Eğitimde İçerik Sorunu “Zihinsel Beceri Eğitimi Çerçevesinde Soru Sorma Eğitimi-I”
Aralık 2016 Doç. Dr. Rüştü YEŞİL A- A+
A- A+

Eğitimde İçerik Sorunu “Zihinsel Beceri Eğitimi Çerçevesinde Soru Sorma Eğitimi-I”

Bir önceki yazımızda, zihinsel beceri eğitimi çerçevesinde genel bilgilere yer verilmiş; yapılan kimi yanlışlara dikkat çekilmişti. Son olarak ise zihinsel becerilere örnek oluşturabilecek bir takım becerilerin eğitimi için ek açıklamalara yer verileceği belirtilmişti. Bu yazımızda, zihinsel becerilerin en önemlilerinden biri olan soru sorma becerisinin eğitimi üzerinde durulacaktır.

Soru sorma, düşünen beynin en belirgin göstergelerinden biridir. “Soru” kavramını, beynin cevap bulamadığı herhangi bir problem ya da belirsizliğe ilişkin gösterdiği ilk tepkinin söze dönüştürülmüş ya da dönüştürülmese de zihni rahatsız eden hali şeklinde tanımlamak mümkündür.

Soru sorma eylemi, bir belirsizlik karşısında zihnin kimi zaman belirginleştirme ya da anlamlı hale dönüştürme çabasıdır. Kimi zaman ise soru sorma, zihinde oluşan bir problemle birlikte ortaya çıkan merak duygusunun doğal bir sonucudur. Her ne şekilde olursa olsun soru, zihnin ürettiği ve yeni zihinsel üretimlere kapının aralandığı bir araç niteliği taşımaktadır.

Soru sormak, merak ve düşünme ile başlayıp yeni bilgi ya da düşünce üretimleri ile sonuçlanır. Bu sonuçlar, yine yeni düşünme süreçlerini başlatır. Bu durum ise bir döngüsellik içerisinde devam eder. Ta ki ölüm ya da başka bir nedenle beyin düşünme işlevini yerine getirmekten vazgeçene kadar.

Gerçekte soru sormak ya da soru oluşturabilmek, akıl sahibi insanoğluna Yaratıcının bahşettiği; diğer canlılarda bulunmayan; insanın gelişim ve değişiminin itici ve yön verici güçlerinden birini oluşturmaktadır. Buna göre soru sorma yeteneğinin, Allah’ın insana bahşettiği büyük bir nimet olduğu; bu nimetten etkin yararlanabilmenin kul açısından bir görev olduğu söylenebilir.

Allah azze ve celle’nin verdiği bu büyük nimetin şükrü ise, ondan etkin yararlanabilmekle eda edilebilmektedir. Başka bir ifade ile soru sormak, beyin/düşünme nimetinin şükrünün bir aracı ve yoludur. Sorarak, düşünerek yeni bilgi ve düşünce üreten kullar, daha fazlasını bilmenin önünü açabilmektedir. Sahip olduğu bilgiler ölçüsünde kulluğunun farkına daha iyi varabilmekte ve kulluğunun gereklerini eda edebilmenin yollarını öğrenebilmektedir. Diğer taraftan beyin gibi bir güce sahip olduğunun da bilincine yine ürettiği sorular ve cevaplar ile ulaşabilmektedir.

Sorular, gerek Allah azze ve celle’nin Kur’an-ı Kerim’de, gerekse Hz. Peygamber aleyhisselam’ın hadislerinde/sünnetinde kimi zaman öğretmek, kimi zaman merak uyandırmak, kimi zaman düşündürmek vb. amaçlarla çok sık kullandığı araçlardan da biridir. Buna göre soruların ve soru sormanın, insan fıtratına ve yeteneklerine en uygun olarak bir öğrenme-öğretme, merak oluşturma ve düşündürme aracı olduğu söylenebilir. O halde sorulardan, tüm insanların, özellikle de Müslümanların etkin şekilde yararlanması gerektiği belirtilmelidir.

Soru sormak, düşünme ve ifadelendirme eylemidir. En orijinal zihinsel becerilerden biridir. Buna göre, Yaratıcı’nın bahşettiği bu muhteşem beceriden, gerek bir kul olarak gerekse bir insan olarak faydalanabilmenin önemli bir gereklilik olduğu söylenebilir. Bu nedenle de soru sormak, bir beceri öğrenme/öğretme çerçevesinde öğrenilmeli ve öğretilmelidir.

Daha önceki yazılarımızda belirtildiği üzere beceriler, ancak doğru uygulamaları gözlemek ve doğru pratiklerde bulunmak yoluyla öğrenilebilmektedir. Aile ortamında başlayıp yaşam boyu devam eden; ama en profesyonel olarak öğrenilmesi gereken mekânlar olarak okullarda, soru sormanın en güzel örnekleri ile karşılaşabilmek ve yeterince egzersiz yapabilmek büyük önem arz etmektedir.

Bu nedenle gerek yetişkin ve çocuklar için rol model olan anne-baba ve diğer aile büyüklerinin, gerek okullarda öğretmenlerin, gerekse sosyal ve mesleki yaşamda düşünce/kanaat önderlerinin, soru sormak ve sorulardan değişik amaçlarla yararlanabilmek konusunda çocuklara/öğrencilere iyi örnekler olmaları gerekmektedir.

Diğer taraftan, çocukların/öğrencilerin yalnızca izleyip model almakla yetindirilmeyip aynı zamanda yeterince egzersiz yapmalarının da temin edilmesi gerekmektedir. Çünkü önce taklit yoluyla sonrasında ise orijinallerinin üretilmesi yoluyla soru sorma egzersizleri yapılmadığı müddetçe soru sorma becerisinin öğrenilmesi ve geliştirilmesi mümkün değildir.

Ailede ebeveynler, okullarda öğretmenler, sosyal ve mesleki yaşamda ise diğer yetişkinler, bir taraftan çocuklara model oluşturabilecek güzel sorular sormalı, bir taraftan onların soru sormaları için fırsatlar oluşturmalı, diğer taraftan güzel soru sormaya teşvik edici tavır ve davranışlar sergilemelidirler.

Şayet bunun aksine, kendileri güzel sorular soramadığı gibi soru soran çocuklara/öğrencilere olumsuz geri bildirimlerde bulunmaları durumunda soru soramayan, çekinen, düşünmeyen vb. bireyler yetişeceği bilinmelidir. Bu ise eğitimciler olarak yetişkinlerin ve özellikle de anne-baba ve öğretmenlerin üzerinde önemli bir vebaldir. Çünkü bu durum, bir anlamda, Yaratıcının bahşettiği soru sormak yoluyla düşünmek, düşünce üretmek, bilmek ve amel etmenin önüne geçmek, yavaşlatmak, bu büyük nimetin şükrünü eda edememek anlamına gelmektedir.

Ancak burada belirtilmesi gereken önemli bir yön de, öğrenilmesi gereken bu becerinin anahtar kavramı olan “soru”nun ne olduğu ve nasıl olması gerektiği sorunudur. Başka bir ifade ile “güzel soru” ne demektedir? Bir sorunun güzel soru olarak nitelenmesindeki ölçüler nelerdir? Her soru sormak, düşünmek ve üretmek anlamına gelmekte midir? Nimetin şükrünü eda edebilmek için bir araç olabilecek sorudan ne zaman, ne şekilde yararlanılabilmelidir?

Bu soruların cevabını bir sonraki yazımızda ele alalım inşallah. Selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2016

Sayı: 341

İlkadım Arşiv