Haziran 2015 Doç. Dr. Rüştü YEŞİL A- A+
A- A+

Eğitimde İçerik Sorunu "Bilgi Eğitimi"

Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer/9)


Bilgi, insan üretimi olan, insanın ona değer katıp ondan da insanın değer bulduğu temel olgulardan biridir. Tarih boyunca bilgi, insanın elindeki en önemli güç olarak varlığını sürdürmüştür. Değerine gölgenin düştüğü dönemler yaşansa da gerçekte değer kaybı yaşayan bilgi değil, onun değerini kavrayamayan insanlar olmuştur. Bu nedenledir ki insanlığın ilk çağlarından beri bilgi, insanlar tarafından öğrenile/öğretile gelmiştir.

İnsanlık tarihi gibi her bir insanın kendi tarihi de farklı bir seyir izlememiştir. Doğduğu andan itibaren insan, her an, farkına varsın ya da varmasın yeni bilgilerle donanmayı sürdürür. Kimi zaman duyarak, kimi zaman görerek ya da dokunarak, kimi zaman diğer duyu organlarını kullanarak; kimi zaman ise hiçbir duyu organını kullanmayıp aklını kullanarak düşünmek yoluyla yeni bilgiler öğrenmiş, yeni keşiflerde bulunur.

Özellikle son iki yüzyılda bilgi, hem büyüklük hem de işlev yönüyle sınırlarının çizilemediği bir hal almıştır.Hergeçen gün, hatta an, insanoğlu bilgi haznesine büyük bilgi kütleleri eklemeye devam etmektedir. Bilgi Çağı olarak adlandırılmayı hak etmiş olan son iki yüz yıl, dünya ülkelerini bilgi üreten ve tüketen olarak iki gruba ayırmıştır. Toplumların bir kesimi bilgiyi üretip pazarlarken diğerleri o bilgileri ithal ederek hem bilim ve teknoloji hem de kültür ve medeniyet açısından bilgi üreten toplumların kontrolü altına girmiş, onların bağımlıları haline gelmiştir.

Diğer bir ifade ile bilgi üretimi yapan ülkeler ya da toplumlar, diğerlerini ürettikleri bu bilgi ve onun yansıması olan teknoloji ile kontrolü altına almayı büyük ölçüde başarmıştır. Bugün itibarıyla en etkili mücadele, bilgi ve ona bağlı olarak ortaya çıkan teknoloji üretimi alanında yaşanmaktadır. Gelişmiş olarak adlandırılan ülkeler, bilgi üretim merkezleri oluşturmak yoluyla bilgi üretmeye devam ederken diğer ülkeler de yoğun bir çeviri çalışması ile onların açtığı çığırları takip edip onların çizdikleri ufuklara ve hedeflere doğru koşmayı başarı olarak kabul etmektedirler.

Bugün için bilgi üretmek, önemli ölçüde bir sorun olmaktan çıkmıştır. Dünyanın hemen her bölgesinde planlı ya da plansız olarak bilgi üretimi yapılmaktadır. Yine üretilen teknoloji sayesinde bilginin kayıt altına alınması, depolanması ve farklı mekanlara aktarılması da sorun olmaktan çıkmış gibi gözükmektedir. Bununla birlikte yine bilgi nakli anlamında yaşanılan bir sorun olan, bilginin yeni nesle aktarımında da önemli merhaleler alınmakla birlikte bu sorun varlığını sürdürmeye devam etmektedir.

Yeni nesle bilgi aktarımını etkinleştirmek amacıyla bir çok kurum ve kuruluşlar ihdas edilmesine, etkin aktarım yolları ile ilgili önemli model ve yaklaşımlar kurgulanmasına ve yöntemler geliştirilmesine rağmen, bilginin çokluğu ve insanoğlunun öğrenme sınırlılıkları nedeniyle halen bir çok sorun yaşanmaya devam etmektedir.

Başka bir ifade ile üniversiteler, enstitüler, laboratuarlar gibi bilgi üretim merkezlerinde üretilen bilgiler, toplumsal tabana, ihdas edilen eğitim ve öğretim kurumları yoluyla yayılmaya çalışılmaktadır. Buna göre eğitim ve öğretim kurumlarının önemli bir görevinin, bilginin yeni yetişen nesle kazandırılması olduğu söylenebilir.

Öğretim kurumları, takip ettikleri programlar yoluyla üretilen bilgiyi topluma mal etme işlevini üstlenmişlerdir. Bu nedenle de öğretim programlarının içerik boyutunun önemli bir bileşeni, bilgi öğretimidir. Farklı disiplinlere ayrılmış bilgi birimleri, farklı dersler altında yeni yetişen nesle aktarılmak yoluyla düşünme ve üretme merkezi olan beyne hammadde olarak aktarılmaktadır.

