Mart 2011 Betül BOZKUŞ A- A+
A- A+

ÇÖLÜN DENİZİ "HZ. HATİCE"

Satırlara sığar mı O’nu anlatmak. Bir ummandı O. Cahiliye kadınlarına hiç benzemezdi. Babası Huveylid, Kureyş'in büyüklerinden ve servet sâhibi birisiydi. Annesi Fâtıma ise Mekke'nin tanınmış ve iffetli kadınlarındandı. Cahiliye zamanında yaşamalarına rağmen böyle değerli bir âilede yetişen Hz. Hatice, öylesine şeref, haysiyet, iffet ve temizlik dolu bir hayat yaşıyordu ki toplum içerisinde "Tâhire" (temiz) diye meşhur olmuştu. Hâlbuki nefsânî heveslerini gerçekleştirmesi için her türlü maddî imkana sahip idi. Cesâreti de öğretmişti babası O’na. Zordan kaçmazdı, zorluklara katlanırdı bu sebeple. Babasını cahiliye zamanında meydana gelen bir Ficar harbinde kaybetmesinin ardından, babasından kalan servetle büyük bir dirayet ve basiretle ticarete atılmıştı. Bu yolla gün geçtikçe servetini artırmış ve Mekke'nin en önde gelen zenginleri arasına girmişti. Malını her zaman paylaşırdı. Fakirleri himâye ederdi. Köle kızları kurtarırdı. Çocuklarına hem anne hem babaydı. Hizmetlilerine de anneydi O. İki evlâdını kaybetmişti ama sabırlıydı. İçinde fırtınalar kopsa da insanlara sâkin bir liman olmuştu.  Evin işlerini çekip çevirirdi. Sükût O’ndan ayrılmaz bir parçaydı. O: “Bir kadının; konuşmasından değil, susmasından korkulur.” sözüyle ve yaşantısıyla susan kadının bir kelimesinin yettiğini öğretti bize.

O’na Mekke’nin en zenginleri evlenme teklifinde bulunsalar da o, teklifleri kabul etmemişti. “Amcaoğlu”nu seçmişti. İyi bir eş olacaktı. Şu sözleri ne kadar mânidardır: “Ey Amcaoğlu, seninle insanlar arasındaki şerefinden ve güvenilen, doğru sözlü, güzel huylu olduğun için evlenmek istiyorum.

Eşine âşıktı Hatice Hatun. Ama tutkudan çok basîret; delice bir sevdâdan çok sevgi, saygı ve rahmet, takdir ve beğeni hisleriyle doluydu o yaralı gönlü. Yusuf ile Züleyhâ kıssasındaki aşk, gecenin karanlığında zuhur etmiştir. “Ha ile Mim”in kıssasındaki aşk ise gündüzün aydınlığı ve rahmetinde ihsanlar ile şerh edecek boyutta gelişti. Hatice’nin gayreti tertemiz bir haldi. Libâs-ı Hatem’di O. “Amcaoğlu”nun en zor zamanlarında onu sarıp sarmalayan; tesellî ve teskin edendi.

O, inançla ve aşkla yürüdü; topladı ve toparladı. Eşi evde yokken evi idâre ederdi. Eşini anlayışla karşıladı her dâim. O sıcaklarda azık götürürdü Hira’ya, eşine. O, vahyin çatısıydı. O, vahye muhatap olduğu ilk günde titreyerek eve koşan eşine:

"Allah, seni asla mahcup etmez. Çünkü sen sözüne güvenilir bir adamsın, Akrabalık bağlarını gözetirsin, Kimsesizleri korursun, Konukseversin, Haklının hakkını almasına yardım edersin." Diyerek serinlik veren ve teselli edendi.

O’na ilk inanandı. Teslîm olmuştu baştan beri. Varlığını onun yoluna bağışlamıştı. Eşini en iyi tanıyan, tâkip eden, kollayan… Eşinin sevdiği kişileri sever, onlara ikramlarda bulunurdu. Fâtımâ gibisi ancak bu hâneden çıkabilirdi.  O’nun başa kakmayan gayretine Rabbimiz cennetleri müjdeledi, selâmını iletti. Çölden deniz çıkaran kadındı O. Hacer’in zemzemi insanlara, Hatice’nin Efendisi insanlığa hayat vermekteydi. Cennetlik kadınların en üstünü olmaya lâyıktı.

Her Müslüman kadın birer Hatice olmalı kardeşler. Tüm hayatında O’nu örnek almalı. Hz. Hatice gibi önce güzel ahlaklı ve uyanık olmalı. Sonra hayat arkadaşını güzel ahlaklı seçmeli. Şunu da bilmeli ki zenginlik insanın elinde olmayabilir ama şeref ve asâlet, insanlara yaptıkları sebebiyle verilir. Hz. Hatice korktuğu ve incindiği halde sabırla, vazgeçmeden; teslîmiyet ve aşkla; Allah ve sevgilisi yoluna fedâkârlığıyla Allah’ın ve insanların rızasını kazandı. Kısaca ifade edecek olursak Hz. Hatice; sadık bir eş, fedâkâr bir yar, itaatkar bir yâran ve eşine her dâim destek, eşine ve çocuklarına kol kanat geren bir dost, iyi bir mürebbiyeydi. Allah’ın selâmı ve rahmeti o’na ve onun gibi olanlara olsun.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr