) olmasına gösterdikleri ihtimam dikkate şayandır. (Kehf, 19). Netice olarak anlaşılmaktadır ki Âdemoğlunun kendisi sebebiyle cennetten çıkarıldığını söyleyebileceğimiz (Bakara, 35) “haram gıda imtihanı”, onun temizlenip o asli vatanına tekrar girebilmesi için aşması gereken bir vakıadır. Zira kul bu şekilde midesini olduğu gibi ruhunu, zihnini, kalbini de arındırarak, yalnız temizlerin girebildiği asıl vatanına dönebilecektir.
Üzerimizdeki Kirler ve Arınma
Öyle görünmektedir ki insanoğlu bir imtihan gereği onu kendine çekecek bir yığın günah unsuruyla kuşatılmıştır. Ve bu cazibe merkezleri kişiyi kendisine çekebildiği ölçüde kirletmekte, maddi ve manevi olarak lekelemektedir. Öyle ki bu durum onun kalbinin kasvet bağlamasına, tamamen kararmasına kadar gidebilmektedir, “Hayır, onların kalpleri, yaptıkları (kötülükler )ile pas tutmuştur.” Ve bunun son haddi kalbin hidayete dönemeyecek şekilde kirlenmesidir (Allah’a Sığınırız).
Hakikat budur ki “cehennem nefsin sevdiği şeylerle, cennet ise nefsin hoşlanmadığı şeylerle çevrilmiştir.” Bu, dünya serüvenimizin manası olan “imtihanın” bir gereğidir. Bununla beraber,  elbette bu imtihanı kazanabilme imkânı ve yolları da bize gösterilmiştir. Zira yaratıcımız bizleri bu imtihanı kazanıp cennetine girmeye çağırmaktadır. (Bakara, 221). Elbette bunun yolu önce de ifade edildiği üzere sadece temizlerin girebildiği cennete layık hale gelecek şekilde temizlenmek, arınmaktır.
Niçin Arınamıyoruz?
Önce hastalığı teşhis ile başlamalıyız ki ona göre bir tedavi uygulayabilelim, ilaç kullanabilelim. Biz Müslümanların Rabbimize yakınlaşmamıza ve cennet yoluna girmemize engel teşkil eden haller arınmamızın da manileridir. Bunlar önümüze bazen bariz bir günah olarak çıkar. Bazen de bu imtihan aracı gizli bir makamdır, bazen çocuklarımız, bazen eşimiz, işimiz, bazen de okulumuz yahut sevdiklerimizdir… Elimizdeki  nimetlerin sayısınca çoğaltabileceğimiz bu engeller aslında bizim için birer fırsattır da. Zira biz bunları Allah-u Teâlâ’nın emir ve yasakları doğrultusunda değerlendirirsek bizleri Allah’ın sevgisine ve rahmetine yaklaştıracak birer vasıta, cennetine taşıyacak bir buraktırlar. Zira Müslüman günahtan kaçınırken de Allah’tan korktuğu için ona olan saygısından dolayı kaçınmaktadır. İşgal ettiğimiz makamımız insanlara efendi değil hizmetkâr olmak için kullanıldığında -Hz. Ömer misali- inşallah bizleri dünya ve ahiretin kazananları kılacaktır. Eşimiz ve çocuklarımız ile İslam üzere yaşacak bir aile kurup çocuklarımızı Allah yolunun fedaileri, eşimizi de onların terbiyecisi olarak görürsek eş ve çocuk imtihanını da fırsata dönüştürmüş olacağız. Ailemizi böylece cennet bahçesine çevirmiş oluruz. Yine bunun gibi işimizi de helal rızık temini ve Allah yolunda kazanıp harcama aracı olarak kullandığımızda bir rahmet ve huzur vesilesi olacaktır.
Misalleri çeşitlendirmek mümkündür ama burada durup düşünmek lazım; her biri birer fırsat olan bu imtihan unsurlarına karşı bizleri arındıracak tutum içerisinde miyiz? Günümüz fitne ortamında bu soruya evet cevabını verme zorluğu ortadadır. Lakin bunların konuluş gayeleri de fitne yani imtihan vesilesi olmaları değil midir? Öyleyse işin bizzat kendi mantığı ve bizlere verilen irade bu mazeretleri de geçersiz kılmaktadır. Zira “Allah hiçbir nefse gücünün üzerinde bir  yük yüklemez.” (Bakara, 286).
