GENAR Araştırma Şirketi Sahibi İhsan AKTAŞ ile 'Manipülasyon ve Algı Yönetimi' Üzerine Konuştuk. 'SAHAYA İNMEDEN MAÇ KAZANILMAZ'
Aralık 2019 İlkadım A- A+
A- A+

GENAR Araştırma Şirketi Sahibi İhsan AKTAŞ ile 'Manipülasyon ve Algı Yönetimi' Üzerine Konuştuk. 'SAHAYA İNMEDEN MAÇ KAZANILMAZ'

Soru: “Algı yönetimi” ifadesi olumsuz bir çağrışım yapıyor. Sizce de bu durum hep böyle mi?

Algı yönetimi Batı medeniyetinin; aydınlanma bilimi, felsefesi, sanayisinin ortaya çıktığı günden beri toplumları yönetmek, köleleştirmek için sistematik olarak kullandığı psikolojik, felsefi bir yansıma. Yaklaşık iki yüzyıldır da bu yönetim biçimini ustalıkla uyguluyorlar. Mesela Afrika ülkelerine sömürüye gittikleri zaman oralara medeniyet götürdüklerini iddia ettiler, iki yüzyıl oralarda sömürgeci olarak kaldılar. Yer altı ve üstü zenginliklerini sömürdükleri halde bugün Türkiye’den aynı yerlere giden yardım kuruluşları Afrika’da su kuyuları açıyor. Demek ki medeniyet iddiası ile iki yüzyıldır Afrika’yı sömüren Fransa, İngiltere, İspanya ya da Portekiz oradaki insanlara yirmi metre derinlikten su verebilecekleri kuyuları bile açmamışlar.

Onlar aslında kendi sistemlerini kurduklarında “Kıymetli olan, makbul olan Batı’dır” gibi bir söylem ortaya attılar. Batı; tarihi, düşüncesi, felsefesi, devletleriyle tamamen makbuldür, onun dışında kalan ne varsa makbul değildir dediler. Karşılarına cephe olarak da İslam’ı aldılar. Sonuç olarak Batı iyidir, Doğu kötüdür, Hıristiyanlık iyidir ama diğer dinler kötüdür demeye getirdiler. Batı kültürünün ve değerlerinin kıymetli olduğunu iddia ederken diğer kültür ve medeniyetlerin geri, hurafe, örümcek kafalı, tarihte kalmış, yobaz olduğunu savundular.

Batı’nın kendini böyle takdim etmesi kendi açısından problem değil ama zaman içerisinde, sömürge olarak işgal ettikleri ülkeleri ve bizim gibi ülkeleri yani yarı sömürge gibi kullandıkları yerleri de kendileri gibi düşündürmeye çalıştılar, bir yönüyle de başardılar. Hem sömürmeye hem zulmetmeye hem de kendilerini “Efendi” olarak sunmaya devam ettiler. Şu an o ülkeleri yöneten elit tabakaya da kendilerini üstün olarak kabul ettirdiler. Bugün İslam dünyasında Batılı değerler için kendini feda edecek insanlar vardır.

Soru: “Algı” dediğimiz şey yönetilmeli midir?

Kişinin veya devletlerin duruşuyla alakalıdır. Örnek verirsek, Türkiye bir Barış Pınarı harekâtı yaptı. Suriye’de terör örgütlerine karşı bir pozisyon aldı. Harekât boyunca bütün dünya, Türkiye’nin aleyhtarlığını yaptı. Sizin gücünüz, dirayetiniz varsa algıyı yönetebiliyorsunuz.

Algı niye yapılır? Ülkedeki kamuoyunu etkilemeye, onları hükümete karşı kışkırtmaya ya da yapacaklarını yaptırtmamak için infial oluşturmaya yarar. Batı’nın bütün çabaları bu yöndeydi. Demek ki Türkiye kendi yaptıklarına vatandaşlarını inandıracak kadar güçlü bir pozisyon kazanmış.

Bundan yirmi, otuz yıl önce Almanya veya ABD’de bir satır bir yazı yazıldığı zaman buradakilerin kıyameti kopuyordu. Geçtiğimiz seçimlerde Almanya’da dergilerde Türkiye’deki seçimlerle ilgili özel sayılar çıkıyordu, o kadar çok yayın yapıldı. Bazı günlerde Almanya’da çıkan Türk hükümeti aleyhindeki yayınlar, Türkiye’de çıkan muhalif yayınları geçti. Bu kesinlikle algı yönetimindendir.

Bence birinci yönetilmesi gereken algı şudur: “Biz Müslümanız ve imanımızdan kaynaklanan bir üstünlüğümüz var.” Yani inanıyorsanız, üstünsünüz.

