Nisan 2019 Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

CİHAD DERSLERİ- Sohbet Evleri

Âyet mealleri:

 

“(İslâm dinine girme hususunda) Öne geçen ilk muhâcirler ve ensâr ile onlara güzellikle tâbi olanlar var ya, işte Allah onlardan râzı olmuştur; onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemîninden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu, büyük kurtuluştur.” (Tevbe, 9/100)

 

“And olsun ki, o ağacın altında sana bîat ederlerken Allah, o mü’minlerden râzı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven duygusu vermiş ve onları pek yakın bir fetihle mükâfatlandırmıştır.” (Fetih,48/18)

 

İkinci âyetin işaret ettiği bîat, Hudeybiye’de “Semüre” ağacının altında yapılan “Rıdvân Bîatı”dır. 1400 Sahâbî, Kureyş’e karşı ölünceye kadar savaşacaklarına yemin etmişlerdi. Haber verilen yeni fetih de Hayber’in fethi veya Mekke’nin fethi olarak anlaşılmıştır.

 

Hadîs Mealleri:

 

“Ashâbım hakkında uygunsuz şeyler söylemeyin. Eğer, sizden birinin Uhud dağı kadar altını olsa ve bunun tamamını Allah yolunda harcasa, bu onların bir iki avuçluk harcamasına, hatta yarısına bile karşılık olmaz.” (Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 5; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 221)

 

“İnsanların en hayırlıları benim şu içinde bulunduğum asırda yaşayanlardır. Sonra onların peşinden gelenler, daha sonra da onların peşinden gelenlerdir.” (Buhârî, Fedâilü’s-Sahâbe, 1; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 212)

 

Yüce Allah, Hz. Peygamberin arkadaşları olan sahâbe-i kirâm’dan razı olduğunu Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde beyan etmiştir. Hz. Peygamber de, ashâb-ı kirâm üzerine titremiş ve onları “insanların en hayırlıları” olarak zikretmiştir. Sahâbe, çoğul bir kelimedir, tekili sahabî’dir. Sahâbî kelimesi, Arap dilindeki sohbet etti, arkadaşlık etti manasına gelen SHB kök fiilinden türetilmiş bir isimdir. Az veya çok kısa veya uzun sohbette bulunana bu isim verilir. “Hz. Peygamber’i görüp, az dahi olsa sohbetinde bulunan, onu dinleyen ve bu iman içinde ölen mü’min insanlara sahâbî” denir. Sahâbe, Hz. Peygamberin sohbetinde pişen insanların topluluğudur. O’nu bir an bile gören ve sohbetinde bulunan da sahabî’dir. Bediüzzaman Hazretleri şöyle der: “Sohbet-i nebeviyye öyle bir iksirdir ki, bir dakika ona mazhar bir zat, senelerle seyr-u sülûk’a mukabil hakikatin envarına mazhar olur.”

 

Sahâbe, sohbette yetiştiğine ve sohbet meclisinde piştiğine göre, sohbet önemli bir yol ve önemli bir metottur. Hz. Peygamber, etrafındaki insanları sohbet ederek İslâm’a dâvet etmiş ve onları sohbet meclislerinde yetiştirmiştir. Sahâbe ile her mekânda sohbet eden Hz. Peygamber’in özel sohbet mekânları ve bu mekânlarda oluşturduğu özel sohbet meclisleri vardır. Bu mekânların biri Mekke’de, biri Kubâ köyünde ve biri de Medine’dedir.

 

Mekke’deki sohbet mekânı Erkam b. Ebi’l- Erkam isimli sahâbî’nin evi yani “Dâru’l- Erkam”dır. İslâm târihinde “Dâru’l-İslâm” olarak da bilinen bu evin, İslâm’ın yayılmasındaki rolü çok büyüktür. Mekkeli müşriklerin giderek artan zulüm ve baskıları yüzünden Hz. Peygamber, Mescid-i Haram içinde Safa tepesinin eteklerinde bulunan bu evi kendine ikametgâh olarak seçti. Burada, bir yandan ashâb-ı kirâm’a dînî bilgiler öğretirken bir yandan da ilahî gerçeği arayan insanları İslâm’a dâvet ediyor, onlara Kur’an-ı Kerim okuyor ve onlarla birlikte namaz kılıyordu. Hz. Peygamber’in bu evdeki faaliyetlerinin sonucunda birçok kimse Müslüman olmuştur. Hz. Ömer de İslâmiyet’i burada kabul etmişti. İslâm’a dâvet için bu evin seçilmesinde, Kâbe’nin haremine dâhil oluşu, hac ve umre için Mekke’ye dışarıdan gelen pek çok kimse ile dikkat çekmeden temas kolaylığı sağlaması gibi hususlar göz önüne alınmıştır. (M. Asım Köksal, DİA VIII,520)