Başlıktaki soruya dönecek olursak, “NİÇİN ARINAMIYORUZ?”un cevabına buradan varabiliriz. Arınamıyoruz çünkü bizlere dünya nimeti, beden rızkı, geçim vesilesi… olarak sunulan bu fırsatları konuluş hikmetlerinin tersine birer şer vasıtası olarak kullanıyoruz. Bu da beraberinde kirlenmeyi, daha çok kirlenmeyi getiriyor.
  Mesela paramız ve malımız; parayı geçimimizi helal yoldan sağlamanın ve Allah yolunda fedakârlığın bir aracı görmek yerine, sürekli fazlasını kazanıp biriktireceğimiz malımızı haram helal olmasına bakmadan kendisiyle istikbalimizi güya garanti altına alacağımız bir gaye telakki edebiliyoruz. Birbiri üzerine yığdığımız mal sevgimizin bir kınanma sebebi olduğunu hiç düşündük mü acaba?
  Sonra ailemiz bizi kirletebiliyor; eşimiz ve evladımız kendileriyle daha dünyada iken cennet saadetini soluklayacağımız birer hayır vesilesi, göz nuru olabilecekken -ki bu da ancak hakkın rızasına uygun bir aile ortamı kurmakla mümkündür- bizler onları hayatımızın asıl maksadı haline dönüştürüp gizli şirk unsuruna dönüştürebiliyoruz. Ve pek tabii günahlar da bizleri kirletiyor; zira haddi zatında bir “şerr“ olan bu unsurlar, esasen kendilerinden “Allah korkusu” ile kaçınarak takvaya erebileceğimiz rıza-i ilahiye kavuşabileceğimiz vesileler iken bizler bunları sürekli üzerine gidilip gündemde tutulması gerek maddelermiş gibi görebiliyoruz. Ve bu iş o halde varıyor ki haramlar bir Müslüman’ın hayatında sıradan bir durum olarak beliriveriyor. Namazlar terk ediliyor, camiler terk ediliyor, zinalar çoğalıyor, faizler umursanmıyor bile. Gasplar, hırsızlıklar, rüşvetler, hatta adam öldürmeler… Kendilerinden kaçınmamız halinde arınarak hayra, takvaya, ereceğimiz günahlar normalleştikçe beden ve ruhumuzu kalp ve nefsimizi kirletiyor, hayatımızı karartıyor. “Şeytan, içki ve kumarla ancak aranıza düşmanlık sokmak, Allah’ı anmaktan ve namazdan alı koymak ister. Artık vazgeçmiyor musunuz?” (Maide, 91).
Arınma Yolları / Nasıl Arınabiliriz?
Her günah terk edilmesi halinde temizliğe, işlenmesi halinde ise kirlenmeye bir yoldur. Ve elbette her birinden kaçınmak gerekir. Bize bir fitne/imtihan alanı olarak seçilen bu dünyada ve içinde yaşadığımız bu toplumda bunu başarabilmek için hem “sıkı bir irade” ye hem de “ciddi ve sağlam arınma vesileleri”ne ihtiyacımız vardır. Bu noktada irade en başta gelen husustur. Zaten arınma vesilelerine sarılabilmemiz de irademizi doğru kullanmamızla mümkün olabilir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken pek mühim bir nokta bu iradenin Allah’ın izni ve yardımı ile gerçekleşeceğidir. Arınma vesileleri ise başta “tevbe” ve “ibadetler” olmak üzere salih amellerdir.
Allah-u Teâlâ’nın şeytana ve günaha karşı, kullarından “akıl sahibi” olanlara en büyük ihsanından biri de iradedir. Çünkü irade, akıl sahibi varlıklara teklif edilen dinin uyulabilir ve uygulanabilir olmasını mümkün kılan en mühim husustur. Yokluğu teklifin de yokluğu demektir. Mesela irade olmayan deliler mükellef de değildir. İnsanları Allah-u Teâlâ’nın muhatabı olma şerefine ulaştıran irade ve akıl aynı zamanda bizi pisliklerden temizleyecek unsurların da başında gelmektedir. Çünkü diğer temizlenme vasıtalarını da ancak bunlar olunca kullanabilir. Akıllarını güzelce kullanmayanları o pislik içinde bırakır. İrademizi yüce Mevla’mızın ‘’Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tevbe edin’’ buyruğuna uygun şekilde kullanıp amel ve ibadetlerle temizlenen nefis elbette kurtuluşa erecektir. “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten de ziyana uğramıştır.” (Şems, 9-10).
