Mart 2013 Fatih YILMAZ A- A+
A- A+

Hani söz vermiştik Geçmişte

Hamd, âlemleri yaratıp biz aciz kullarının hizmetine sunan ve biz aciz kullarını iman nimetiyle şereflendiren Allah’a olsun.

Salât ve Selam, adını adıyla beraber yazdığı Habibi can Muhammed –aleyhisselatü vesselam- Efendimize ve O’nun seçkin ashabına olsun.

Elest bezminde Rabbe verilen bir söz var: “Ya Rabbi ben senin yolunda her şeyimle sana kul olacağım. Kalu Bela diyerek sana vermiş olduğum sözü devamlı hatırlayacağım. Senin dinin uğruna varımı yoğumu harcamaktan çekinmeyeceğim.

İyyake na’büdü (ancak sana kulluk ederim) niyazımla bu ahitleşmeyi hiç unutmayacağım. Her gün en az beş vakit hatırlayacağım.”

Anadolu’nun kalbinde, İslam ve insanlık adına bir şeyler yapmak için çırpınan, samimi ve samimi oldukları kadar da şuurlu gençleri görüyoruz. Bu gençler bana hep Medine toplumunu hatırlatıyor. İçleri hizmet aşkıyla kıpır kıpır olan kardeşlerimin bu çabalarını candan kutlamak ve ayakta alkışlamak lazım diye düşünüyorum. Herkesin dünyevileştiği şu ortamda dava için koşup koşuşturmak küçümsenemez.

Her şeyden önce insan bu fani âleme kul olarak gelmiştir. Öyleyse kulluğunun gereğini yerine getirmelidir. Kısa bir yolculuktan sonra asıl ve kalıcı menzile varacağını unutmamalı,  yaşantısını, dünyadaki kısa yolculuğunu iyi değerlendirmelidir. Mahkeme-i Kübra’da Rabbiyle baş başa kaldığında, insanlığından pişman olup başını öne eğmemelidir. “Başıboş bırakılmadığını” şerefli insan olarak gayesinin Rabbine kul olarak yaşayıp, “ölüm gelinceye kadar” O’na ibadet ve itaatten uzak duramayacağı ve bu minval üzere devam edeceği idraki içinde olmalıdır. Sayılı nefesin hesabını bir bir vereceğini aklından hiçbir zaman çıkartmamalıdır.

Bizim davamız çok büyük. Biz dünyayı değiştirip geliştirmeye talibiz. Bu fani âleme yemeye içmeye gelmedik. Hele hele gününü gün etmeye hiç gelmedik. Biz, insanlığın kurtuluşu için, gece gündüz var gücümüzle çalışmak ve Allah’a iyi bir “kul” olmak için geldik. Rabbimiz Araf suresi 146. ayeti celilesinde “gafillerden olma” buyuruyor. Hareketli, çalışkan olmamızı, gafletten uzak bir hayatı ve O’nu çokça zikretmemizi emrediyor. O halde bizler var gücümüzle din için, mukaddesat için ve insanlığın kurtuluşu için çalışmalıyız. İnsanlığın hidayete ermesi için çaba sarf ederken hiçbir ayrım gözetmeden; gerek Mü’min olsun ve gerekse olmasın sadece olsun ve gerekse olmasın sadece “Yaratandan ötürü yaratılmışı sevmeliyiz” ve onları İslam’ın müşfik kanatları altına almak için gayret etmeliyiz.

Bu çalışmalar, Türkiye’de olur, Almanya’da olur ya da dünyanın öteki ucunda olur hiç fark etmez. Yeter ki içimizdeki davaya hizmet aşkı samimi ve inandırıcı olsun. Asrısaadeti anlatmaya gerek yok sanırım, çünkü hepinizin malumu. Seksen küsur yaşındaki Eyyub el- Ensari hazretleri hiç bir zaman kendilerini yaşlı hissetmemişler ve İstanbul surlarına kadar gelip ruhlarını Allah yolunda orada teslim etmişlerdir. Bu misallerden sadece biri, buna benzer İslam adına, Allah davasının bir adım ileriye götürülmesi adına daha nice destanlar yazılmıştır. Bu örnek insanlardan çok çok ders alıp bizler ne yapabiliriz düşünmeliyiz.

