Temmuz 2010 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

BAŞYAZI- ZULMÜN ZEVALİ

İlahi ve nebevi öğreti zulmün her çeşidini yasaklamıştır. Mülk âlemlerin Rabbi rahman ve rahim olan yüce Allahımız’ındır. Onun mülkünde onun hükmünün ilgası zulümdür.

Rabbimiz:

“Kim Allahın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.” (Maide 45) buyurmaktadır.

Halıkın ve mahlûkun hakkına tecavüz zulümdür. Zulüm haddi aşmaktır. Zulüm azgınlıktır. Zulüm adaletin zıddıdır. Adalet fazilet, zulüm ise zillettir. Zulmün zevali zalimin zulmünü icrasıyla başlar. Zulmün zevalinin süresi mazlumun rabbiyle kurbiyeti, zulme gücü nispetinde karşı duruşuyla alakalıdır.

Mülkün sahibi olan Rabbimiz mülkünde sevki idareyi peygamberleri vasıtasıyla insanlara tevdi etmiştir. Mülkün sevk ve idaresiyle ilgili hükmünü de peygamberleri vasıtasıyla insanlara bildirmiştir. İnsanlar kendilerine bildirilen bu ilahi ahkâma uymak zorundadırlar. Rabbimizin hayatın her yönü ile ilgili hükmüne uyanlar kurtulur, uymayanlar ise zulmetmiş olurlar ve azabı hak etmiş olurlar. Hangi hususta olursa olsun zulmeden aslında kendine zulmetmiş olur.

Rabbimiz:

“Kim Allahın sınırlarını aşarsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur.” (Talak 1) buyurmaktadır.

Rabbimizin emir ve yasaklarına riayetsizlik zulümdür.

Kur’an’da üçyüzden fazla ayet-i celilede zulmün çeşitlerinden bahsedilmekte, bu duruma düşenler kınanmakta, dünya ve ukbada azapla tehdit edilmektedir.

Rabbimiz:

“Sonra o (kendilerine) zulmedenlere , ‘ebedi azabı tadın!’ denilecek. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?

(O zaman) zulmeden herkes yeryüzündeki bütün servete sahip olsa (azaptan kurtulmak için) elbette onu feda eder. Ve azabı gördükleri zaman için için yanarlar…” (Yunus 52-54) buyurmaktadır.

Aslında zulmeden kime neyle ve nasıl zulmederse etsin bunlar tamamıyla kendine dönecektir. Ebedi azaba müstahak olacaklardır.

Zulmedenler yeryüzünün bütün servetine sahip olsalar da bunları zulümlerine bedel olarak ödeseler de azaptan kurtulmaları mümkün değildir.

Nefsine, şeytana uyup zulmedenler, heva ve hevesini ilah edinip zulmedenler, öfkesini yenemeyip zulmedenler; mal, mülk, makam, mevki, servet için birbirine zulmedenler kendi kuyularını kazdıklarının farkındalar mı?

Küfür, şirk, adam öldürmek, içki, kumar, zina, şans oyunları, hırsızlık, rüşvet, gasp, hile, yalan, iftira, dedikodu, gıybet, emanete ihanet, sözünde durmamak birer zulümdür.

Zulmü terk etmediği sürece zalimi bekleyen en büyük tehlike ise hidayetten mahrum edilmesidir.

Rabbimiz:

“Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez.” (Bakara 258)

“Allah zalimleri sevmez.” (Al-i İmran 57)

Bir kul için Allah sevgisinden ve Allahın hidayetinden mahrumiyetten daha büyük bir felaket düşünülebilir mi? Kıyamet gününde de hiçbir yar ve yardımcıları yoktur.

Rabbimiz:

“Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.” (Al-i İmran 192) buyurarak onların müthiş yalnızlığına dikkat çekmektedir. Zalimlerin zulümlerinin çeşidince azaplarının çeşidi vardır.

Yeryüzü yaratılalıdan beri nice zalimlere ve zulümlere şahit olmuştur. Hepsi de silinip yok olup gitmiştir. Günümüzde de nice zalimler ve onların destekçileri zulümlerini icra etmekteler ama onların da kısa bir süre sonra miadı dolacak yok olup gidecekler. Zalimler zulümleri ile anılırlar, adiller adaletleri ile sevgi ve muhabbetle anılmaktadırlar.

Hikâye edilmektedir ki; ırmaktan karşıya geçmek isteyen bir akrep su kaplumbağasına kendini karşıya geçirmesi için ricada bulunur, ırmağın ortalarına geldiğinde, kaplumbağa akrebin iğnesini sırtına batırmaya çalıştığını fark eder ve ona ne yapmak istediğini sorar o da sokma işinin kendinin fıtri bir işi olduğunu söyler. Bunun üzerine kaplumbağa bir dalışla kendine ihanet eden akrebin işini bitirir.

İnsanlık tarihi içerisinde zalimler olmuş mazlumlar olmuş. Fertler zulüm işlemiş, toplumlar zulüm işlemiş fakat israiloğullarının zulmü sistemli ve sürekli olmuştur. Mazlum konumdayken bile zulüm işlemeyi başarmışlardır.

Rabbimiz:

“İşte üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına) Allah’ın ayetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.” (Bakara 61) buyurarak israiloğullarına aşağılık ve yoksulluk damgasının vurulmasına, hakkı inkâr etmeleri ve onu söyleyen peygamberleri acımasızca öldürmeleri gösterilmiştir. Şuayb, Zekeriyya ve Yahya gibi peygamberleri öldürmüşler, çoğuna da olmadık eziyetler vermişlerdir.