Arınma Yolunda En Etkili Araçlarımız: İbadet ve Ameller
İki büyük cevher akıl ve iradeyi hakkıyla kullanıp nefislerine söz geçiren, böylece ibadet ve amellerine sabitkadem devam eden kullar, arınma yolunun en süratli ve bereketli merhalesindedirler. Zira şu hayatın ayartıcı cazibesi ile nefsin kötülüğü emredici kıskacı arasında sürekli şeytani pisliklerin, dünyevi kirlerin ve maddi manevi lekelerin kaçınılmaz tehlikesi altında bizler, bu menfi halleri ve bunların tesirlerini en kolay çabuk ve etkili şekilde ibadetler  ve ameli saliha ile temizleyebiliriz.
Günün Her Vaktine Kendisiyle Arındığımız Namaz
Kelime-i şehadetin bizleri küfrün tüm pisliklerinden temizleyen, köklü arındırma değişiminin hemen ardından gelen namaz, şirk unsurlarından arınabilmenin yegâne vasıtasıdır.
Peygamberimizin dinin direği dediği beş vakit namaz, ibadetlerin de başında gelmesi hasebiyle hususen manevi anlamda en etkili temizlenme aracımızdır. Zira namaz baştanbaşa bir muhasebe imkânıdır. Kişi hayatının bir bölümünde yaptığı iyi kötü bütün işlerin, hesabını içinde bulunduğu vaktin namazını kılarken yapmakta, rabbi ile bir dahaki buluşmasına daha salih davranışlar, daha temiz bir gönül içinde çıkmanın gayreti içine girmektedir. Esasen namazın arınma açısından bir hikmeti de budur. “Muhakkak ki namaz insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebut, 45). Peygamberimiz bu temizlenmenin kapsamını şu benzetmeyle ne de güzel anlatmaktadır: “Beş vakit namaz, birinizin kapısı önünden coşkun akan ve içinde her gün beş kez yıkandığı nehire benzer.” Üstelik daha namazın öncesinden yani abdestle başlayan bir arınma süreci vardır ki bu da abdestle yıkanan azaların günahlarının bu yıkamalar esnasında dökülmesi gerçekleşmektedir. Bunların da fevkinde namazın şirkten koruyan (temizleyen) yönü ise en mühim hususiyetlerdendir. “Namaz kılın da müşriklerden olmayın!’’ (Rum, 31)
Dünyada Şerlere, Ahirette Azaba Kalkan Olan Oruç
Orucun Arapça aslı savm/sıyam olup ‘’tutmak, engellemek’’ demektir. Tabii insan yemeyi içmeyi bırakıp, orucu tutarken oruç da onu kötülüklerden cehenneme götürecek davranışlardan tutar alıkoyar. Zira malumdur ki oruç sadece insanın yemeyi içmeyi terk edip aç susuz kalması değildir. Aynı zamanda ruhumuzu/maneviyatımızı haramlarla kirletecek her davranışı da terk etmektir. Gözü haramdan, dili gıybetten, yalandan zihni çirkin düşüncelerden alıkoyar. Yalana ve yalancılıkla iş yapmayı terk etmeyenin orucuna Allah’ın ihtiyacı yoktur. Allah böyle bir oruca kıymet vermez. Zaten orucun bir maksadı da kişiyi takva haline eriştirebilmektir. “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi korunasınız diye oruç size de farz kılındı.” (Bakara, 183)
Malımızla Beraber Canımızı ve Hayatımızı da Arındıran İbadetlerimiz, Zekât/Sadaka
Kelime anlamı itibariyle bile temizliği ifade eden zekât, maldan vererek kalbî, vicdani bir arınma durumunu ifade eder. Evet, zekât ’temizlik artma, çoğalma anlamına gelmektedir ve bir ağacın fazlalıklarının budanması ile daha da gürleşmesi gibi maldaki fazla zararlı ve fazla kirli kısmın alınması ile artmasını ifade etmektedir.
Kitabımız bizlere “Onların mallarından zekât al ki onları temizlesin.” (Tevbe, 103) diyerek temizliğin bir yolunun da mali ibadetler olduğunu göstermektedir.
Zekât temizliktir; çünkü vereni maldaki fakir hakkından arındırıp temizlediği gibi günahından da arındırır. Ayrıca zenginin malı üzerinde oluşabilecek bir kıskançlığa da mani olarak mal sahibini de güvenceye almakta, böyle cemiyette oluşacak anarşi tarzı bir kirlenmenin de önüne geçmektedir. Bu da toplumda huzur ve sükûnetin maddi manevi temizlik ortamı sağlamaktadır. Bu nokta kitabımızdaki şu ayetle dikkat çekmek yerinde olacaktır:  “Allah ribayı (faizi) mahveder sadakayı ise artırır.” (Bakara, 276).
