Haziran 2015 Mehmet Akif ÇELİK A- A+
A- A+

Çağlar Öncesinden Gelen Sayha, Salih (as), Semud ve Biz!

Allah, kâinatı ve içindeki insanı yarattığı günden beri insan denilen “Ahsen-i takvim”i hiçbir zaman başıboş bırakmamıştır. Hem onun bozulmaması hem de imtihan maksatlı, fıtratına yerleştirdiği huylarına karşı ayakta durabilmesi için, peygamberler ve onlarla birlikte kitaplar, suhuflar göndermiştir.  Kimi insan ve toplumlar bu imtihanı gönderilen peygambere ve kitaba uyarak atlatmış, başarı ile sonuçlandırmış; kimileri ise içindeki kötü huyları bastıramamış, onları kontrol altına alamamış ve sonunda ya birey olarak ya da toplu olarak Allah’ın gazabına uğramıştır. Allah (cc) bir ayette şöyle buyurmaktadır:

“O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk, 2)

Evet, Allah ölümü ve hayatı imtihan için yarattığını bu ayetle gözler önüne sermektedir. O halde bize düşen ayetin gereğini yerine getirmek ve imtihanı en güzel bir şekilde tamamlamaktır.

Geçmiş kavimlere baktığımızda da bu tür imtihanların onların da başına geldiğini Kur’an-ı Kerim bizlere haber vermektedir. Ne zaman ki kendi toplumlarında bir ifsat, bir bozulma baş göstermiş; Allah’tan hemen bir uyarıcı gelmiştir. Onların da kazananı olduğu gibi kaybedeni olmuştur. Çünkü Allah, toplumsal ve bireysel bozulmayı, kokuşmayı kabul etmiyor. Hele ki fitne ve fesat çıkaranları ölümden dahi şedit görüyor. Nuh’un, Hud’un, Salih’in ve Şuayb’in kavimleri… Ve daha bildiğimiz bilemediğimiz niceleri… İşte dağları ev yapmaları ile meşhur olan Semud Kavmi de böyle toplumsal bir bozulma yaşamış ve Allah’ın helakine düçar olmuşlardır. Biz de bu yazımızda Salih’in (as) tebliğini ve Semud’un bu tebliğe cevabının günümüze yansımalarını değerlendirmeye çalışacağız. Salih’in (as) tebliğine karşı kavminin verdiği cevaba ve bizim bunlardan nasıl bir sonuç çıkaracağımıza geçmeden önce Salih (as) ve kavminin kıssasını konuyu daha iyi anlayabilmek için kısaca zikredelim. Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i Peygamber olarak gönderdik…” (A’raf, 73)

Salih (as),  Allah’ın kendisine yüklediği peygamberlik görevini yerine getirmek üzere içinde bulunduğu toplumu, Semud’u uyarmaya başlayınca ilk önce büyük bir tepki ile karşılaştı. Ancak o yine de şu sözden ayrılmadı.

“Ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Ben sizden buna karşılık bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabb’ine aittir.” (Şuarâ, 143-145)

Böylece ilk davetini yapmış olan Salih’e (as) karşı büyüyen tepkiler inanmayanların mucize istemesine kadar uzandı ve dediler ki: “Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir ayet (mucize) getir.” (Şuara, 154)

Ve bu isteğin üzerine Allah mucize olarak Salih’e (as) bir dişi deve gönderdi. Ve Salih (as) dedi ki:  “Ey kavmim! İşte şu Allah’ın dişi devesi size bir mucizedir. Bırakın onu Allah’ın yeryüzünde otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar.” (Hud, 64)

Her inatçı ve zorba kavim gelen mucizelere karşı gözlerini kapatmıştır. İşte Semud Kavmi de her şeye rağmen gelen mucizeyi reddettiler ve deveyi kestiler.

“Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir vaaddir.” (Hud, 65)

“Ne zaman ki azap emrimiz geldi, Salih’i ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin mutlak üstündür.” (Hud, 66)

Ve sonuç: “O zalimleri, korkunç bir gürültü yakalayıverdi de oldukları yerde çöküp kaldılar. Sanki orada güzel güzel yaşayıp durmamışlardı. Bak işte Semud, gerçekten de rablerini inkâr ettiler. Bak işte nasıl yok olup gittiler.” (Hud, 67-68)

Böylece Allah (cc) kendisine inanmayan ve kendisini inkâr eden Semud’u helak etmiş ve bizlerden de bu kıssaya Kur’an-ı  Kerim’de yer vererek kıssadan ibret almamızı istemiştir.

Şuara Suresi, 208. ayette de geçtiği üzere “Biz hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.” Allah toplumsal bozulmayı önleyici kuvvet olarak Semud Kavmine de uyarıcılar göndermiş ve sonunda uyarılara kulak asmadıkları için Semud Kavmini helak etmiştir. Salih (as) ve Semud hakkında Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayeti kerime vardır ancak biz bunlar içerisinden birkaçına kısaca değineceğiz. Semud kavmi neden helak edilmiş ve bu helakten günümüze yansıyanlar nelerdir?

