A- A+

Eğitimde Amaç ve Amaçlılık Sorunu

Yaratılmışlar içerisinde bilinç sahibi olan varlıklar, insanlar ve cinlerdir. En genel anlamda bilinç, farkındalık halini ifade etmektedir. Yaptıkları herhangi bir işi ya da sarf ettiği herhangi bir sözü farkındalık hali içerisinde yerine getirmesi, insanı insan yapan önemli vasıflardan biridir. Bitki ve hayvanlar eylemlerini güdü ya da ilhamlar doğrultusunda yaparlarken insanlar, en azından davranışlarından bir kısmını bilerek ve farkındalık içerisinde yapabilmektedir.

İnsanların bilinçleri dışında yaptıkları davranışların birçoğu ise (refleks, organların otomatik olan davranışları vb.) hayvan ya da bitkiler tarafından da gösterilebilmektedir. O halde insanı diğer canlı varlıklardan ayıran önemli özelliklerinden birinin, davranışlarını bilinç içerisinde yapabilmeleri olduğu söylenebilir.

Bilinç ve farkındalık hali ile yakın ilişki içerisinde olan kavramlardan biri, amaçlılıktır. Eğlenmek, dinlenmek, çalışmak vb. faaliyet alanlarında olduğu gibi, insanların eğitim faaliyetlerinde de amaçlı davranmaları önemlidir. Başka bir ifade ile insana yakışan, eğitim faaliyetlerinde de amaçlı olmasıdır. Böylelikle insan, tabiri caiz ise, hayvanilik ya da bitkisellikten farklılaşabilir. 

Bununla birlikte, insan yaşamındaki her eğitim olgusunun amaçlı olduğu söylenemez. Zaman zaman insan yaşamının belirli dönemlerinde amaçsız ve gelişigüzel eğitim uygulamalarının bulunduğu da belirtilmelidir. Literatürde bu durum, eğitimin “planlı” ya da “plansız”; “formal” ya da “informal” eğitim kavramları ile birbirinden ayrıştırılarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte her iki tür de eğitim kavramı içerisinde değerlendirilmekte olup biri diğerini etkilemektedir. 

Bir öğretmen ya da anne-baba, öğrencisi ya da çocuğuna bilerek ve isteyerek bir bilgi ya da beceriyi öğretebildiği gibi, zaman zaman da istemeden ya da bilinçsiz olarak iyi ya da kötü bazı davranışları öğretebilmektedir. Örneğin çocuklar bazen, anne ve babalarından şükretmeyi, dua etme şekillerini, birtakım gelenek ve görenekleri vb. ya da yalan söylemeyi, gıybet etmeyi, küfretmeyi plansız ve amaçsız olarak öğrenebilmektedir.

Aile, işyeri, cadde ve sokaklarda meydana gelen eğitim durumlarına plansız ya da informal eğitim adı verilmekte; okul gibi eğitim amaçlı oluşturulmuş mekânlarda yapılan eğitim uygulamaları ise planlı ya da formal eğitim kapsamında değerlendirilmektedir. 

Planlı eğitimi plansız olandan, formal eğitimi informal eğitimden ayıran en belirgin özellik, amaçlı ya da amaçsız olmasıdır. Amaçlılık hali, belirtildiği üzere bir kasıtlılık durumunu ifade eder. Bilinç ve farkındalık halini yansıtır. Eğiticinin, bile isteye eğitilenle iletişime geçmesi ve onda birtakım davranışların değişmesi için çaba harcamasını gerektirir. 

Her ne kadar eğitim, bilinçli ya da bilinçsiz; isteyerek ya da farkında olmadan gerçekleşebileceği genel kabul görse de, eğitim bilimleri alanında önemli isimlerden biri olan Prof.Dr. Selahattin Ertürk, eğitimi, “bireyin kendi yaşantıları yoluyla istenilen yönde ve kasıtlı olarak davranışlarında değişiklik oluşturma süreci” olarak tanımlamaktadır. Ertürk tarafından yapılan bu tanımda, “istenilen yönde ve kasıtlı olarak” betimlemesi dikkati çekmektedir.

Bu tanıma göre, davranış değişmesi ile sonuçlanan etkinliğin eğitim olarak adlandırılabilmesi için, istenilen yönde ve kasıtlı olarak davranış değiştirmeye odaklanması gerekmektedir. Bir başka ifade ile kasıtlı ve istenilen yönde davranış değiştirmeye odaklanmayan etkinlikler eğitim kavramı içersinde değerlendirilmemelidir. Ertürk tarafından yapılan bu sınırlandırıcı tanımlama gayretinin, onun, eğitim kavramına bilimsel bir muhteva kazandırma ve bilinçli olan insanın, her eyleminde olduğu gibi eğitme eyleminde de bilinçli, kasıtlı ve amaçlı olması gerektiğini vurgulama amacını güttüğü şeklinde yorumlanabilir. Gerçekten de insan tarafından yapılan eğitme işinin, amaçlı ve bilinçli olmasının doğru bir yaklaşım olduğu söylenebilir. Başka bir ifade ile insana, her işinde olduğu gibi eğitim işinde de bilinçli ve amaçlı davranması yakışmaktadır.

