Mayıs 2020 Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN A- A+
A- A+

Dar Günlerin Adamı Hz. Osman

Hz. Muhammed aleyhisselâm’ın peygamber olarak gönderildiği sırada Arap yarımadasının Hicaz bölgesinin Mekke, Tâif ve Medîne’den ibâret üç büyük şehri vardı. Bölgenin liman şehri olan Cidde sonradan kurulmuştur. Bu şehirlerden Mekke’nin ziraata elverişli toprakları yoktu, Kâbe ve zemzem kuyusunun çevresi taşlık ve kayalık bir araziydi, yakındaki dağlar da böyleydi. Mekke’ye uzak yerlerde otlaklar vardı, Mekkelilerin hayvanları oralarda otlardı. Mekke ve çevresinde ağaç, tarla, bağ bahçe yoktu; o zaman da yoktu, şimdi de yok.

 

Hicaz bölgesinin ikinci şehri olan Tâif, Mekke’ye 80 km uzaklıktadır. Mekke’nin rakımı 360 metre Tâif’in rakımı ise 1700 metredir. Görüldüğü gibi Tâif, yüksek bir yayladır. Arazi bakımından Mekke’ye hiç benzemez; tarlaları, çayırları, bağ ve bahçeleri vardır. Hayvancılık ve ziraatın merkezidir, o zamanki Mekkelilerin her birinin özellikle zenginlerin Tâif’te yazlıkları ve üzüm bağları vardı.

 

Hicaz bölgesinin üçüncü şehri olan Medîne de Tâif gibi hayvancılık ve ziraat merkezidir, özellikle de hurma ambarıdır. Mekke’ye 450 km uzaklıkta olan Medîne’nin rakımı 619 metredir. Medine, hurma bahçelerinin alabildiğine geniş olduğu, 40-50 metre derinlikten bol ve temiz suların çıktığı bir şehirdir. Havası hoş, suyu boldur.

 

Bu üç şehrin sakinleri de şöyledir: Mekke’de Kureyş kabîlesi, Tâif’te Sakîf kabîlesi, Medîne’de de Arap kabîlelerinden Evs ve Hazrec, Yahûdî kabîlelerinden de Kaynuka oğulları, Nadîr oğulları ve Kurayza oğulları oturmaktadır. Her biri birer Arap kabîlesi olan Kureyş, Sakîf, Evs ve Hazrec müşrikti. Yahûdî kabileleri de Mûsevî idiler.

 

Bu üç şehirden Mekke ticâret merkezi, Tâif ile Medîne de hayvancılık ve ziraat merkeziydi. Mekkeliler hayvancılık ve ziraata elverişli arazilerden mahrum olma durumlarını, kafalarını çalıştırarak avantaja çevirmiş ve ticârete başlamışlardı. Mekke’de ticâret olgusu, şehrin kuruluşu ile yaşıttır. Mekkelilerin her biri iyi bir tüccardır. Kur’ân-ı Kerîm’in Kureyş sûresinden öğrendiğimize göre ticâret için kışın Yemen’e, yazın da Suriye’ye giderlerdi. Yemen’den aldıklarını Hicaz ve Suriye’de satarlar, Suriye’den aldıklarını da Hicaz ve Yemen’de satarlardı, yani ithâlât ve ihrâcât işiyle uğraşırlardı. Bu yüzden de zengindiler, her biri para babasıydı.

 

Zengin olan Mekkelilerin her birinin ticâret işinde çalıştırdıkları işçileri (köleler ve câriyeler) vardı. Bu yüzden Mekke’de karışık ve mozaik bir insan yapısı vardı. Dînî ve ticarî bir merkez olan Mekke’ye her yerden insan akını vardı. Arap yarımadasının değişik bölgelerinden, hemen hemen her kabileden Habeşistan’dan, Suriye’den, Fars ve Bizans’tan insanlar vardı, ama Tâif ve Medine böyle değildi. Oralarda yerli halk yaşardı.

 

Mekke’de herkes ticaret yapardı, ama bazı âileler ve bazı kişiler bu işi daha güzel yaparlardı. Hz. Osman’ın babası Affan da ticareti güzel yapanlardan biriydi. Kureyş kabilesinin Ümeyye oğulları koluna mensup olan Affan, ticaretle uğraşan zengin bir kimseydi. Ticaret için çıktığı bir seyahat esnasında Şam’da öldü, ondan oğlu Osman’a büyük bir servet, büyük bir zenginlik kaldı. Osman da baba mesleği olan ticareti devam ettirdi, iyi para kazandı ve elindeki imkânlarla daima halkına yardım ve iyiliklerde bulundu. Bu sebepten dolayı halkı onu sever ve kendisine saygı gösterirlerdi. Müslüman olduktan sonra da ticaretini devam ettirdi.