Elbette biz Batılılar gibi değiliz. Bizim ülkemiz güçlendiğinde başkalarına zulmedecek değiliz. Kendimizi imanımızdan dolayı üstün ve etkin sayacağız. Başka millet ve ülkelerle de Osmanlı döneminde olduğu gibi adalete dayalı ilişkiler kuracağız. İki yüzyıldır Müslümanlar üzerine gelen baskı ve tasalluttan kurtulup önce kişi olarak, sonra aile olarak, sonra da millet olarak tarih, iman ve kabiliyet açısından üstünlüğümüzü ortaya koymamız gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle kendine, kendi değerlerine, kültürüne en yüksek düzeyde inanacaksın, sonra da bunu doğru bir dille başkalarına aktaracaksın. Zaten Batılılar insanlık üzerine öyle bir abanıyorlar ki gidip kendini onlara anlatacaksın. Onların kendilerini sana anlatmalarına ihtiyacı yok, çünkü kendilerine göre zaten üstünler ve değerliler. Sen kendi inanç değerlerini yükseltip bunu gidip başkalarına anlatacaksın. Dünyanın hâkim gücü bugün onlar olduğu için kendi inanç ve değerlerini insanlara mecbur koşuyorlar. Ama bence algıdaki en önemli şey bir milletin kendisine, devletine, tarihine ve kültürüne olan güvenidir. Bu güveni kazandığınızda öteki kendisini size anlatmaya çalışır. Sizin anlatmak gibi bir ihtiyacınız olmaz.

Onların İslam adına ürettikleri terör, şiddet gibi şeyler kendi ürünleridir. Onlar böyle kötü algılar oluşturdukları zaman biz kendi duruşumuz doğru aktarmak durumundayız. Ama sürekli gidip onlara öykünerek kendimizi anlatmak gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Bizim, duruşumuzu düzeltmemiz lazım.

Soru: Büyük devletler insan algısıyla oynayan think thank’lere (düşünce kuruluşları) ciddi bütçeler ayırıyor. Size göre Türkiye’de bu sektör ve ilişkiler ne durumda?

Türkiye’de kayda değer düşünce kuruluşları bir elin parmakları kadar, henüz az. Amerika için şöyle bir örnek verilir: Afrika’nın en az bilinen ülkelerinden biriyle ilgili bir think thank kuruluşu beş, on yıl çalışma yapıyor. Bir gün orayla alakalı bir problem çıktığı zaman Amerika’nın orada neler yapması gerektiğine dair dosyası hazır olmuş oluyor.

Türkiye, imparatorluk geleneği olan bir ülke. Kızılay, Deniz Feneri, İHH, Hüdayi vb. yardım kuruluşlarımız, dünyanın en etkin ve yaygın yardım örgütleri. Bu, imparatorluk geleneğinden kaynaklanıyor. Zaman içerisinde düşünce kuruluşları da yaygınlaşacak. Bizim milletimiz aktif bir millet. Bir dert gördükçe fert olarak rol üstleniyor, devlet olarak rol üstleniyor. STK olarak rol üstlenenler var.

Düşünce kuruluşlarımız henüz Batı’yla aynı seviyede değil ama yardım kuruluşları olarak neredeyse başa baş bir durumdayız. Bu durum zamanla inşallah düşünce kuruluşlarına da yansır. Bir de ülkeler zenginleştikçe bu tür şeylere daha çok kaynak ayırıyorlar. ABD ile Türkiye’nin bütçesini hesap ettiğiniz zaman yüz kat büyük ama etkinliğe baktığınız zaman -işte Suriye meselesinde gördük- hem ABD hem de Rusya ile eşit şekilde masaya oturabildik.

Bazen şöyle olur; Japonya’nın ekonomisi çok büyüktür ama İngiltere kadar dış politikaya etkisi yoktur. Almanya’nın ekonomisi de büyüktür ama Türkiye kadar dış politikaya etkisi olmadığını görüyoruz son dönemde. Demek ki ekonomimiz büyüdükçe devlet olarak misyonumuz da yükseliyor. Ekonomi, bu misyonun teknik altyapısını oluşturuyor.

Soru: Tecrübelerinize dayanarak sormamız gerekirse; herhangi veya bazı konularda şahsi kararlar vermemizde etkili olan belli başlı faktörlerden bahseder misiniz?

Nihayetinde insanlar bir kültür içerisinde yetişiyorlar. Bu, tarihte önemlidir. Kişinin nasıl bir misyona sahip olduğu önemlidir. Aile değerleri kıymetlidir. Toplum yapımız sağlamdır. Bugün dünyadaki bozulma ve çözülmelere baktığımız zaman hala aile, akraba ve toplum yapımızın güçlü olduğunu görürüz. Bunlar kişinin karakterinin oluşmasında çok önemlidir.

Türkiye için çok geçerli olan durumlardan biri de ülkemizde üniversite ortamlarında insanlar hangi boyayla boyanıyorlarsa ömür boyu öyle gidiyorlar.