Amaçlı olmak, verimli olmanın önemli önkoşullarından biridir. Eğitim faaliyetlerinde emek ve zaman kaybı yaşamadan sonuç alabilmek, amaçlı olmakla doğrudan ilişkilidir. Sonuç üzerinde etkili olacak etkenleri belirlemek, koordine etmek ve seferber etmek, amaçlı davranmanın en önemli kazanımlarından biridir. Öğreten, öğrenen, içerik, araç ve gereç, ortam, atmosfer gibi değişkenlerden etkin yararlanabilmek, bu ögelerin amaçlar konusunda etkin koordine olmasına, birlikte ve aynı yönde hareket edebilmelerine bağlıdır. Faaliyetlere yön veren ve değişkenler arasında birliktelik kurmada, koordine olmada belirleyici olan şey, amaçlardır.

Amaç, faaliyetler sonunda ulaşılmak istenen noktayı ya da özellikleri ifade etmektedir. Eğitim açısından amaçların neyi ifade ettiğini doğru anlayabilmek için iki farklı açıdan bakmak yararlı olabilir. Bu bakış açılarından biri, eğitimin bir sistem olması ile ilgilidir. Bilindiği üzere sistem; girdi, işlem, çıktı ve geribildirim ögelerinden oluşur.

Bir sistem olarak ele alındığında eğitim sistemi açısından amaçlar, belirli işlemlerden geçtikten sonra sisteme girdi olarak dâhil olan varlıklara çıktı olarak kazandırılmak istenilen özellikleri kapsar. Bir başka ifade ile amaçlar, sistemin varlık nedenini yansıtır. Sistemler, arzulanan özelliklere sahip bir ürün ortaya çıkarmak için vardırlar. Bu ürünü ortaya çıkarabildikleri sürece var olmaya devam eder, aksi durumda çöküş yaşarlar. Sistemde yer alan her şey (kişi, eşya, nesne vb.), belirlenen özelliklerin (amaçlar) ürüne (çıktıya) kazandırılması için seferber edilir.

Örneğin öğretmen yetiştirme sistemi olarak eğitim fakülteleri, üniversite sınavından yeterli puanı alan ve uygun tercihte bulunan öğrencileri girdi olarak alır; dört yıl boyunca bir takım eğitim uygulamalarından geçirir ve sonuçta, belirli bir öğretim kademesinde öğretmen olarak görev yapabilecek aday bir öğretmen olarak mezun eder. Eğitim fakültesi sürecinde her şey (eğitim ortamları, öğretim elemanları, materyaller, sosyal alanlar, yönetmelikler vb.) arzulanan bir öğretmen adayı yetiştirmek için sefer olurlar. Şayet mezun olan öğretmen adayları arzulanan özelliklere sahipse ve yeterli kalitede ise problem olmaz ve sistem varlığını sürdürür. Buna karşılık mezun olan öğretmen adayları arzulanan özelliklere sahip değillerse, piyasada beğenilmiyor ya da iş bulamıyorsa sistem bu hali ile devam etmesi durumunda girdi bulamadığı için çökmeye yüz tutacaktır.

Eğitime bakış ile ilgili açı oluşturabilecek ikinci yön ise, onun bir süreci ifade etmesi ile ilgilidir. Süreç, belirli bir zaman aralığında yapılan eylemler bütününü ifade etmektedir. Eğitim ise, en genel anlamda davranış değiştirme süreci olarak tanımlanmaktadır. Amaçlı bir süreç kast edilerek eğitime bakıldığında amaçlar, süreç sonunda öğrenenlere kazandırılmak istenen davranışsal özellikleri kapsar. Bu özellikler hem eğitim sürecine yol ve yön gösterir hem de sürecin verimliliğin değerlendirmek için ölçütler sunar. Süreç sonunda istenilen davranışlar eğitilen kişiye kazandırılmışsa süreç verimli olarak değerlendirilirken sorunlar varsa sürecin hangi aşamasına ne şekilde müdahale edilmesi gerektiği ile ilgili bilgiler sunar.

Kısaca, ister sistem isterse süreç olarak bakılsın, eğitim açısından amaçlar çok önemli bir öge niteliği taşır. Amaçların bu önemi faaliyete yön ve yol göstermesinden, verimliliğe katkı sunmasından, eğitileni ve eğiteni bilinçlendirmesinden, gelecekte atılacak adımları daha ne olarak belirlemek için ölçüt olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Hepsinden önemlisi, amaçlar ya da eğitim faaliyetlerinin amaçlı olması, insanın düşünen ve öngörü kabiliyetine sahip bir varlık olmasının doğal bir sonucudur; bir gerekliliktir. Bu nedenle, özellikle bilinç sahibi varlık olan insanların eğitim olgusuna da bilinçli yaklaşması; belirli amaçlar çerçevesinde faaliyetlerini düzenlemesi önem arz eder.

Bu aşamada sorulması gereken birkaç soru akla gelmektedir:

  • Eğitimde amaç ne olmalıdır?
  • Eğitsel amaçların kapsamında hangi boyutlar yer almalıdır?
  • Eğitimde amaç nasıl belirlenmelidir?
  • Amaçlar nereye kadar belirlenebilir?
  • Amaçlar belirlenirken hangi değişkenler dikkate alınmalıdır?
  • Amaçları kimler belirler/belirlemelidir?
  • Birey, toplum, devlet, kurum ya da kuruluşlar eğitsel amaçların belirlenmesinde nasıl rol alır/almalıdır ya da almalı mıdır?

Bu sorulara ilişkin verilebilecek genel cevaplar bir sonraki yazımızın konusunu oluşturmaktadır. O yazımızda, eğitimle amaçlanan insan ve toplum yapısının çerçevesi çizilmeye; bu süreçte hangi kaynaklardan yararlanılması gerektiği belirlenmeye çalışılacaktır. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere,

Selam ve dua ile…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2014

Sayı: 308

İlkadım Arşiv