Canla başla çalıştığımız ve bu yolda ömrümüzü eskittiğimiz zaman kazanan biz olacağız inşallah. Hem bu dünyada, hem de öbür tarafta…

Efendimiz -aleyhisselatü vesselam- bir hadislerinde Hz. Ali (r.a)’ye “Bir insanın kurtuluşuna vesile olman, senin dünyada yaptığın ve yapacağın tüm amellerinden daha hayırlıdır.” buyurmaktadır.

Birbirimizi Allah rızası için sevip devamlı istikamette olmanız için birbirimize bol bol dua etmeliyiz. Gel geç dostluklardan uzak olup adam kıtlığının yaşandığı şu ortamda birbirimize Müslüman’ca kenetlenmeliyiz. Bu tür beraberliklerimizden ebedi dostluklar oluşur biiznillah. Bu dava uğruna gayret kuşağını kuşanan kardeşlerin samimi çabalarını yürekten desteklemek lazım. Bu hususta üzerimize düşen her türlü desteği ömrümüzün sonuna kadar vermeliyiz.

Bunlar için bakın şair şöyle diyor:

Diyarı küfürde solmamış güller,

Bulunca sevindim can-ı gönülden.

Allah için cuşa gelmiş bülbüller,

Görünce sevindim can-ı gönülden.

İslam davasını şiar edinen,

Bir adım ileri candan didinen,

Onca güzelliği Allah adıynan,

Örünce sevindim can gönülden.

Davaya canların can katışını,

Küfrün gemisinin ters batışını,

Din için gençlerin kalp atışını

Duyunca sevindim can-ı gönülden…

Bu davaya gönül vermiş tüm kardeşlerimizin üzerinde çok ağır yük vardır. Herkes bulunduğu muhiti birer gülistana çevirmek zorundadır. Eğer bundan kaçarsanız, inanın hepiniz vebaldesiniz. Tüm Peygamberler, onların yolunu takip eden salihler ve ulema ömürlerinin sonuna kadar bu mücadelenin yılmaz savunucuları olmuşlardır. Bizler de devamlı Allah’a giden yolda çaba ve gayret sarf etmek zorundayız. Çünkü bundan başka yol yoktur. Özünde en güzel bir şekilde yaratılan insan, bunu başaramadığı zaman aşağıların aşağısına düşmeye mahkûmdur. Bu düşüşe “esfeli safilin” denilmiştir. Unutulmaması gereken bir husus da, dünya hayatının geçici olduğu ve ölümün kaçınılmazlığı karşısında insan için en akıllıca işin bu yeryüzü sınavını başarıyla geçme çabası içinde olması gerektiğidir. Yeryüzü sınavı da zamanı boşa geçirmekle, malayani şeylerle uğraşmakla kazanılmaz. Bediüzzaman Said-i Nursî: “Malayani ile iştigal maksadı geri bırakır.” diyerek ne güzel söylemişler. Hz Ali (k.v)’nin bu hususta çok enteresan bir sözü vardır: “Lüzumsuz şeylerin peşinden koşan, lüzumlu şeyleri kaçırır.”

İnsanoğlu, Yüce Yaratıcı’nın halifesi olarak büyük işler başarmak ve değerli eserler ortaya koymak için bu dünyaya gönderilmiştir. O, bu mükellefiyetin şuurunda ise, eşya ve hâdiselerin içine girecek, onlara müdahale edecek, her gün başka terkip ve başka tahlillerle, yeni yeni san’at eserleri ortaya koyacak… Bütün bunları yaparken de her an,  Hakk’ın sonsuz irade ve kuvvetini sezecek ve şükranla Rabbine karşı kulluk görevini yerine getirecektir.

“Elest Bezmi”ni hiç unutmamak lazım. “Nerede olursanız olun ben sizinle beraberim” diyen Rabbimizden bir an olsun gafil olmayalım. Emir ve nehiylerini kusursuz yerine getirelim ki kulluğun halâvetine erelim. Çünkü Rabbimiz bizden yavan bir kulluk istemiyor. “Nasıl bir Müslüman olmak gerekiyorsa” öyle Müslüman olmamızı istiyor.

Saygıyla, muhabbetle ve en önemlisi Rabbimin selamıyla selamlar, çabalarımızın fazilet, bereket, hayırlara ve insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını temenni ederim. Yolumuz açık Allah yar ve yardımcımız olsun.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2013

Sayı: 296

İlkadım Arşiv