Bir Ömrü Kirinden Arındıran Hacc
Bütün bu paha biçilemez  fırsatları bize sunan ibadetlerimiz daha ziyade belli zaman dilimlerindeki hatalarımızı günahlarımızı temizlemeye yöneliktir. Namaz “günlük”  olarak 5 kez, zekât “yıllık” olarak bir kez, oruç yıllık olarak “bir aylık süreçte” vs. bununla beraber her birinde bir temizlik alanı vardır. Tabii olarak tüm insanlığın bir de “bir bütün olarak” temizlenmeye ihtiyaçları vardır ki bu bir koca ömrün semeresi olan “Hacc” ile mümkün olabilir. Zira kitabımızda “Allah’ın insanlar üzerinde ki hakkı” olarak anlatılan Hacc’ın (Al-i İmran, 97) temizlik yönü peygamberimizin dilinde şöyle makes buluyor: “Kim hacc eder de bu esnada çirkin söz ve günahtan kaçınırsa anasının kendini doğurduğu güne döner.”
İçerisinde bütün bir ömrün provasının yapıldığı en kapsamlı ibadetlerden Hacc aynı zamanda adeta bir ömre bedel olmakta bir büyük hayat serüveninin  izdüşümü hüviyeti taşımakta doğumla ölüm arısında ki bir serüvenin hakka “arzuhali” olması asabiyle temizlik açısından sergüzeşt-i  hayatımızın zirvesi/nihayeti mahiyetini arz etmektedir.
Gözleri Haramdan Kirletmekten Korumak İçin Tesettür
Kur’an’da “Mü’min kadınlara da söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar (yüz el gibi) görünen kısımlar müstesna ziynetlerinin açmasınlar başörtülerini de yakalarının üzerine koysunlar.” (Nur, 31) şeklinde emredilen “tesettür/hicab” bir önceki ayette geçtiği üzere “Mü’min erkekleri de ilgilendiren bir ameldir.” Çünkü tatbikiyle iki tarafı da günahtan koruyacak böylece daha başlamadan kirlenmeyi önleyecek bir temizlik aracıdır. Zira her günah/haram bir kir ve lekedir bundan kaçınmak ise bunların temizliğidir.
Tesettür/hicab emrinin hikmetini kitabımızın “Zinaya yaklaşmayın” (İsra, 32) yasağını düşündüğümüzde daha iyi anlarız. Zira insanların hususen kadınlığın fıtratına konan örtünmeyi terk etmeyi aynı zamanda şehvetleri tahrik ve zinayı teşvik etmekte bu da sadece zina edenlerin değil nesillerin, cemiyetlerin, nihayetinde bir insanlığın kirlenmesine sebep olmaktadır. Bunu yukarıdaki ayetin devamından da anlayabiliriz. Çünkü o son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur
Nefislerin, Nesillerin, Akılların, Namusların, Toplumun ve Bütün Bir İnsanlığın Temizliği Evlilik
Her insanın fıtratından getirdiği temizliğinin yine en fıtri şekilde üzerinde hassasiyetle duran dinimiz bunu en güzel şekilde gerçekleşmesi için evliliği “Sizden bekâr olanları evlendirin” diyerek teşvik etmiş, değişik ayetlerde diğer konuların üzerinde durduğu kadar evliliğin üzerinde durmuştur (Bkz: Nisa: 3,  4, 19, 28, 34, 35, 128, 130, Maide: 5, 24, Nur: 32, 33)
İslam topluluğunun selametini ve ümmetin istikametini evlilik ve aile üzerine kuran dinimiz aynı zamanda bunların korunması için gereken tedbirleri de alınmıştır. Dikkat edilirse İslam’ın ve ümmetin düşmanlarının yıkmak için en çok çalıştığı değerimiz de yine ailedir. Kadını ‘Çocuk doğuran, besleyip büyüten, analık yapan, kocasına itaat eden, evin içinde kalmaktan sıkılmayan, gözü dışarıda olmayan, ümmet ve insanlık için mücahid ve mücahideler yetiştiren biri olmaktan çıkarıp, erkekler gibi çalışan, sürekli bir ekonomik bağımsızlık ve kendi ayakları üzerinde durma saplantılarının teşnesi, okuyup çalışıp para kazanan bir tüketim unsuru, nesne‘ haline getirerek yapmaya çalışıyorlar. Ve bunda da, bu ayetlere rağmen basiretsiz davranan Müslümanlar sayesinde başarılı oluyorlar ve ümmeti, insanlığı kirletiyorlar ne yazık ki…
Müslümanlar olarak evlilikte acele edilme emrine uymuyoruz ve yine onun uygun gördüğümüz bir talip olduğunda “kızınızı onunla evlendiriniz, yoksa bozgun çıkar!” ikazını kulak ardı ediyorsak, bu bozulmada bizim de payımız var demektir(Allah’a sığınırız). Unutmayalım ki Rabbimiz bizi, ev geçindirmekten mesul olmayan  kızımızı üniversitelere göndermediğimiz, iş sahibi yapmadığımız için mesul tutmayacak. Ama evliliğini geciktirip, bozguna ve kirlenmeye sebep olmamızdan hesaba çekecektir vesselâm.
