Haziran 2013 Abdurrahman ARSLAN A- A+
A- A+

Dünden Bugüne Vakıfların Eğitimdeki Rolü

Vakıf,  İslâm memleketlerinin, özellikle Selçuklular ve Osmanlılar zamanındaki İslam dünyasının sosyal, eğitim, kültür ve ekonomi hayatında ehemmiyetli bir rol oynamış olan dinî, hukuki  ve sosyal bir müessesedir.

Arapça bir isim olan vakıf, sözlükte; “durma, durdurma, hareketten alıkoyma” manalarına gelmektedir. Istılahta ise, bir malı belirli bir gaye için “alınıp-satılmaktan” ebedî olarak alıkoymak, Allah yolunda vakfetmek ve gelirini kamu yararına harcamaktır. Bir kişi, mülkiyetine sahip olduğu menkul veya gayr-i menkul mallarından bir kısmını veya onların tamamını, Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle, halkın herhangi bir ihtiyacını gidermek üzere dinî, hayrî veya içtimâî bir gayeye müebbeden tahsis ederse, malını vakfetmiş, yani bir vakıf müessesesi kurmuş olur. Bu kişiye “vâkıf” diyoruz. Vakıflar, toplumdaki mevcut gelir farklılıklarının giderilmesi, sosyal yardımlaşmanın sağlanarak, fertler arasındaki gelir dağılımının dengelenmesi ve cemiyetin sosyal huzurunun sağlanması bakımından büyük önem arzetmektedir.

Kur’an-ı Kerim’de:

“...Onlar, mallarını, akrabaya, yetimlere, miskinlere, yolculara, dilencilere, esirlere severek verirler.” (Bakara, 177)

“Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Verdiğiniz hayır (mal), ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.” (Bakara, 215)

“Sevdiğiniz şeylerden (Allah için) harcamadıkça asla iyiliğe eremezsiniz (cennete giremezsiniz). Allah, yolunda her ne harcarsanız muhakkak onu hakkıyla bilir.” (Al-i İmran, 92)

Ebû Hureyre’den nakledilen hadiste Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Âdemoğlu öldüğü zaman bütün amelleri kesilir. Amel defteri kapanır. Yalnız,

1- sadaka-i câriyesi,

2- ilmî bir eseri, ve

3- kendine duâ eden hayırlı bir evladı olan kimsenin amel defteri kapanmaz.”

İşte burada zikrettiğimiz bu ve bunlara benzer birçok ayet ve hadislerde dinimiz mü’minlerin birlik, dayanışma ve yardımlaşma duygusunu işleyen prensipler ortaya koymuş, bizleri hayra ve Allah yolunda yine onun rızası için mallarımızı infak etmeye davet etmektedir. Bu davete icabet eden mü’minler İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren birçok vakıf müesseseleri oluşturmuş, toplumun sosyal, ekonomi, sağlık, eğitim  alanlarında hizmetler ifa etmişlerdir.

Bu yazımızda vakıfların kuruluş amaçlarından kısaca bahsettikten sonra vakıfların geçmişimizden günümüze kadar  ne tür eğitim faaliyetlerinde bulunduklarından, vakıfların eğitimde üstlendikleri  rollerden bahsedeceğiz.

İslam’ın ilk dönemlerinde Medine’de yapılan Peygamber Efendimizin Mescidinin bir bölümü ‘Suffe’ adı verilen bir eğitim-öğretim merkezi haline getirilmiştir. Bu konuda oluşturulan ismen vakıf denilmese de nitelikleri itibariyle ilk vakıf kurumlarındandır. Sözü edilen bölümlerin yetersiz kalması üzerine başka mescitler bünyesinde de eğitim-öğretim yapılacak yerler kurulmuştur. Bu yöntem hem Peygamberimiz hem de dört halife döneminde uygulanmıştır. Hatta camii ve mescitlerin dışında da eğitim kurumları oluşturulmaya başlandığı dönemlerde bile bu türlü vakıf eğitim kurumları veya merkezleri varlıklarını sürdürmüştür.

Mescit ve camilerde başlayan ve ardından disipline edilen eğitim-öğretim faaliyetleri Emevî ve Abbasî dönemlerinde gelişim sağlamış, Abbasî halifesi Ebu Cafer tarafından Bağdat’ta yaptırılan Darü’l-hikme ile başlayan kurumsallaşma, değişik coğrafyalarda farklı adlar altında  ve uzun süre devam etmiştir. Farklı adlar altında ve bir anlamda farklı uzmanlık alanlarında yaşayan kurumsallaşma ile birlikte medrese doğmuştur.

Selçuklular ile birlikte medreseler ülkenin her tarafına yayılmış örgün eğitim kurumları haline gelmiştir. Büyük Selçuklulardan sonra Moğol istilası ile yaşanan bir dönemin ardından medreselerin kurumsal gelişimi, Anadolu Selçukluları, beylikler ve özellikle Osmanlı Devleti tarafından devam ettirilmiştir.

Selçuklu’nun en büyük mirasçısı olan Osmanlı Devleti, medrese sistemini günün şartlarına göre yeniden tanımlamış, geleneklerine uygun; fakat özgün boyutlar katmış ve ilk Osmanlı medresesi Orhan Bey tarafından İznik’te ‘Orhaniye Medresesi’ adıyla kurulmuştur. Bundan sonra gelen padişahlar da kendi adlarında vakıf şeklinde yeni medreseler ve külliyeler kurdurmuşlardır.

İstanbul’un fethinden sonra Fatih, şehrin İslamî karakterini göstermesi  ve Müslüman halkın dini vecibelerini yerine  getirmesini sağlaması bakımından, bir cami ve bunun etrafına da çeşitli hayır kurumları yani vakıflar tarafından yürütülecek hizmetlere ait kurumları yerleştirmiştir. Bu kurumların tüm giderleri vakıflar tarafından karşılanmaktadır.

Bugün Sivil Toplum Kuruluşu üst başlığı içinde değerlendirilen vakıflar, sosyo-ekonomik ve kültürel nitelikli hizmetlerin gerçekleştirilmesi görevini gönüllü olarak üstlenmekte, bu hizmetlerin finansmanı ise vakfın kuruluşunu gerçekleştiren kişi ya da kişilerin hayır hizmetlerine tahsis ettikleri mal varlığı ve diğer gelirlerden sağlanmaktadır. Medeniyetimiz de eğitim kurumlarının en ücra köşelere kadar götürülmesinde vakıf kurumlarının büyük katkıları vardır.

İnancımızın gereği güçlü bir vakıf medeniyetinden gelen toplumumuzun dünde olduğu gibi günümüzde de eğitime verdikleri destek yadırganmayacak kadar fazladır. İnsana yapılan yatırımı her şeyden üstün tutan dinimizin eğitime verdiği önemden dolayı mesuliyetinin bilincinde olan Müslümanlar hayır kurumları tesis etmişler ve insan eğitimini  merkeze koymuşlardır.

Milletlerin geleceğinin  yetiştirdikleri nesillere bağlı olduğunun farkında olan, imanlı gençlerimizi yetiştirme arzusunu taşıyan vakıflarımız üniversiteler, öğrenci yurtları, vakıf okulları, Kuran Kursları açarak  milli ve manevi değerlerine bağlı  gençlerin yetişmesine katkı sağlamaktadır. Bunun yanında  eğitim bursları, yaz okulları, konferanslar, seminerler, yurt dışında öğrencilerin okutulma olanaklarından  tutunda daha birçok hayırlı hizmetler vakıf elleriyle yürütülmeye devam etmektedir.

İnsanlığa hizmet etmenin büyük bir ulvi görev olduğunun şuuruna vararak öldükten sonra kapanmayan amel defterlerinin  oluşması, ecdadımızdan bize devreden mirası en iyi şekilde korumak ve gelecek nesillere aktarmak bizim en büyük görevimizdir.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2013

Sayı: 299

İlkadım Arşiv