Yani ODTÜ’de ve Boğaziçi’nde okuyan bir talebenin kendi tarihinden, dininden, kültüründen haberi yoksa onun için Batı üstündür ve değerlidir. Bu kişi ölene kadar kendisini köle zihniyetiyle Batı’ya raptetmiş bir şekilde yaşayabilir. Ama İstanbul Üniversitesi veya İTÜ gibi bir yerde okuyan ve geçmişinden, değerlerinden haberdar olan birisi kendi milleti adına daha çok düşünme kabiliyeti gösterir. Kişinin tarih ve dinle olan ilişkisi, aile terbiyesi ve cemiyet ortamında almış oluğu değerler o insanın aldığı kararlarda etkili olur.

Burada özgünlük de önemlidir. Cemaat yapıları insanların kişiliğinin oluşmasında mutlaka etkilidir. Burada bunun bir iyi bir de kötü tarafı var. İnsanları bir disiplin, terbiye ve ahlak üzere tutmakla alakalı cemaatler çok faydalı. Fakat çoğu zaman bu disiplin ve terbiye oluşturulurken insanlar tek tipleştiriliyor ve insanların kimlikleri aşınıyor. Burada da kişinin daha özgün, rahat ve keyifli bir halde olması lazım. Kişi hem terbiyeli olsun hem de lider ruhlu olsun. Biz o terbiyeyi elde ederken lider ruhunu kaybetmemeliyiz.

Kendi mahalleniz, toplum yapınız, tabiatla ve çevrenizle kurduğunuz ilişkiler kararlarınızı etkileyebilir. Benim gördüğüm kadarıyla Türkiye’de üniversite ortamlarında oluşan eyyamcılık, ideolojik gündemler, solculuk, sağcılık ya da ateistlik kişinin ilerleyen hayatında büyük oranda belirleyici oluyor.

Soru: Halkları, insan yığınlarını yönlendirmede kullanılan toplum mühendisliği enstrümanlarının neler olduğu konusunda bilgi verir misiniz?

Medya çok etkin bir araçtır. Özellikle konvansiyonel ve soğuk savaş döneminde bir hadise çıktığı zaman onun hakikatini beş, on yıl sonra öğrenebiliyorduk. Şimdi de toplumların yönlendirilmesinde sosyal medya, sosyal ağlar çok etkili olmaya başladı. Baktığınız zaman Facebook’a üye insanların sayısı ülkelerin nüfusundan fazla. Çin çok konuşulmuyor ama onların Facebook benzeri bir uygulamaları var, bir milyar takipçisi var. Dolayısıyla toplum mühendisliğinde sosyal medya ciddi ciddi yer almaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde gerçek ötesi diye bir uygulamadan bahsettiler. Ama benim bir tezim var. Bana göre sahaya inmeden maç kazanılmaz. Siz milletinizi kendi inanç ve değerlerine bağlı olarak yetiştirdiğiniz zaman toplum mühendisliği çalışmaları fayda etmeyecektir. Mesela Türkiye’yle alakalı yapılan hamleler var. Bir casus terör örgütü 17-25 Aralık’ta hukuk yoluyla darbe yapmaya çalıştı. Gezi olayları oldu. Fiilen askeri darbe yapmaya kalkışıldı. Ama Türk toplumu bunu yemedi ve bunların yüzüne çarpıp onları geri gönderdi.

İnsanların her türlü etkiye açık oldukları dönemde toplum mühendisliği çalışmalarına karşı hazır olmak için çok daha sağlam karakterli, tarih bilinci olan, vatandaşlık bağıyla milletine bağlı insanlar lazım. Türkiye’de maalesef eski rejim; solcusunu, sağcısını, Kürt’ünü, İslamcısını, her kesimi bu memlekete düşman etmek için çok çabalamış ama buna rağmen vatanperver bir halkımız var. O da bizim bin yıllık tarihimizle alakalı.

Soru: İslam dünyası açık ameliyatlar zinciri geçiriyorken bunu mümkün kılan algı operasyonları twitter, facebook vb. platformlarda gerçekleştirildi. Sizce Müslümanlar mı sosyal medyayı kullanıyor yoksa sosyal medya mı Müslümanları?

İslam dünyasına baktığınız zaman Birinci Dünya Savaşı bittiğinde bir metrekare bağımsız bir toprak kalmadığını görürsünüz. Türkiye’nin verdiği Kurtuluş Savaşını ve Afganistan’ın bağımsızlığını saymayacak olursak iki ülkenin dışında işgal edilmemiş yer yoktur. Müslümanlar fiilen hürriyetlerine kavuşturulmadı. Türkiye, Mısır, Pakistan, İran Batılıların hiç de istemediği ülkeler bunlar, çünkü Birinci Dünya Savaşı sonrası sömürmek için ülkeleri paylaştıklarında, teslim aldıklarında ilerleyen yıllarda böyle ülkelerin çıkacaklarını hesap etmemişlerdi. Şimdi artık bunlara güçleri yetmiyor.

İslam dünyasında olması gereken, Türkiye gibi İran gibi ülkelerin zaman zaman ortak Pazar ekonomik dayanışması, kültürel dayanışma şeklinde bir birlik ve dirlik oluşturabilmesidir. Öbür türlü olduğunda görünen o ki Batı bu devletleri de işgal etmek isteyecektir. Gerek sosyal medyayla, gerek ihtilallerle gerekse başlarına diktatör atayarak. 1940’larda özellikle sol görüşün ortaya çıkmasıyla soğuk savaş döneminde Kuzey Afrika ülkelerinden Suudi Arabistan’a kadar Müslüman ülkeler görünüşte bağımsızlıklarını ilan ettiler ama şu an ikinci bir işgal durumuyla karşı karşıyalar.

Aslında Batı iki yüzyıldır fiilen dünyayı yönetmektedir, vazgeçmediler. Bazen işgal ederek, bazen siyasileri kullanarak, bazen medya ve algı yönetimleriyle işgalini devam ettirmektedir. Sanki İslam dünyası için yeni bir kurtuluş savaşı mücadelesine ihtiyaç vardır. Batı; kaynakların kullanımı, siyaset, medya gibi alanlarda tekelleşerek sömürüyü hiç terk etmedi. Tekeli de kırılamadı.

Belki bu döneme kaos dönemi stratejisi diyebiliriz. Batılılar eskisi kadar güçlü değil. ABD, İngiltere, özellikle kıta Avrupasının hiç hükmü kalmadı. Yani geçmişte kedinin parmakları arasında oynadığı oyuncak gibi kendileriyle oynadıkları ülkeler de eskisi gibi zayıf değil. Böyle olunca dünya eskisi gibi bir kaos dönemine girmiş görünüyor.

Maç kazanmak eskisi kadar kolay değil artık. Türkiye’de istedikleri gibi ihtilal yapıyorlardı, iktidar değiştiriyorlardı. Ama yirmi yıldır ne iktidar değiştirebiliyorlar ne de ihtilal yapabiliyorlar. Demek ki kendi güçleri zayıfladı ve rakiplerinin güçlerinde de bir artış var. Zaten Barış Pınarı harekâtı da gösterdi ki Türkiye, dünyanın en büyük devletleriyle göz hizasında oturup tartışacak, müzakere edecek bir seviyeye yükseldi.

Soru: Koca koca gazeteler bir bir iflas açıklarken TV kanalları ve YouTube gibi alanlar her geçen gün daha da büyüyor. Algıyı yönetmek bu alanlarda daha mı kolay sizce?

Medya artık internet medyası olmaya başladı. Televizyonların da bu güçleriyle yaşama şansı yok. Gazeteler de gerileyecek. TV yayınları da giderek Netflix gibi platformlara kaydı. Arap Baharı’nın çıkışına baktığınızda Twitter ve Facebook’ta örgütlenen gençleri görürsünüz. Mısır’da birinci ihtilal olurken twitter’da kendiliğinden var olan hesapların yanındaki bütün hesaplar o ihtilali yapmak isteyenlerin hesaplarıydı.

İkinci yani karşı ihtilal olacağı, darbeciler geleceği zaman darbecilerin gösterilerini yapan insanlar hesapların önüne düşmeye başladı. Demek ki birinci aşamada Mısır’da ihtilal olmasını isteyen Batılılar, ikinci aşama olarak da darbe yapıp diktatörlerin geri gelmesini istiyorlardı ve ona göre araçlar kullandılar.

Devletler artık her şeyi kullanır. Dini, imanı, Twitter’ı, Facebook’u kullanır. Devlet mekanizması böyle bir mekanizmadır. Hangi devletlerin elinde bu imkân varsa kullanır. Bizim gibi devletlere düşen de karşı mücadeleyi güçlü vermektir. Hem teknoloji gelişimi hem sosyal ağların gelişimi hem de otokontrolün iyi yapılması… Aynı zamanda da insanları bu konuda uyanık tutmamız lazım ki gaflete düşmesinler.

Bu gaflete örnek verirsek; Türkiye’de solcular gezi olaylarını kendilerinin yaptıklarını düşünüp kahve köşelerinde kahramanlıklarıyla övünürler. Oysa mesele baştan sona bir Batı ve FETÖ operasyonudur. Solcular sadece figüranlığını yapmıştır.

Bize vakit ayırıp sorularımızı cevaplandırdığınız için teşekkür ederiz.

Ben de sizlere teşekkür ederim.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2019

Sayı: 377

İlkadım Arşiv