 

Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde Medine’nin ticareti Yahûdîlerin elindeydi, Medine’ye yerleşen Mekkeli muhâcirler kısa zamanda Medine’nin ticaret hayatına hâkim oldular. Medine’nin ticaretini ellerine geçiren Müslüman muhâcirler kısa zamanda Medine’nin de en zenginleri oldular. Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman ve Hz. Abdurrahman gibi zengin muhâcirler kazançlarını İslam uğruna ve Müslümanların lehine harcadılar.

 

Hz. Osman Medine’ye hicret ettikten sonra Rûme kuyusunu satın alıp Müslümanların hizmetine sundu. Çeşitli gazâlarda ve özellikle Tebük seferinde İslam ordusuna çok yardımlarda ve bağışlarda bulundu. Hz. Ebû Bekir’in devlet başkanlığı zamanındaki kıtlık senesinde insanların imdâdına yine Hz. Osman yetişti.

 

Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti zamanında bir kıtlık yaşanmıştı, insanlar halifeye başvurarak: “Ey Allah’ın elçisinin halifesi! Ne yağmur yağıyor, ne toprak yeşeriyor, insanlar açlıktan ölme korkusu içindedirler. Bu konuda ne düşünüyorsun?” demişlerdi.

 

Halife Hz. Ebû Bekir de “Gidin, biraz bekleyin, Ümit ediyorum ki, Allah Teâlâ, size bir kapı açacaktır” dedi. Bir yandan vatandaşlarını teselli etmeye çalışmış, diğer yandan da hummalı bir arayış içine girmişti, O gün akşama doğru Hz. Osman’a ait bir ticaret kervanının Şam’dan gelmekte olduğu ve ertesi sabah kervanın Medine’ye ulaşacağı haberi geldi. İnsanlar sevinç içindeydi. Kervan şehre yaklaşınca herkes seyre çıktı.

 

Hz. Osman’ın Medine’ye yaklaşan ticaret kervanı bin yüklü deveden oluşuyordu. Develerin yükleri buğday, zeytinyağı ve kuru üzümdü. Develer, Hz. Osman’a ait alana alınıp yükleri indirilince şehir esnafı gelip karşısına toplandılar, Hz. Osman onlara “Evet, ne istiyorsunuz?” diye sorunca esnaf “Ne için geldiğimizi biliyorsun, şu malını çabucak bize sat da gidelim. Bak halkımız aç ve perişan, bu malı bekliyorlar.” dediler. Bunun üzerine Hz. Osman “Peki, hay hay, ama söyleyin bakayım, bana ne kadar kâr bırakacaksınız?” diye sorunca “Ölçek başına bir veya iki dirhem veririz.” dediler. Hz. Osman “Bundan daha fazlasını veren oldu.” diye itiraz edince “Peki, dört dirhem verelim.” diyerek pazarlığa devam ettiler. Fakat Hz. Osman, bu kez de yine “Bundan daha fazlasını verdiler.” dedi. Esnaf, bu sıkı pazarlık karşısında “Peki, beş dirhem verelim, yetmez mi?” deyince Hz. Osman “Hayır, daha fazlasını verdiler.” diye diretti. Bu durumu hayretle karşılayan esnaf şöyle dediler:

 

“Ey Osman! Medine’de bizden başka esnaf yok. Bizden önce de buraya başka birileri de gelmediğine göre, sana bundan daha fazla kâr veren kim olabilir?” diyerek hayretlerini ifade ettiler. Bunun üzerine Hz. Osman tarihe mal olacak şu sözü söyledi: “Yüce Allah her dirheme karşılık bana on mislini vaat etmiştir, Siz bu kadarını verebilir misiniz?” diye sorunca, esnaf “Elbette hayır.” dediler.

 

Dünyada iken cennetle müjdelenmiş on kişiden biri olan Hz. Osman, içinden müthiş bir karar vermişti. İşte şimdi bu kararını açıklıyordu. Medine’nin toptancı esnafına şöyle hitap etti: “Bakınız, Yüce Allah şahidimdir. Bu kervanın yükünün tamamını sırf Allah rızası için perişan durumdaki insanlara ve Müslümanların yoksullarına sadaka olarak dağıtmaya niyet etmiş bulunuyorum.” diyerek niyetini gerçekleştirdi ve dediğini yaptı.

 

İçinde yaşadığımız dünyada Hz. Osman gibi zengin Müslümanlara ne kadar da çok ihtiyacımız var, değil mi? Özellikle de bu dar ve sıkıntılı günlerde, değil mi? Dünyanın değişik yerlerindeki zor durumda olan Müslümanlara, bu mübârek Ramazan ayında yardım elini uzatacak, Hz. Osman gibi Müslümanları arıyor gözlerimiz. Filistin’de, Gazze’de, Çeçenistan’da, Bosna’da, Afganistan’da, Afrika’da ve Asya’daki yoksul, mazlum, mağdur ve mustaz’af Müslümanlara yardım edecek Müslümanlara ne de çok ihtiyacı var bu ümmetin.

 

Ya Rab! Ramazan ayı hürmetine, bu dar günlerde yoksullarımıza sabır, zenginlerimize de anlayış lütfeyle.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2020

Sayı: 382

İlkadım Arşiv