Eylül 2019 Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN A- A+
A- A+

CİHAD DERSLERİ - Çölü Yaran Ordunun Komutanı Hz. Halid b. Velid radıyallahu anh

Hz. Peygamber efendimizin vefatından sonra Arap Yarımadasının değişik yerlerinde yalancı peygamberler zuhûr etti. Bu yalancı peygamberler, İslâm’ı henüz iyice öğrenememiş ve kavrayamamış insanlardan bir kısmını etraflarına topladılar. Aslında bu yalancı peygamberlerden bir kısmı, Hz. Peygamber hayatta iken çıkmışlardı; ama onlara iltifat eden olmamıştı. Onların yalancı yıldızı, Hz. Peygamber'in vefatından sonra parladı ve hemen söndü. Sönmesinde de Hz. Hâlid'in büyük gayretleri oldu. Hz. Peygamber'in vefatından sonra Müslümanlar tarafından devlet başkanlığına seçilen Hz. Ebû Bekir, bu konuda sıkı durdu ve işi ciddiye aldı. Bu yalancıların bertaraf edilmesi için başarılı komutanlara görev verdi; Hz. Hâlid de onlardan biriydi. Bu komutanların ve askerlerinin ciddî gayretleri neticesinde problem kısa zamanda çözüldü. Yalancı peygamberliğini ilan edenlerden bir kısmı bertaraf edildi; bir kısmı da hatalarını anlayıp özür dileyerek dine geri döndüler.

Hz. Peygamber'in birinci halifesi Hz. Ebû Bekir, yalancı peygamberler gâilesini ve irtidât olaylarını bastırdıktan ve Arap yarımadasında sükûneti sağladıktan sonra bu başarılı komutanlarını fetih ordularının başında yarımadanın dışına gönderdi. Bu komutanların en başarılılarından biri olan Hz. Hâlid, Irak'ın fethi için gönderildi. O zaman Irak, Sâsânî İmparatorluğu'nun hâkimiyeti altında; Suriye de Bizans İmparatorluğu'nun hâkimiyeti altındaydı. Hz. Ebû Bekir, başarılı komutanlarından bir kısmını da Suriye'nin fethi için görevlendirmişti.

İslâm orduları, Arap yarımadasında mürtedlerle ve yalancı peygamberlerle mücâdele ederken Hz. Ebû Bekir, Müsennâ b. Hârise eş-Şeybânî'yi Irak topraklarına fetih için görevlendirmişti. Bu işe başlayan Müsennâ, halifeden yardım istemişti. Halife de Hz. Hâlid'i Irak'a göndermişti. Irak'a gelen Hâlid, Müsennâ'dan bölge hakkında ve Sâsânîler hakkında bilgi aldıktan sonra hareket etmiş ve fetihleri devam ettirmişti.

Suriye'de Bizans İmparatorluğu ile savaşan İslam Orduları halifeden destek birlikleri isteyince Halife, bu sefer de Irak'ta bulunan Hz. Hâlid'e, Suriye'ye gitmesi emrini vermişti. Halifeden bu emri alan Hz. Hâlid, geçilmez denilen bir çölü askerleriyle kısa zamanda geçerek Suriye'ye ulaşmış ve oradaki fetihleri gerçekleştirmiş, sonra da Şam'ı fethetmiştir.

Hz. Hâlid'in, Irak'tan Suriye'ye geçerken kısa zamanda yararak geçtiği çöl, Kurâkır ile Süvâ arasındaki çöldür. Hâlid, Suriye'ye giderken düşmanın haberi olmadan gitmek istiyordu. Bunun için de devamlı kullanılan yolu değil, başka bir yolu kullanmak istiyordu. Çevreyi bilen rehberleri toplayarak kendine göre bir güzergâh tayin etti ve çölü geçti.

Geçtiği çölde su yoktu. Sekiz yüz askeri ve ordunun binek hayvanları ile bu çölü geçmeye karar veren Hz. Hâlid, çok güzel tedbirler aldı ve işi başardı. Bilgisine başvurduğu rehberler, ona bu çölü geçemeyeceğini söylemişlerdi. Tay Kabilesine mensup olan rehber Râfî b. Âmire, ona şöyle dedi:

“Sen, atlar ve yüklerle oradan geçemezsin! Allah'a yemin ederim ki, tek başına yola çıkan bir atlı, hayatından korktuğu için oradan geçmeye cesaret edemez. Yalnızca kendini beğenen gururlu bir kimse bu yola düşer. Bu çöl, iyi koşan bir at için beş günlük bir yol olup insanı şaşırtır. Ayrıca orada su da bulunmaz.”

Kılavuz Râfi'nin bu sözlerine kızan Hz. Hâlid, ona şöyle dedi: “Yazıklar olsun sana ey Râfi! Beni oyalama! Allah'a yemin ederim ki, bu çölü geçmek mecburiyetindeyim. Bu hususta, Halife'den kesin tâlimât geldi. Sen, ne lazımsa onu yap!”

Hz. Hâlid'in bu kesin ve kararlı tavrı karşısında Râfi de şöyle dedi: “Öyle ise askerler için çok su alınız. Ayrıca herkes, susamaması için devesinin kulağını sarıp bağlasın. Çünkü bu çöl, Allah'ın muhâfaza ettikleri hariç, herkesi mahveder. Ayrıca bana, semiz ve büyük gövdeli yirmi tane deve bulup getirin.”

Hz. Hâlid, istenen develeri buldu ve getirtti. Râfi, bu develeri iyice susayıncaya kadar susuz bıraktı, sonra onları suyun başına getirdi. İyice susamış olan bu develer, kanıncaya kadar su içtiler. Daha sonra Râfi, geviş getirip de susamasınlar diye develerin dudaklarını bağladı. Sonra da Hz. Hâlid'e: “Haydi hareket edelim!” dedi.

Hz. Hâlid, atları ve ağırlıklarıyla birlikte, askerlerin hareket etmesini emretti. Bir gün sonra ilk menzile ulaşıldığında, bu yirmi deveden dört tanesi kesilerek karınlarındaki sular alındı ve ordudaki atlara içirildi. Askerler de yanlarına aldıkları kırbalardaki (deriden yapılmış su kabı, su tulumu) sulardan içtiler. Dört gün boyunca yola böyle devam edildi. Develerin karınlarındaki sular atlara içiriliyor, etleri de askere yediriliyordu. Çölün geçileceği son günde Hâlid b. Velid, askerlerinin hayatından endişe etmeye başlayıp korkunca, gözleri şişip iltihaplanmış olan kılavuza:

“Ne oldu ey Râfi!?” diye sordu. Râfi de: “İnşallah, suya kavuşmak üzereyiz.” diye cevap verdi ve kendisince bilinen iki işarete yaklaşınca, askerlere: “Çömelmiş insana benzeyen küçük bir avsec ağacı görüyor musunuz?” diye sordu. (Avsec, bazı yerlerde Sincan dikeni veya Mûsâ ağacı denilen küçük bir çöl ağacıdır.) Onun bu sorusuna askerler:

“Hayır! Öyle bir ağaç görmüyoruz!” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Râfi, ölüm ve felaket anlarında okunan “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz Allah'tan geldik ve O'na döneceğiz)” âyetini okumaya başladı ve:

“Vallâhi, öyle ise siz de helâk oldunuz ben de helâk oldum! Ne olur iyi bakın!” dedi. Askerler, tarif edilen ağacı araştırmaya başladılar ve sonunda, bir kısmı kesilmiş bir halde onu buldular. Askerler ağacı görünce tekbir getirdiler. Râfi de onlarla birlikte tekbir getirdi; sonra da: “Ağacın dibini kazınız!” dedi. Askerler ağacın dibini kazdılar ve suyu buldular, kanıncaya kadar su içtiler. Böylece yola devam etmek mümkün oldu. Suyun bulunmasından sonra Râfi:

“Vallahi ben, bu suyun başına, çok küçük yaşta iken babamla birlikte yalnızca bir defa gelmiştim.” dedi.

Hâlid b.Velid'in kumandası altında, çok zor ve tehlikeli beş gün devam eden bu çöl yolculuğundan sonra İslâm ordusunun Sûvâ'ya ulaşması hakkında, şâirlerden birisi şu beyitleri söylemiştir:

“Allah için söyleyiniz! Susuz çöllerde yol göstererek Kurâkır'dan Sûvâ'ya bizi ulaştıran Râfi'nin iki gözü ne kadar da keskindir. Bu çölü geçerken askerler, korkudan ağlamışlardır. Ey Halid! Senden önce bu çölü geçen bir insan görülmüş değildir.” (Mustafa Fayda, Allah’ın Kılıcı Hâlid b. Velid, 371-375)

Kendisinin ve askerlerinin ölümü pahasına susuz çölü geçerek Suriye'ye ulaşan Halid b. Velid, Yüce Allah'ın izniyle Şam şehrini fethetti ve bu sayede İslâm bu topraklara yerleşmiş oldu. Hz. Peygamber efendimizin dizinin dibinde yetişen sahâbe-i kirâm efendilerimiz, işte böyle mübârek insanlardı. Onlar, düşman üzerine hücûm ederken korku nedir bilmezlerdi. Çâresizlik içerisinde kıvranmaz, bütün çârelerin tükendiği zaman bile bir çâre bulurlardı. Bizim gibi oturup ağlamazlardı, düşmana teslim olmazlardı. Kendilerinde var olan her şeylerini, canları ve malları da dâhil, İslâm için harcarlardı. Yüce Allah da onlara zafer verir ve yüzlerini ak ederdi. Bir onlara bakıyoruz; bir de bize bakıyoruz. Onlara baktığımız ve onların hayatlarını okuduğumuz zaman içimiz açılıyor, bize baktığımız zaman da içimiz sıkılıyor.

Bizi de onlara benzet yâ Rabbi!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2019

Sayı: 374

İlkadım Arşiv