Bugün itibarıyla bilgi aktarımında bir takım önemli sorunlar yaşanmaktadır. Bunlardan biri, büyük bir kütleyi barındırması nedeniyle bilgi kütlesinin içerisinden önemli, acil ya da gerekli olanları seçebilmektir. Her bilgi kıymetli olmakla birlikte bu kıymetin, işlevselliği ile ilişkili olduğu düşünüldüğünde, insanın kısa sürede kullanabileceği ve ondan yarar sağlayabileceği bilgilerin seçilmesi ve öğretilmesi önemli bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Başka bir ifade ile “her bilgi değerlidir, ama her bilgi gerekli değildir”. Kendisinden fayda sağlanabilecek, kullanılabilecek bilgilere önem verilmeli, diğerleri geri plana itilmelidir. “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” diyen Hz. Peygamber, bu seçiciliğin Müslüman için önemli bir gereklilik olduğunu vurgulamaktadır.

Var olan bilgi kütlesi içinden faydalı olanı, hem de faydası acil ve büyük olanı seçmek, taze dimağlara bu tür bilgileri aktarmaya çalışmak, öncelikle eğitim politikacılarının, onu takiben öğretim programları hazırlayanların ve bu programları uygulamaya aktaran öğretmenlerin sorumluluğundadır.

Diğer taraftan üretilmiş bilginin hepsinin doğru ya da gerçek olduğu da iddia edilemez. Bazen kasıtlı bazen de kasıtsız olarak birçok yalan ve yanlış bilgi de var olan bilgi kütlesinin içinde önemli bir miktar oluşturmaktadır. Başka bir ifade ile şu an dünya, büyük bir bilgi kirliliği ile de karşı karşıyadır. Bu nedenle öğretim kurumları aracılığıyla yeni nesle aktarılacak bilgilerin bu kirlerden, yalan ve yanlışlardan ayıklanarak aktarılması da önemli bir gerekliliktir. Nitekim bu sorundan dolayı günümüzde “bilgi okuryazarlığı” adı verilen bir kavram ve beceri üretilmiş ve insanlara bu beceriyle doğru ve yanlış bilgileri birbirinden ayırt edebilme yeterliği kazandırılması amaçlanmaktadır.

Bilginin öğretilmesinin ötesinde yaşanılan bir sorunda insan tarafından bilginin beyinde depolanabilmesi, istenildiğinde ve ihtiyaç duyulduğunda hatırlanabilmesi, öğrenilmiş bir bilginin farklı ortam ve şartlara transfer edilerek kullanılabilir bilgiye dönüştürülebilmesidir.

Burada her bilginin beyinde depolanmasının bir gereklilik olup olmadığı sorulabilir. Cevap oldukça basittir. Elbette her bilgi, depolanması gereken bir nitelik taşımaz. Ama hangi bilginin depolanması gerektiği ya da depolanması gereken bilginin hangi özelliklere sahip olması gerektiği ile ilgili tespitlerin yapılması önemlidir. Eğitimciler, bilgileri bu açıdan sınıflayabilmeli ve ayrımını yapabilmelidir. Bu çerçevede eğitimcilerin özellikle;

•   Çok sık kullanılan ve hatırlanması gereken bilgileri,

•   Bir ülkenin nüfusu, italat ve ihracat ürünleri, ekonomi değerleri gibi değişen değil, bunlar üzerinde etkili olan ve aralarındaki ilişkileri yansıtan “değişmeyen türden bilgiler”in,

•   Olay, durum ya da süreçleri anlayıp kavramaya yardımcı olan ilke ve kanunları,

•   Kullanıldığında daha üst düzey bilgilerin üretilmesine ve öğrenilmesini kolaylaştıracak bilgileri,

•   Beyni çalıştıracak ve düşünmeye yöneltecek bilgileri,

•   Doğruluk ve gerçeliği üzerinde genel bir kanının olduğu bilgileri,

•   Araştırma, gözlem yapma, düşünme, muhakeme etme gibi yeni bilgiler edinme yolları bilgisini,

•   Beynin algılama, işleme, öğrenme, üretme, hatırlama, transfer etme gibi çalışma esasları ve bunların uygulamaları ile ilgili strateji bilgilerini,

•   Öğrenecek bireyin (çocuğun vb.) zihinsel yapısı ve gücü yönüyle algılayıp anlamlandırabileceleği, seviyesine uygun bilgileri,

•   Üzerinde şek ve şüphe olmayan ilahi kaynaklardan gelen bilgileri,

öğretmeye dikkat etmesi önem arz etmektedir. Çocukların ya da hiçbir kişinin ne her bilgiyi öğrenmesinin ve hatırlamasının gerekli olduğunu; ne de buna ihtiyaç olduğunu düşünmeyip seçici davranması gerekmektedir. Eğitimciyi profesyonel kılan da önemli ölçüde, bu seçiciliği yapabilmesi ve uygun yöntemlerle muhatabına bilgi aktarımını gerçekleştirebilmesidir.

Bilgi eğitiminin bir sonraki evresi olan “bilinç eğitimi” konusunun ele alınacağı bir sonraki yazımızda buluşmak üzere selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2015

Sayı: 323

İlkadım Arşiv