 

Hz. Peygamber, Mekke’den Medine’ye hicret ederken Medine şehrine varmadan Kubâ köyüne uğradı. Medine’ye çok yakın olan bu köyde bir müddet kaldı. Kendisi, köyün eşrafından Külsûm b. Hidm’e misafir oldu. Beraberinde olanlar ve daha önce hicret etmiş olanlar da diğer Müslümanlara misafir oluyorlardı. Mekke’den hicret eden bekâr Müslümanlar da Sad b. Hayseme’ye misafir oluyorlardı. Çünkü Sad da bekârdı. Hz. Peygamber, Külsûm b. Hidm’in evinde kalır, Sad b. Hayseme’nin evinde sohbet yapardı. Çünkü bütün bekârlar oradaydı; gençler orada toplanırlardı. Bu sebepten dolayı Sad b. Hayseme’nin evine bekârlar evi manasına gelen “Menzilü’l-uzzâb” denirdi. (İbn Hişam, II, 110; İbn Sad, I, 223)

 

İslâm dinin kabul edilmesinde ve yayılmasında bekârların gayretleri ve gösterdikleri fedakârlıklar dillere destandır. İlk Müslümanların birçoğu, Hz. Peygamberin etrafında pervâne gibi dönen bekârlardan oluşuyordu. Kubâ köyüne gelen bekâr muhâcirler, kendileri gibi bekâr olan Sad b. Hayseme’nin evini mekân olarak seçmişlerdi. Sad da onlara hem evini hem de gönlünü açmıştı. Kubâ’daki bütün Müslümanlar burada toplanırlar, Hz. Peygamber de onlara sohbetler yapardı.

 

Hz. Peygamber efendimiz, Hicret’ten sonra Medine’ye yerleşince, şehrin merkezinde bir mescid yaptırdı. Bu mescidin giriş kısmında “Suffa” diye bir yer vardı. Burada hem muhâcirlerin bekârları hem de Medineli bekârlar kalırdı. Kendilerine “Ashabu’s-suffa” denilen bu bahtiyar insanlar günde beş vakit namazı Hz. Peygamber’in arkasında kılarlar ve O’nun sohbetini dinlerlerdi. Hz Peygamber’in sohbetinde yetişen ve pişen bu mübârek insanlar, Hz. Peygamberin vefatından sonra İslâm’ı Arap yarımadasının dışına taşıdılar; cepheden cepheye, gazâdan gazâya koştular. İslâm, onların omuzları üzerinde bütün dünyaya yayıldı. Dâru’l-Erkam’da, Menzilü’l-Uzzâb’da, Mescid’de ve Suffa’da yetişen ve oradaki sohbet halkasında bulunan insanlar başardı bu işi.

 

Ülkemizde ve bütün dünyada sohbet evleri, Asr-ı Saâdet’teki fonksiyonu icra ediyorlar. Sohbet evlerinde Hz. Peygamber’in ve sahâbenin sünneti takip edildiği ve o güzel metot uygulandığı için buralardan etrafa bereket yayılıyor. Üniversiteyi kazanıp evlerinden ayrılan ve geldiği büyük şehirlerde öğrenci evlerinde kalan bekâr arkadaşlar Sad b. Hayseme gibi evlerini sohbete açarlarsa Hz. Peygamber de sık sık onları ziyaret eder ve mânen bu sohbetlere katılır, diye düşünüyorum.

 

Öğrenci yurtlarında kalan arkadaşlar beş vakit namazlarını cemaatle kılarlarsa, Hz. Peygamber, Ashâb’us-suffa’ya duâ ettiği gibi onlara da duâ eder ve ellerinden tutar. Bekârlarımız, evlenmeden ve çoluk-çocuğa karışmadan bu mânevî zevki tadarlarsa hem kendileri hem de Ümmet-i Muhammed adına çok şeyler elde ederler. Cemaatler, tarîkatlar, vakıflar, dernekler, talebeler, büyükler, küçükler, kadınlar, erkekler, herkes ama herkes sohbetlere önem versinler; sohbet evleri kursunlar; sohbet halkaları oluştursunlar. İslâm’ı bir sonraki nesle taşıyacak olan bahtiyar insanlar bu sohbet halkalarında yetişecek inşallah.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2019

Sayı: 369

İlkadım Arşiv