1- Allah Teâlâ A’raf Suresi’nin 73. ayetinde şöyle buyurmaktadır: Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur…

Allah Semud Kavminden bu şekilde bir istekte bulunuyor. “İbadet edin ve şirk koşmayın” diye. Kur’an-ı Kerim’in muhatabı olan bizlerden de Allah birçok ayette itaat ve ibadet etmemizi, şirk koşmamamızı istiyor. Peki, günümüzde 7 milyarlık dünya içerisinde kaç kişi itaat ediyor ve hayatına şirk karıştırmadan yaşayabiliyor? Müslüman dünya ne âlemde? Bireysel olarak bizler ne âlemdeyiz, bakmamız gerekmez mi? Eğer ki Semud Kavminin düştüğü bu hallerden bir tanesini dahi kendi şahsımızda ve toplumumuzda barındırıyorsak Semud’u helake uğratan izlerden bizim de taşıdığımızı unutmamamız gerekir. Semud Kavmi hakkında inen bu ayetten toplumsal ifsadın en önemli iki sebebini çıkarmak zor olmayacaktır.

A) Allah’a şirk koşmak

B) Allah’a itaat ve ibadeti terk etmek

2-  Allah Teâlâ Araf Suresi’nin 74. Ayetinde şöyle buyurmaktadır: “ … artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık çıkarmayın.”

Allah burada da Semud Kavminden fesatlık çıkarmamasını istiyor. Günümüz dünyasına objektif bir gözle baktığımızda fesadın çıkmadığından söz etmek mümkün mü? Ve de bu fesadın belki de pek çoğu Müslümanların kendi elleri ile çıkardıkları fesat. Allah, Semud Kavmine sorduğu gibi bize de “niçin fesat çakardınız ya da fesadı ortadan kaldırmak için niçin çaba sarf etmediniz” diye sormayacak mı? Nasıl cevap vereceğiz. Meslek meşrep ve mezhep kavgalarından bir türlü “ümmet” kavramına geçemedik. Bazılarımız yangına körükle gitti, bazılarımız ise körüklenen bu yangında can verdi. Halbuki din bu değildi.

3- Allah Teâlâ Araf Suresi’nin 77. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dediler.

İnsanoğlu maalesef çok aceleci ve çok cesur. Semud Kavminde de bunu görmek mümkün. Tabiri caizse “Allah’a ve O’nun elçisine rest çekiyorlar”. Fazla uzağa gitmeye gerek yok hemen yanı başınızdaki akrabanıza komşunuza belki de kendimize bakmak bu ayeti zamanımıza güncellemek için yeter de artar bile. Bu devrin insanı da demiyor mu “bu devirde faizsiz iş mi olur, o ayet böyle değil şöyle, bu ayeti kimse anlamamış ben anladım, din camide olur, Allah ekonomimizi siyasetimizi bize bıraksın, Allah cihat etsin biz yatalım vs.” diye. Dini kendilerine göre yorumlamak, ya da dini emirleri yerine getirmeden bir de emirlerle alay etmek, yani rest çekmek üstü kapalı… Maalesef bu tablo biziz.

4- Allah Teâlâ Araf Suresi’nin 79. ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
Demek ki helake uğrayan bir kavim olan Semud, nasihati de seven bir kavim değilmiş. Günümüze dönecek olursak hangi birimiz kendine nasihat edilirken can kulağı ile dinliyor ya da dinlemek için çaba sarf ediyor?  Nasihat edeni dinlerken “dur ayıp olmasın, dinleyelim” psikolojisi yok mu bazılarımızda. Hz. Ömer’in ifadesi ile “Nasihatçileri olmayan ve nasihati sevmeyen bir toplumda hayır yoktur.” Gerçek şu ki İslam Ümmeti olarak özellikle son dönemlerde nasihati dinlemeyi bıraktık ve bizde de bundan dolayı hayır azaldı. O zaman bu hengâmenin içerisinde hayrı talep etmek lazım gelmez mi. Gerçekten de şu zamanda kendimize dönüp yeniden bizi sarsacak, bizi kendimize getirecek sorulara ihtiyacımız var cevapları ile birlikte. Cevaplar ise mübin olan Kur’an’da ve O’nun rasulünün sünnetinde. Elbette görmek ve yaşamak isteyene.

Salih (as) ve kavmi Semud’dan ibret almak için daha pek çok çıkarımlar yapabiliriz. Toplumsal bozulmanın çok net yaşandığı kavimlerden sadece bir tanesi. Ancak tüm bu çıkarımlar bizleri doğruya ulaştırmıyorsa, bizlere ateş olmaktan başka bir dönütü olmayacaktır. Allah bizden bu kıssalardan ibret alıp bireysel ve toplumsal bozulmaya sebep olan işlerden kaçınmamızı istemektedir. Eğer bizlerin, dini Allah için yaşama gayreti olursa Allah da bize Salih’e (as) verdiği cevaptan verecektir. İnşallah bu cevaba mazhar olabilmek ümidi ile çalışıp gayret edelim.

“Ne zaman ki, azap emrimiz geldi, Salih'i ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin güçlüdür, mutlak üstündür.” (Hud, 66)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2015

Sayı: 323

İlkadım Arşiv