İşte bu açıdan bakıldığında evlilik en iyi temiz kalma ve arınma yollarının başında gelen amellerdendir. Ve temiz kalma şartlarındandır.
Modern Dünyanın Pis Tuzaklarından Kurtulabilmemizin En Kuvvetli Aracı Cihad
Bugün topyekûn bir insanlık olarak, modernizmin karanlık ağlarında sürekli kirlenmekteyiz. Modernizm bizim gözümüzü, gönlümüzü, zihnimizi, ruhumuzu… velhasıl hayatımızın tüm hatlarını kirletmektedir. Bunu yaparken de öncelikle Müslümanların dini gayretlerini kıracak her silahı kullanmaktadırlar. Çünkü dini gayretlerimiz bizi bu kirlerden arındıracak yegâne tutanağımızdır. “Hep bir Allah’ın ipine sarılın.” (Âl-i İmran, 103). Bu gayretlerimizin başında ise ‘Cihad’ gelmektedir. Cihad, ümmetin zincirlerini kırabilmesinin yegâne yoludur.
Sekülerizm, ümmetin dünya algısını; kapitalizm, iktisadi anlayışını; laisizm, dini alan fikrini; modernizm de bir bütün olarak hayat tarzını esir almışken, cihad bu kirlerden kurtulmanın en kârlı ticareti olarak bize sunulmaktadır. “Ey iman edenler! Sizi gayet acı bir azaptan kurtaracak, üstelik size çok kârlı bir ticaret sağlayacak bir iş bildireyim mi? Allah’a ve rasulüne inanın. Allah yolunda canlarınızla, mallarınızla cihad edin…” (Sâf, 10-11 Ayrıca bkz.:  Nîsa, 95-96, Tevbe, 111)
Bir Arınma Seferberliği Fikriyâtı: Ya Yeni Hal Ya İzmihlal
Bir yazıya sığmayacak kadar geniş bir mevzu olan, temizlik  ve arınma görüldüğü üzere; dinimiz açısından da pek çok yoldan da mümkündür. Bunlardan bir kısmı yukarıda saydığımız, herkes için geçerli ve gerekli ibadet ameller olduğu gibi, bir kısmı da kişinin hususi gayretlerle yerine getireceği ameller ile olmaktadır. Deniz köpüğü kadar da olsa günahların silinmesine vesile olan tesbihat, karşılığı 700 katına kadar çıkan sadaka, her biri birer sadaka sayılan tebessüm, güzel söz, zarar veren şeyleri yoldan kaldırmak, insanlara yol tarif etmek, her türlü iyilik… Yani bizi, sadakatsizlikten arındıracak her davranış bu nevidendir. Ve her biri elzemdir. Şu ayartıcı dünyanın fitne ateşinde yanıp kavrulmamamız için bize gösterilen İslami ve fıtri yol her selim aklın anlayabileceği nitelikte bir arınma fırsatıdır. Öyleyse sürekli kirli kalmak için bir maruzatımız olamaz. Bu fırsatları kullanıp temizlenmek ve temiz bir hayat ve dünya ikame etmek için cihad etmek bu temiz dinin sahibinin bizlere emridir. Aksi takdirde bu pisliklerin içinde boğulmamız mümkündür.
“Geldiği zaman içimizden, sadece zalimlere isabet etmeyecek (hepinizi içimize alacak) bir fitneden sakının, korkun!”  (Enfal, 25)
1.   R. Salihin,Işık Yay. 2008 S; 157)
2.   A.g.e; S: 377
3.   A.g.e; S: 382

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2014

Sayı: 310

İlkadım Arşiv