“Musa kavmine dedi ki: Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Kullarından dilediğini onlara varis kılar. Sonuç (Allah’tan korkup günahtan) sakınanlarındır.

‘Onlarda, sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi, dediler. (Musa) umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hâkim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar.’dedi.” (Araf128-129)

Musa -aleyhisselam- onlara sabır ve fetih müjdelerken onlar hala mazlumiyetlerinden bahsediyorlardı. İsrail oğulları Mısır’da zalim firavun ve kıptilerin başına gelen, kendilerine uğramayan sel, çekirge, haşerat, kurbağa, kan gibi felaketlere şahit oldular.

Daha sonra bizzat firavun ve ordusunu denizde boğulduklarına şahit oldukları halde bir an Musa -aleyhisselam-‘ın kendilerinden ayrılması ile buzağıya taparak en büyük zulmü işlemeleri nasıl izah edilebilir.

Yine Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Medine’de vatandaşlık anlaşması yapar. Kaynuka Yahudileri’nin müslüman kadının tesettürüne saldırmaları, Nadir Yahudilerinin Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e suikast girişimleri, Kureyş Yahudileri’nin Hendek Savaşı’nda müslümanları arkadan vurmaları israiloğullarının zulüm ve ihanetlerinin tarihi belgeleridir. Elbette ki bir kavmi topyekün zalimlikle itham etmek mümkün değil, bunlar içerisinde Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e eş olmuş, sahabe derecesine yükselmiş güzide kimseler de mevcuttur. Bir kavmi topyekün kötülükle itham etmek de zulümdür. İsrailoğullarının tarihine baktığımızda çoğunun fitne ve fesadı, ihanet ve zulmü kendilerine meslek edindiklerini görürüz. Onların bu kötü ahlakları Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz döneminde de başlarına büyük felaketler getirmişti.

Ebu Hureyre -radıyallahu anh- şöyle demiştir:

“Mescitte bulunuyorduk. Derken yanımıza Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- geliverdi ve ‘haydi Yahudiler üzerine hareket ediniz’ buyurdu. Birlikte sefere çıktık. Onlara vardığımızda Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ayağa kalktı ve şöyle seslendi: ‘Ey Yahudi topluluğu müslüman olun kurtulun.’ buyurdu. Onlar da ‘Ey Eba Kasım tebliğ ettin’ dediler. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz de ‘Ben de bunu istiyordum. Müslüman olun kurtulun’ buyurdu. Onlar da ‘Ey Eba Kasım tebliğ ettin’ dediler. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de ‘Ben de bunu istiyordum. Müslüman olun kurtulun’ buyurdu. Onlarda ‘Ey Eba Kasım tebliğ ettin’ dediler. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de ‘Ben de bunu bekliyordum buyurdu ve üçüncüde de ‘Biliniz ki bu topraklar Allah’ın ve Rasulünündür. Ben sizi bu topraklardan sürmek istiyorum. Kim malından satacak bir şey bulursa onu hemen satsın, değilse bilsin ki, bu topraklar Allah’ın ve Rasulünündür.” (Buhari, Müslim) buyurdu.

Abdullah b. Ömer –radıyallahu anh-: “Nadir kabilesi ve ardından Kurayza kabilesi antlaşmayı bozup savaş açtı. Bunun üzerine Peygamber efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Nadiroğulları’nı Medine’den sürdü, Kurayza’yı bağışlayıp yerinde bıraktı. Nihayet onlarda savaş açtı. Bunun üzerine hazreti Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine sığınıp iman ederek Müslüman olmuş kimseler dışında erkekleri öldürdü, kadın ve çocukları ile mallarını müslümanlar arasında bölüştürdü. Sonunda yahudilerin tamamını Medine’den sürdü.” demiştir. (Buhari, Müslim)

Yahudilerin ihaneti bitmez. Son olarak da kendilerine kucak açan Osmanlı’ya ihanet etmişler, yıkılması için tüm gücüyle çalışmışlardır. Ama hiçbir zaman ihanet ve zulümleri yanlarına kar kalmamış, kar kalmayacaktır da.

En yakın zulüm ve ihanetleri ise Gazze’deki müslüman kardeşlerimize tamamen insani yardım amacıyla yola çıkan Mavi Marmara gemisindeki kardeşlerimize saldırarak katliam yapmalarıdır.

Bu saldırı zalimlerin şımarık terör devleti israil’in zırhlara bürünmüş, modern silahlarla donatılmış korkak askerlerinin, savunmasız sivil kadın ve erkeklere saldırarak katliam yapması zulüm, ihanet ve acziyetin bir tescilidir. Korku krizleri geçiren bu İsrail terör devleti, korkmaya devam etsin zira zalimlerin hasmı Allah Teâlâ’dır.

Mavi Marmara ve şehitleri inşaalllah yıllardan beri pek çok kurum ve kuruluşun gerçekleştiremediğini başararak Kudüs’ün fethinin hudeybiyesi olacaktır. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de çağları aşan müjdesinde “Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz, sonunda arkasında Yahudi gizlenen taş dile gelir ve ‘ey müslüman işte yahudi arkamdadır, onu öldür’ der buyurmuştur.” (Buhari, Müslim)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr