Temmuz 2015 Doç. Dr. Rüştü YEŞİL A- A+
A- A+

Eğitimde İçerik Sorunu "Bilinç Eğitimi"

İlk çağlardan beri bilgi, insanoğlunun en önemli gücü olagelmiştir. Bununla birlikte özellikle son yüzyıl içerisinde bilgi, kapsam ve işlev yönüyle önemi daha belirgin hale gelmiştir. “Bilgi Çağı” tanımlamasının arka planında da bu gerçek yatmaktadır. Bugün için bilgi, tüm dünyada; siyasetten ekonomiye, kültürden sosyal yaşama her alan için en önemli sermaye olarak görülmektedir.

Ancak, özellikle son dönemlerde, bilginin önemi göz ardı edilmese de onun kendi başına insanlığın sorununa çözüm oluşturmada yetersiz kaldığı dillendirilmeye başlanmıştır. Artık bilgi, ulaşılamaz değildir. Bilgi kaynakları oldukça artmış, bilgi depolama sorunu neredeyse tam olarak çözüme kavuşturulmuştur. Özellikle dijital teknoloji ve internet dünyası, milyarlarca sayfalık bilgiyi, istenildiği anda ulaşıma hazır halde tutmaktadır.

Gerçekten de şu soru önemli bir sorudur ve üzerinde düşünülmelidir: “Bilgi, kendi başına dertlere ve sıkıntılara çare olabilir mi? Bilginin bir yerde depolanıyor olması, ondan etkin şekilde yararlanıldığı anlamına gelmekte midir?” Bu sorulara verilecek cevap kısaca “Hayır” şeklinde olmaktadır. Eğer “Evet” diyebilseydik, insanların sorunlarının kalmaması gerekirdir. Ama maalesef bilgi arttıkça ona paralel sorunlar ın da arttığı gözlenmektedir. O halde sorun ya da eksik kalınan yer neresidir?

Daha önemlisi, asırlardır bilgi aktarımının en temel aracı olan eğitim, bu yeni durum karşısında nasıl bir işlev yüklenmeli; ortaya çıkan sorunlara nasıl bir çözüm yolu üretmelidir? Başka bir ifade ile bu yeni durumda eğitim kurum ve kuruluşları ile eğitim olgusunun işlevi ne olmalıdır?

Bu soruya, kendisi yeni olmasa da yeni yeni öneminin farkında varılan “bilinç” kavramı ile cevap vermek mümkündür. Bilginin ve bilgi sahibi olmanın ötesinde, bilinçlilik hali, bilgi sahibi olan insana bu bilgisinin önemini, nerede ve nasıl kullanacağını/kullanması gerektiğini gösteren bir duruma işaret etmektedir.

Bu kavram, hem eğitime yeni bir kapsam kazandırmakta, hem de ona yeni bir işlev yüklemektedir. Eğitim kurum ve kuruluşları, bilgi aktarımının ötesine geçerek bireylere bilinç kazandırmayı gaye edinmeli, tüm yapı, program ve içeriğini bu yeni duruma göre düzenlemelidir. Artık eğitim, insanları bilgi yüklü varlıklar haline getirmenin ötesine taşıyıp bildiğinin farkına varmasını, bu farkındalık durumunu bilgiden istifade edebilme düzeyine taşımalıdır.

Bu yeni dönemde eğitim, bilinç kavramını tekrar gündeme taşımalı; bu kavramı, yapı, içerik ve işlev itibarıyla tüm organizasyonunun ana bileşenlerinden biri haline getirmelidir. Başka bir ifade ile eğitim süreçlerinin içerik boyutunun temel ayaklarından birini de “bilinç eğitimi” oluşturmalıdır.

Bilinç, tüm bilgi haznesinin temelini oluşturacak bir zemin ve kabuk niteliği taşımaktadır. Bilinç, gerçekte bir farkındalık halidir. Bildiğini ve bildiğinin ne işe yarayıp nerede nasıl kullanılacağının ya da kullanılması gerektiğinin farkında olunmasını ifade etmektedir. Bu yönüyle bilinç, gerçekte, insan zihnini bilgisayar denilen makineden ayıran temel özelliklerin başında gelmektedir.

Bilindiği üzere bilgisayarlar, milyarlarca sayfalık bilgiyi, herhangi bir kısmını unutmadan yıllar sonrasında aynıyla hatırlama gücüne sahip makinelerdir. Ancak onların yapamadığı, haznesinde (hafızasında/hard diskinde) taşıdığı bilgilerin önem ya da önemsizliğine ilişkin bir ayrım yapamaması; yorum ve muhakeme yoluyla çıkarım ve tahminlerde bulunamamasıdır.

O halde, insanı bilgi sahibi olmanın ve onu istenileni hatırlamanın ötesine taşınması; sahibi olduğu bilgiyi önem yönüyle sıralayabilme, ayrım yapabilme, yorum ve çıkarımlarda bulunabilme gibi yeteneklerini kullanabilen bireyler haline getirilmesi gerekmektedir. Bunun diğer bir ismi, bilinç sahibi haline getirmektir. Bildiğinin ötesinde bilgisinin farkında olan, bildiğinin ne işe yaradığını ya da yarayacağını vb. fark eden bir kişi haline dönüştürmek gereklidir. Bireyin bilinç sahibi olması ya da bilincinin işlevsel olması, eğitimle mümkündür. Bu nedenle bilinç eğitimi, eğitim faaliyetlerinin önemli içerik alanlarından birini oluşturmalıdır.

Bilginin çok farklı alan ya da mekânlarda korunabildiği düşünülürse, bilgiyi hatırlamanın ötesinde bu bilgiyi kullanabilme yönünün daha önemli olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Belki bilgisayar, internet, kitap vb. teknolojilerin henüz bilinmediği ya da geliştirilmediği, bu nedenle de bilgiyi kayıt altında muhafaza etmenin zor olduğu dönemlerde bilginin hafızada tutulması önemliydi denilebilir. Ama bugün bilginin kayıt altında tutulmak konusunda zorlukların yaşandığı dönemlerde bu önem yerini, bilgi taşımanın ötesinde bilginin işlevsel olarak kullanılabilmesine yerini bırakmıştır.

Bu ifadeden bilginin önemsiz olduğu, gerek kalmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Öncelikle bilginin, bilincin ön şartı ve gerekliliği olduğu unutulmamalıdır. Bilgi olmadığı sürece kullanılacak bir şey de olmayacağından bilincin de bir anlamının olmayacağının altı çizilmelidir. Ancak bilginin bir amaç değil, yalnızca bir araç olduğu, amaca ulaşmak için yalnızca bilgi sahibi olmanın yeterli olmayacağı tekkrar belirtilmelidir. Bu çerçevede, bilginin ötesine taşılarak bilinçle bu bilginin yeni bilgiler üreten ve kullanıldığında işleri kolaylaştıran bir hal almasının gerekliği vurgulanmaktadır.

Tarih bilgisi yerine tarih bilinci, sanat bilgisi yerine sanat bilinci, sorumluluk bilgisi yerine sorumluluk bilinci gibi daha birçok bilgi türü, bilinç kavramı ile birlikte farklı bir muhteva kazanmaktadır. Tarih bilgisine sahip olan ve sahip olduğu bu bilgiyi istediğinde hatırlayabilen kişi ile bu bilgisini geleceğine ışık tutma anlamında ondan faydalanabilen kişinin zihinsel kapasitesini kullanma yönüyle aynı olduğu söylenemez. Sanat, din, ahlak, sorumluluk vb. bilgileri ile bilinci sahipleri arasındaki fark gibi bu örnekler çoğaltılabilir.

Burada önemli sorun, “bilinç eğitimi” kavramının kapsamının ne olduğu ve bilincin nasıl eğitileceğidir. Bu iki anahtar sorunun biri, eğitimin içeriği, diğeri ise yöntemi ile ilgilidir. Kapsam ya da içerik bağlamında “bilinç eğitimi”, bilginin ezberlenmesinin ötesinde anlaşılmasını, kavranılmasını, beyinde işlenecek veri halinde kodlanmasını, başka bilgi birimleri ve gerçekliklerle olan ilişkilerinin fark edilmesini kapsamaktadır.

İnsan beyni; bilgiyi hafızaya almanın ötesinde bu bilginin yapısı, diğer bilgilerle ilişkisi, onlarla arasındaki öncelik sonralık bağları, günlük yaşamda neye karşılık geldiği ve nereerde kullanılabileceği gibi konularda bir farkındalık oluşturmak üzere kullanılır halde olmalıdır.

Bu çerçevede beyin, bildiği bilgiyi;

•   Neyi bildiği

•   Nasıl bildiği ya da bilir olduğu,

•   Niçin bildiği ya da bilir olduğu,

•   Bilmediklerinden ya da hatırlayamadıklarından bu bilgilerin farkının ne olduğu,

•   Diğer bilgilerle ve hayatın gerçekleriyle nasıl bir ilişki içerisinde olduğu,

•   Bu bilgilerin hayatın hangi alanlarında ve nasıl kullanılacağı ya da kullanılması gerektiği,

•   Yaşamına bu bilgilerin nasıl katkı sunduğu,

•   Bu bilgilerin işlevselleşmesi için farklı hangi bilgilere de ihtiyacının olduğu,

•   Duygu ve becerilerle bu bilgilerin nasıl bir ilişki içerisinde olduğu gibi daha birçok bilgi, hafızaya alınan bilgi ile birlikte alınması gereken ek ve yardımcı bilgi ve anlayışlardır. Bu nedenle eğitim çalışmalarında bazı bilgiler öğretilirken bu bilgilerin yanı sıra ve onu anlamlı kılacak bu sorular çerçevesinde beyni işlevsel hale getirmek yolu ile eğitim yapma çalışmaları, eğitsel faaliyetlerin içeriği olarak değerlendirilmelidir. Bilgiler bu sorular eşliğinde tartışma ve irdeleme yoluyla kavratılmaya çalışılmalı, kesinlikle ve kesinlikle ezberlenmesi ile yetinilmemelidir.

Bir sonraki yazımızda buluşmak üzere selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2015

Sayı: 324

İlkadım Arşiv